ABD Ankara'ya neden IŞİD baskısı uyguluyor?

ABD de Avrupa da Erdoğan yönetimine giderek güvenlerini yitiriyor. Her hareketi, ya da hareketsizliği altında, gerçek olsun olmasın ortak çıkarlara aykırı bir neden arar durumdalar. Bu kendisini işte böyle baskıyı üstünden eksik etmeme şeklinde gösteriyor.

ABD medyasından haftalardır gelen “Neden vurmuyor?’ yayınlarının ardından Türk jetleri nihayet 28 ve 29 Ağustos’ta İncirlik’ten havalanan ABD uçaklarıyla birlikte Suriye hava sahasına girerek Irak ve Şam İslam devleti (IŞİD) hedeflerini vurdu.

Türk F-16’larının da katıldığı ilk akın, ABD Savunma Bakanlığı Pentagon’dan gelen “Çok yakında Türkler de katılacak” açıklamasından birkaç saat sonra yapıldı.

Bu akın, Türk ve Amerikan dışişlerinin 8-9 ay süren görüşmeler ardından 7 Temmuz’da siyasi çerçevesi üzerinde anlaştığı, ABD Başkanı Barack Obama ile Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 22 Temmuz akşamı telefonda söz kestiği uzlaşma üzerine askeri heyetlerin bir ay süren teknik görüşmelerinin sonunda mümkün oldu.

***

Bu görüşmeler sonucu Hava Görevlendirme Harekatı (Air Tasking Operation, ATO) denilen bir anlaşma imzalandı.

Bu anlaşma IŞİD’e karşı istihbarat paylaşımından, hedef paylaşımına, hangi akında kimin uçağının hedefi vurup, kiminkinin onu koruyacağına, emir-komuta yapısının nasıl oluşacağından Katar’daki komuta merkezin katılacak Türk subaylara dek pek çok ayrıntı içeriyordu.

İşte Türk jetlerinin katıldığı bu ilk akından bir gün önce Amerikan The New York Times gazetesinde yer alan bir makale, Ankara’daki sürecin uzun zaman almasının Washington’da nasıl yorumlandığını ve sinirleri nasıl bozduğunu gösteriyordu.

***

Makaleyi daha önce Ankara’da ABD büyükelçisi olarak görev yapmış ve Türkiye’yi yakından izleyen Eric Edelman yazmıştı; “Amerika’nın Türkiye’yle Tehlikeli Pazarlığı” başlığını taşıyordu.

Edelman’ın iddiasına göre, Erdoğan’ın asıl derdi IŞİD’e vurmak değildi, Beşar Esad’ı devirmek ve PKK’ya vurmaktı, bunun için IŞİD’e karşı koalisyona katılıyor gibi yapıp İncirlik’i açmıştı.

Oysa Türk güvenlik güçleri PKK’ya vurdukça, PKK ve onun Suriye’deki kardeş örgütü PYD zayıflıyor, IŞİD’e karşı karada savaşan en önemli güç zayıflıyor, böylece aslında IŞİD güçleniyordu.

Edelman, ABD yönetiminden Türkiye üzerine baskı uygulayıp IŞİD’e vuran en önemli kara gücünü zayıflatmamasını talep ediyordu.

***

Burada bir hatırlatma yapılması zorunluluğu var.

Edelman’ın “şu anda dokunulmasın” dediği PKK, ABD’nin de “terörizm” kara listesinde yer alan bir örgüt. PYD ise ne ABD, ne de Türkiye kara listesinde yer alıyor.

Zaten hükümet tarafından askere verilen çatışma kurallarında da, mealen, PYD tarafından bir ateş gelirse misliyle karşılık verilmesi, ama PYD’nin “düşman” statüsünde sayılmaması öngörülüyor; oysa PKK ya da IŞİD “düşman” sayılıyor.

Bir parantez açalım; bu süreçte Türk Silahlı Kuvvetleri’nin güvenlik odaklı siyasetin doğal sonucu olarak sistem içinde gücünü giderek artırmakta olduğu da unutulmamalı.

