AB yolu uzun, mola lazım

Başmüzake-reci Babacan "Müzakereleri askıya alan bakan" olmaktan çekinmemeli.

Avrupa Birliği liderleri dün Brüksel'deki zirvede Türkiye konusunda kendilerince bir orta yol buldular. Hafta başında, Fransa'nın bastırması sonucu kabul edilen ve Türkiye ile müzakerelerin süreceği cümlesinden 'katılım' sözcüğünü ayıklayan metni, zirvenin ortak açıklaması olarak kabul etmediler. Bu, daha önce görülmüş bir örnek değil. Buna karşın Dışişleri Bakanları açıklamasını 'kayda geçirdiklerini' ilan ettiler.
Böylelikle hem Fransa'nın AB'nin bütün karar mekanizmasını tıkama şantajı sonucu Türkiye'nin üyelik hedefini belirsizleştirme niyetini resmi siyaset olarak benimsememiş oldu, hem de Fransa'nın bu niyetini göz ardı etmemiş oldu. Ayrıca, bu metni karar olarak benimsemenin getireceği hukuki sonuçlardan da kaçınılmış oldu. Ancak sonuçta, Türkiye'nin uzun ve zor bir yolculuk sonunda 1999 Helsinki zirvesinde kazandığı, 2004 yılında tescil ettirdiği katılım müzakereleri, yeniden ve resmen tartışmalı alana itildi.
Tabii AB zirvesinde dün Türkiye asli bir konu olarak gündemde değildi. En güncel konu, Kosova'nın bağımsızlığı idi. AB bu konuda giderek ABD'ye yaklaşıyor, bağımsızlığa kesinkes karşı olan Rusya da uzaklaşıyor. AB, Sırbistan'a Kosova'dan vazgeçme karşılığında üyelik havucunu sunuyor.
Bir de önceki gün benimsenen bir bakış açısı var AB işleyişine ilişkin. Örneğin 2.5 yılda bir başkan seçilmesi, her kararda oybirliği gerekliliğinden vazgeçilebileceği ve Fransa ve Hollanda'nın tüm süreci baltalayarak (bir yan ürün olarak Türkiye'nin üyelik perspektifini yeniden tartışmaya açan) referandumlara başvurulmaması gibi.
Sarkozy dün amacına büyük ölçüde ulaşmış oldu. Sarkozy'nin Türkiye'yi AB'nin dışında tutmak için icat ettiği bir diğer manivela olan 'akil adamlar grubunun' da kurulması zirvede karara bağlandı. Gerçi hem grubun başına Sarkozy'nin hazetmediği şekilde eski İspanyol Başbakanı Felipe Gonzales'in getirilmesi Sarkozy'nin canını sıkmış olmalı. Bazı üyelerin "Hayır tartışmayacak" demesine karşın Fransız Cumhurbaşkanı'nın dün çıkıp "Avrupa'nın sınırlarını da tartışacak" demesi, içeride yaşanan tartışmanın boytunu gösteriyor. Ama Sarkozy'nin istediklerinin tamamını alamaması, zirvede en çok Türkiye'nin kaybetmesine engel olmadı.
Peki Sarkozy'nin derdi ne? Pazartesi gününden beri kendi Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner'in dahi aşağılamasına maruz kalarak Libya'nın mutlak hâkimi Muammer Kaddafi'yi Paris'in orta yerindeki Berberi çadırında sırf gözünü kamaştırıp elindeki parayı kapmak için ağırlamaktan gocunmayan Sarkozy, Türkiye'den ne istiyor? Bu yolla eski sömürgesi Magrip'in AB'deki patronu olacağını mı düşünüyor?
Bunu akılcı gerekçelerle anlamak henüz mümkün değil. Ama öyle ya da böyle, Sarkozy Fransası'nın ve ona (Sosyal Demokrat koalisyon ortağının Türkiye yanlısı tavrına rağmen) el altından destek veren Merkel Almanyası'nın ve onların arkasına saklanarak bel altından yumruklar vurmaya çalışan Hollanda'nın Danimarka'nın Avusturya'nın tutumlarının gösterdiği bir şey var: Avrupa'nın bir kısmı kendi geleceklerini Türkiye ile birlikte görmüyorlar. Türkiye'nin karşısında mı görüyorlar birmiyoruz ama Türkiye'siz görmek istiyorlar.
Merhum Turgut Özal 1987'de Türkiye'nin tam üyelik başvurusunu yaparken, halk şairi Âşık Veysel'in o nefis 'Uzun, ince bir yol' benzetmesine gönderme yapmıştı. Dün, Avrupa Parlamentosu Başkanı Hans-Gert Pöttering de Türkiye'nin alınacak daha çok yolu olduğunu vurguluyordu.
Yol uzunsa, mola lazım. Bu mola, Avrupalı dostlarımıza ve hasımlarımıza Türkiyeli bir Avrupa'nın nasıl olacağını düşünme kadar, Türkiye'siz bir Avrupa'nın nasıl olacağını düşünme fırsatı verecektir. Türkiye'deki karar alıcıların da "Kopenhag Kriterleri olmazsa, Ankara kriterleri ile yola devam ederiz" sloganında ne kadar samimi olduklarını gösterecektir. Bu AB ile bağları koparma değildir. Dışişleri Bakanı Ali Babacan, 'Döneminde müzakerelerin askıya alındığı bakan' olmaktan çekinmemelidir. Bu yolun sonunda müzakere masasına yeniden tam üye olarak arzulanan bir aday olarak davet edilme şerefi, riski göze almaya değer. Başbakan Tayyip Erdoğan, 'Mola seçeneğini' gündemine almalı.