AB raporunda Gezi, Gül ve hükümet

AB raporuna göre Gezi, Türkiye'de canlı ve etkin vatandaşlığın yükselişi. Gül uzlaştırmacı, hükümet ise taviz vermez tutumda.

Dün yayımlanan AB İlerleme Raporu’nu okuduktan sonra aklımda ilk beliren soru şu oldu: Ya Başbakan Tayyip Erdoğan 30 Eylül’de ‘demokratikleşme paketi’ ile yeni adımlar sözü verip bunu da AB reformlarına bağlamasaydı, ortaya nasıl bir rapor çıkardı.

Siz bakmayın günlerdir “Rapor olumlu olacak” diye kamuoyu hazırlama çalışmalarına, Erdoğan’ın o son dakika hamlesi olmasaydı, dini azınlıklara kültürel haklar ve biraz da hükümetin Kürt sorununa siyasi çözüm hedefiyle PKK ile başlattığı diyalog ve Suriyeli mültecilere yardım dışında, neredeyse bütünüyle eleştirilerle dolu, son yılların en sert raporunun çıkması işten bile değilmiş. Son dakika demem boşuna değil. Mesela 16 Ekim tarihli raporun olumladığı gelişmelerden ikisi, Mor Gabriel Manastırı’nın Süryanilere iadesi 7 Ekim, ilkokullarda okunan ‘Andımız’ın kaldırılması da 8 Ekim tarihlerini taşıyor; raporda yer alması için belli ki hem Dışişleri hem AB Bakanlığı özel çaba harcamış.

Ama hakkını yemeyelim, demokratikleşme paketi sadece Türkiye için değil, AB için de vaziyeti kurtaran bir can simidi olmuş. Çünkü AB, raporda da yazıyor, Türkiye’nin bekleme odasında 50 yılını doldurduğu bu ilişkinin bütünüyle kopmasını istemiyor. Demokratikleşme paketi gibi olumlu yönde söyleyeceği bir şeyler bulmak, Brüksel açısından da rahatlatıcı olmuştur.

Rapora gelince... Gezi Parkı protestolarına bu kadar ağırlık verileceğini doğrusu beklemiyordum. Raporun giriş bölümü sayılan ‘Demokrasi ve Hukuk Düzeni’ başlıklı ilk bölümün ilk paragrafında Gezi eylemlerine yapılan atıf, diğer siyasi ve hukuki değerlendirme paragraflarında da sık sık karşımıza çıkıyor. Gezi eylemleri raporda “Şiddet kullanan küçük bir protestocu gruba rağmen genel olarak gösteriler barışçıydı” ifadesiyle tanımlanmış. AB raporuna göre, Gezi eylemleri Türkiye’de ‘canlı, etkin vatandaşlığın yükselişini yansıtmış’. Bu, hükümetin baştan itibaren kötü niyet taşımakla eleştirdiği Türkiye tarihinin en geniş kapsamlı protesto dalgası olan Gezi gösterileri hakkında şimdiye dek AB gibi uluslararası kuruluş tarafından kullanılmış en övücü ifade oldu.
Sadece bu da değil. AB raporunda, Gezi konusundaki tutumdan yola çıkarak, ama daha geniş perspektif dahil Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile hükümetin yaklaşım farkı içinde olduğu söyleniyor. Rapora göre Gül, ‘uzlaştırmacı rolünü devam ettirerek’ vatandaşları ‘kutuplaşmaya karşı uyardı’. Hükümetse ‘ayrıştırıcı siyasi atmosfere’ karşın ‘gösteriler karşısında kutuplaştırıcı üslup dahil, vatandaşlar, sivil toplum örgütleri ve iş dünyasına’ dair ‘kutuplaştırıcı tutum takındı’. Bunlar sert suçlamalar.

Raporda yargı konusunda sert eleştiriler bulunuyor. Dördüncü Yargı Reformu Paketi, hem hazırlanışı sırasında parlamentodaki partilerle yeterince diyalog kurulmadığı için kapsayıcı bulunmuyor hem de ‘yargının kalitesinin yükseltilmesi’ doğrultusunda ‘hiçbir ilerleme getirmediği’ iddia ediliyor. Bu alanda örnek olarak çok sayıda gazeteci, öğretim üyesi, öğrenci ve insan hakları savucusunun silahlı örgüt üyesi olmakla suçlandığı Ceza Kanunu’nun 314’üncü maddesinin değiştirilmemesi gösterilmiş.

Raporda siyasi sisteme dair eleştiriler de var. Genel siyasi diyalog ve uzlaşma eksikliğinin anayasa çalışmaları dahil yasama alanında ilerleme sağlanamaması bunların arasında. Ama asıl olarak yüzde 10 seçim barajının adaletsizliği, daha önceki raporlarda olduğu gibi vurgulanıyor. Başbakan Erdoğan’ın 30 Eylül paketinde bunu tartışmaya açması olumlu adım olarak sayılsa da asıl uygulamaya bakılacağı kaydedilmiş.

Özetle, Erdoğan 30 Eylül demokratikleşme paketindeki vaatleriyle, belki ekonomi üzerinde de kötü etkileri olacak sert bir AB raporunu savuşturmuş görünüyor (Malum, AB yüzde 38 ile en büyük ticaret ortağımız, Türkiye’deki doğrudan dış yatırımların yüzde 71’i de AB ülkelerinden). Ancak AB Komisyonu da belli ki Türkiye ile aranın daha da açılmaması için bu hamleyi bekliyormuş.

İşin umut verici yanı şu: Her şeye rağmen AB Türkiye’deki demokratik standartların yükselmesi için teşvik edici olmaya çalışıyor ve hükümeti memnun mu eder, üzer mi bilmem ama Gezi protestoları Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde yeni bir engel değil, yeni bir köprü olmuş gibi görünüyor.