***

Son haftalarda çok örneğini gördüğümüz bu tür açıklama ve yayınların altında, (ABD’liler temas olduğunu reddetse de) PKK’nın IŞİD’e bütün güçlerini veremedikleri çünkü (ABD’nin NATO müttefiki) Türk ordusu ve polisiyle çatıştıkları şantajının olduğunu varsaymak mümkün.

ABD bir yandan istediğini almış durumda: İncirlik açıldı ve tek Müslüman NATO üyesi Türkiye, kendisine “İslam Devleti” diye isim takan terörist bir örgüte karşı fiilen savaşa katılmış durumda.

Diğer yandan da kamuoyuna verilen bu nabız yoluyla hem Türkiye diken üstünde tutuluyor ve fazlasını vermeye zorlanıyor, hem de PKK ve PYD, IŞİD’e karşı savaşmaya devam için teşvik edilmiş oluyor.

***

Bir de tabii Türkiye’nin İŞİD’e ve El Kaide’nin Suriye kolu sayılan El Nusra’ya karşı savaşmak üzere, Amerikalıların hiç de onlardan daha az tehlikeli görmediği, onlar gibi Cihad yanlısı Ahrar üş-Şam gibi örgütlerle ittifak önerdiği iddiasına itiraz var.

Türkiye’nin Suriye’de Esad rejimine karşı savaşan İslamcı militan gruplara müsamahakâr davrandığı, hatta destek olduğu iddiaları böyle zamanlarda iyice alevleniyor.

İşin ilginç yanı Türkiye’nin IŞİD’i vurmaya başlamasından sonra, mesela dün yayınlanan yine New York Times başmakalesinde de aynı baskı girişiminin devam ediyor olması.

***

“Türkiye’nin Oyalama Savaşı” başlıklı bu makalede de temel olarak Erdoğan’ın asıl niyetinin IŞİD’e vurmak değil, PKK’ya vurarak seçim kazanmak olduğu öne sürülüyor.

Bu aslında Erdoğan’ın 7 Haziran seçimlerinde aradığını bulamadığı için ülkeyi 1 Kasım’da seçim tekrarına götürdüğü ve siyasi belirsizliğin uzamasından kendi otoritesini artırmayı gözettiği algısının yayıldığını gösteriyor.

Siyasette bazen algılanan gerçeklik, yaşanan gerçeklikten fazla önem taşıyabiliyor.

***

Dolayısıyla aslında Türkiye üzerindeki IŞİD baskısının bir nedeni daha olduğunu söyleyebilecek durumdayız.

ABD yönetimi de aslında Avrupalı müttefik yönetimler de Erdoğan yönetimine giderek güvenlerini yitiriyor.

Her hareketi, ya da hareketsizliği altında, gerçek olsun olmasın ortak çıkarlara aykırı bir neden arar durumdalar. Bu kendisini işte böyle baskıyı üstünden eksik etmeme şeklinde gösteriyor.

***

Bu durum devam eder mi? Cevabı 1 Kasım seçimlerinin sonucuna bağlı.

Eğer seçim sonucu yine 7 Haziran olur ve Erdoğan da bu durumu artık kabullenir, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun koalisyon kurmasına cevaz verirse, Türkiye siyaseti ve ekonomisiyle normale döner, Ankara’ya Batı’nın duyduğu güvensizlik de söner gider.

Ama 7 Haziran sonucu tekrarlanır ve Erdoğan yeniden seçim hattına tekrar girmek isterse, bu sadece Batı değil, dünyanın her tarafında Erdoğan’ın tek adam yönetimi peşinde olduğu şeklinde algılanabilir. Öyle bir durumda güvensizlik artarak devam eder.

Bir de AK Parti’nin tek başına iktidarı seçeneğinde Erdoğan’ın fiili başkanlık sistemi uygulamaya başlaması seçeneği var ki, o kısma şimdi hiç girmesek daha iyi.