AB yolu İmralı'dan değil Meclis'ten geçiyor

Başmüzakereci Egemen Bağış da Kürt sorunu konusunda atılan adımların Türkiye-AB sürecini hızlandıracağı saptamasına katılıyor.
AB yolu İmralı'dan değil Meclis'ten geçiyor

Hükümetin, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile İmralı Cezaevi’nde yatan yasadışı PKK lideri Abdullah Öcalan arasında başlattığı diyalog süreci hem ABD hem AB’de olumlu yankı bulmaya başladı.
Milliyet gazetesinin sorularını yanıtlarken ‘Barışçı çözümü alkışladığını’ söyleyen ABD Başkanı Barack Obama’dan önce de Avrupa Birliği geçen hafta konuyu resmen gündemine aldı.
Sürece dahil olan BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın 6 Şubat’ta Avrupa Parlamentosu’nun diyalog süreci üzerine düzenlediği oturuma katılıp umutlu olduğunu söylemesi AB yetkililerinden gelen destek mesajlarında etkili oldu. Dönem başkanlığını üstlenen İrlanda’nın AB Bakanı Lucinde Creighton tarafından yapılan destek açıklamasının yanı sıra AB Genişleme Sorumlusu Stefan Füle de Türkiye’ye bu süreçte katkı vermek istediklerini söyledi.
AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Brüksel’den gelen bu işaretlerin Ankara’da olumlu karşılandığını ve şimdi ‘somut işbirliği’ beklendiğini açıkladı. Bağış’a sorularımız ve cevapları şöyle oldu:


AB-Türkiye ilişkilerinin sert açıklamalara sahne olduğu bir dönemde PKK ile konuşma sürecine sürpriz bir destek geldi. Hatta bu, Mesut Yılmaz’ın yıllar önceki ‘Diyarbakır’ açıklamasına atfen “AB yolu İmralı’dan geçer” şeklinde dahi yorumlandı. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Hiçbir AB yetkilisinden AB’nin yolu İmralı’dan geçer gibi bir cümle duymadık. Duysak da bunu anlayışla karşılamayız. Başmüzakerecilik makamı Ankara’da, İmralı’da değil. AB süreci de ne İmralı’dan ne de başka merkezlerden, TBMM Genel Kurulu’ndan geçer.
Avrupa’dan gelen açıklamaları farklı makyajlarla veya çıkarımlarla provokatif şekilde yansıtan medya gruplarının daha hassas olmalarını bekleriz. Geçmişte bazı siyasetçilerin, AB sürecinin bazı şehirlerden geçtiğine yönelik beyanatlarını biliyoruz. Şimdi bu beyanatları hatırlatarak bunların da ötesine geçen manşetler çözüm sürecine de AB sürecine de katkı sağlamaz, aksine zarar verir. Doğrusu bu yaklaşımları görünce neye taraf olduklarını bilemiyoruz. 


Füle’nin açıklamaları var; “Barış sürecinin başarıyla tamamlanması Türkiye’nin AB ile tam üyelik müzakerelerini hızlandıracaktır” diyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? 


Genişlemeden sorumlu Komiser Sayın Füle başta olmak üzere, birçok AB yetkilisinden terör örgütünün silah bırakma sürecine ilişkin pozitif yaklaşımlar dile getirilmiştir. Biz bu yorumları önemsiyoruz ama aynı zamanda da somut işbirliğine dönüşmesini bekliyoruz.
Elbette Türkiye’de terörün bitmesi, silahların susması iç huzurumuz ve barış atmosferi için çok önemli. Bu atmosferi yakaladığımız anda demokrasi ve özgürlükler noktasında çıtayı daha da yukarılara çekme fırsatını yakalayacağız. Bunun neticesinde AB sürecimizin hızlanacak olması da doğaldır.
Ancak Avrupalı dostlarımıza da şunu hatırlatmak isterim: Bugün AB süreci ivmesini kaybettiyse bunda en büyük pay, önümüze çıkarılan siyasi engellerdir. Bu siyasi engeller olmasa Türkiye’nin AB süreci zaten hızlanmış olacak. Türkiye’de şu anda silahların susmasına yönelik devam eden süreç üzerinden bu siyasi engellerin üzeri örtülmeye çalışılırsa bunun adı fırsatçılık olur. Avrupa ülkelerinin bu sürecin AB sürecine yansımalarından çok terörle mücadelede ve devam eden süreçte Türkiye’yle somut işbirliği tesis etmesi daha isabetli olur. 


Ne tür somut işbirliği bekliyor Ankara Brüksel’den? 


EUROPOL’un raporu yeni yayımlandı. O rapora göre PKK’nın AB ülkelerinde yılda 20 milyon euro dolayında gelir getirdiği tahmin edilen suç faaliyeti içinde bulunduğu belirtiliyor. Ben rakamın bunun daha da ötesinde olduğuna inanıyorum ama en azından bu bile ürkütücü bir rakam. En son ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’ne yapılan saldırı sonrası Avrupa ülkelerinden iadesini talep ettiğimiz ve talebimize direnilen teröristlerin oluşturduğu tehdit de meydana çıktı. Keza Paris’in göbeğinde yapılan saldırı. Umarız bunlar bir ders olmuştur.
EUROPOL’ün raporunda dikkat çekici bir başka istatistik de şu: Avrupa’da 15-64 yaşları arasında esrar denediği ya da kullandığı tahmin edilen 80 milyon 500 bin kişi var. Rakam, çağ nüfusunun yüzde 23,7’sine karşılık geliyor. Yaş aralığı 15-24’e düştüğünde esrar kullananların sayısı 18 milyon. 108 bin kişi esrar bağımlılığı için tedavi görüyor. AB’de 2011’de 514 ton reçine esrar, 146 ton bitki esrar yakalanmış. Bu istatistiğin PKK’dan bağımsız olduğu söylenebilir mi? Avrupa Birliği şimdi bir tercihle karşı karşıya... Ya bu tehdide dur deyip kendi gençliğinin geleceğini kurtaracak ya da PKK’nın faaliyetlerine göz yummaya devam ederek teröre teslim olacak.
Bağış, Ankara’nın somut işbirliği talep ettiği alan sorusuna, görüldüğü gibi PKK’nın gelir kaynaklarının kesilmesi çerçevesinde bir yanıt veriyor. Bu çerçeve, geçen hafta Meclis’te kabul edilen Terörizmin Finasmanının Önlenmesi Yasası’nın, bu sürece paralel bir şekilde Türkiye tarafından AB ülkeleri nezdinde gündeme getirileceğini gösteriyor.
Ama belki daha önemlisi, Kürt sorununa siyasi çözüm doğrultusunda atılan adımların Türkiye-AB sürecini hareketlendireceğini Bağış’ın da saptıyor olması. ‘AB yolunun’ İmralı’dan değil, Ankara’dan, Meclis’ten geçeceğini vurgulaması da BDP’nin sürece hükümetin inisiyatifiyle daha daha çok dahil edilebileceğine işaret ediyor.