AB mülteci krizini Türkiyesiz çözebilir mi?

Suriye iç savaşı, Suriyeli mültecilerin AB'de yol açtığı kriz, AB'nin Türkiye ile ilişkileri ve Kıbrıs sorunlarının iç içe geçtiği hayli karmaşık bir süreçten geçiliyor.

Avrupa Birliği mülteciler krizini Türkiye’nin yardımı olmadan çözebilir mi?

Cevap çözebileceği olsaydı, diplomatik heyetler Brüksel ve Ankara arasında son beş yıldır hayal edilmeyecek sıklıkta mekik dokuyor olmazdı.

Fazla yüzeysel bir değerlendirme mi oldu? O halde biraz derine inelim.

***

Avrupa kapılarına dayanan mülteciler sadece Suriye’den gelmiyor.

AB açısından bakınca ufuktaki daha büyük sorun, Sahra-altı Afrika’dan yükselmeye başlayan büyük göç dalgası.

Bu nedenle mesela Malta’da dün başlayıp bugün devam edecek toplantıda AB üyeleri bir grup Afrika ülkesiyle görüşmelere başladılar.

***

Onlara önerdikleri, aslında ilk başta Türkiye’ye önermeye kalktıkları plan: Siz mültecileri Afrika’da tutun, parası bizden.

Tabii bu önerinin Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin tarihi ve doğasına uygun olmadığını erken anladı Brüksel.

Ne de olsa 1963’de Katılım Ortaklığı Anlaşmasından, 1987’de tam üyelik başvurusundan, 1999’da üye adaylığının onaylanmasından ve 2004’teki Kıbrıs aldatmacasından bu yana AB bekleme odasında Türkiye.

***

Doğru, Türkiye bütün bu süre boyunca demokrasi, hak ve özgürlükler alanındaki açıklarını bir türlü kapatamadı, fazla fakir ve fazla kalabalıktı filan ama AB’nin Türkiye’yi sürekli dışarı itmesi de Türkiye’nin işini kolaylaştırmadı.

AB’deki bazı çevreler, ne Türkiye’deki laik düzenin kıymetini bildi, ne de Müslüman nüfusuyla Türkiye’nin Avrupa’ya gerçek anlamda laikliği getirebilmesi ihtimalinin.

Tersine din farkı hep görünmez bir duvar olarak arada tutuldu.

***

Tayyip Erdoğan başbakanlığındaki AK Parti hükümetleri, özellikle de 2004’teki Kıbrıs aldatmacasının getirdiği hayal kırıklığıyla, özellikle de 2010 sonunda patlayan Arap Baharı ardından yüzünü batıdan doğuya dönüp Ortadoğu işlerine fazlasıyla dalınca AB ile mesafe daha da açıldı.

Son beş yıldır, AB ile siyasi ilişkiler adet yerini bulsun düzeyine inmiş, fiilen buzdolabına kaldırılmış durumdaydı.

Sonra birden tersine döndü bu tablo.

***

Tablonun tersine dönüp AB başkentlerinden “Türkiye’nin önemi” demeçlerinin duyulmaya başlaması için Suriyeli mültecilerin AB kapılarına dayanması gerekti.

Yunanistan yolundayken cansız bedeni Bodrum sahiline vuran zavallı Aylan Kürdi’nin görüntüsünün Avrupa’nın sakin oturma odalarında huzuru kaçırması gerekti.

Dört yıldır süren Suriye iç savaşından kaçan mültecilerin artık Türkiye’den AB ülkelerinin sınır boylarına taşması gerekti.

***

Ankara’da “ahlaksız teklif” olarak nitelenen ilk girişimin Türkiye tarafından “Bu iş stratejik ilişkileri geliştirerek çözülebilir” diye cevaplanması ardından genel tablodaki değişiklik siyasete de yansımaya başladı.

AB liderleri bu konuya özel bir zirve topladı. O arada hükümete sert eleştiriler içeren İlerleme Raporu’nun yayınını 1 Kasım seçimleri sonrasına bırakarak Ankara’yı kızdırmak istemediğini ve aslında ellerinin ne kadar zayıf olduğunu gösterdi.

Alman Şansölyesi Angela Merkel kalktı, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu ile konuşmak için İstanbul’a uçtu.

Orada, bir süredir Dışişleri Bakanı Feridun Sinirlioğlu ile AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Frans Timmermans başkanlığındaki heyetlerin üzerinde çalıştığı taslağı konuştular.

***

Bu taslak, mültecilerin Türkiye’de tutulması için ayrı ve ortak yönetilen bir bütçenin tahsisini, ama aynı zamanda Türk vatandaşlarına Schengen ülkelerinde vizesiz seyahat hakkının öne alınması, üyelik müzakerelerinin başlaması gibi önemli maddeleri de içeriyordu.

Tabii o müzakerelerin başlamasındaki Kıbrıs Rum vetosu boyutuyla sürmekte olan Kıbrıs görüşmelerine, mültecilerin akıbeti boyutuyla da Viyana’da sürmekte olan Suriye görüşmelerine bağlı bir süreçten söz ediyoruz.

Unutmamalı ki, bu yılın başında Suriye siyaseti konusunda büyük oranda yalnız ve etkisiz kalan Türkiye, Nisan-Ekim ayları arasındaki iki temel hamleyle siyasetini değiştirdikten sonra, gelişmelerin merkezindeki dört ülkeden birisi oldu; diğerleri ABD, Rusya ve Suudi Arabistan olmak üzere.

Buna IŞİD’e karşı mücadelede (İncirlik yabana atılmamalı) öne geçme hamlesi ve onunla birlikte PKK’ya karşı mücadeleyi yükseltme siyasetinde ABD’yi yanına almak dâhildir.

***

Dün Ankara’da yeniden Timmermans ile buluşan Sinirlioğlu, ayın 14’ünde Viyana’da Suriye görüşmelerine katılacak.

Suriye 15-16 Kasım’da Antalya’da yapılacak G20 zirvesi gündemindeki tek siyasi konu olacak.

Gelinen aşamada, Suriye iç savaşı, Suriyeli mültecilerin AB’de yol açtığı kriz, AB’nin Türkiye ile ilişkileri ve Kıbrıs sorunlarının iç içe geçtiği hayli karmaşık bir süreçten geçiliyor.

***

Bu karmaşık süreçten düzlüğe çıkmak da mümkün, daha çetrefil sorunlara gömülmek de.

Çok dikkatli yürütülmesi gereken bir süreç…

Ama başa dönersek, AB mülteciler kriziyle başa çıkmanın Türkiye’nin devrede olmayacağı bir yolunu görseydi, emin olun önce onu denerdi.