ABD, İran için kapıyı çalar mı?

Seçimi geride bırakan Türkiye, ABD'de öncelik sahibi değil. Beyaz Saray, İran konusu gündeme gelene kadar da Ankara'nın kapısını çalmayacak gibi.

VAŞİNGTON - Başbakan Tayyip Erdoğan ABD başkentinde geçirdiği günleri ailesine ayırdı. Ne Türkiye'de olanca hararetiyle devam etmekte olan Anayasa tartışmaları, ne eşikte bekleyen Ermeni meselesi, ne Irak ve ne de 2008'deki ABD seçimleri yaklaştıkça yaklaşan İran meselesinden söz etti. Belki yarından itibaren Nev York'ta başlayacak Birleşmiş Milletler maratonuna bırakıyor açıklamalarını.
Erdoğan, BM çalışmaları çerçevesinde 25 ülke lideriyle görüşme yapacak. Bunlar arasında hem Ermeni meselesi, hem de daha önemlisi Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinde kilit öneme sahip Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy de bulunuyor.
Aynı günlerde Vaşington'da Ermeni lobisinin Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi üzerindeki 'Tasarıyı artık gündeme al' baskısı artıyor olacak. Dışişleri, geçtiğimiz günler boyunca Başbakan Erdoğan ABD'de iken tasarının Meclis oylamasına sunulması ihtimali üzerinde ter döktü. Biraz da dün gece başlayan Musevilerin kutsal Yom Kippur günleri nedeniyle bu hafta gündeme gelmeyeceği söyleniyor gerçi, ama bütünüyle ihtimal dışı da değil. Tasarının oylanması bir hafta daha gecikecek diye mutlu mu oluyor acaba sürdürülebilirliği giderek yok olan bir siyasette her şeye karşın ısrarlı olanlar?
ABD Başkanı George Bush henüz Pelosi'ye artık sıradanlaşan bir uygulamaya dönüşen 'Türkiye askeri müttefikimiz, hem de İsrail'i kolluyor. Tasarı ulusal çıkarımıza aykırı' mesajını göndermiş değil. Ama Ankara'ya 'İran'la doğalgaz anlaşmasını gündemden çıkarın' mesajını verdi. Bir amaç da, hem Kongre'ye, hem de İsrail'e 'Bakın, Türkiye dostumuz, enerji sıkıntısı riskine rağmen İran'ı yalnızlaştırıyor, biz de onu kırmayalım' diyebilmek.
İsrail jetlerinin önceki hafta Suriye'ye karşı hava operasyonunun, Kuzey Kore'nin bu ülkedeki nükleer silah faaliyetini önlemeye yönelik olduğu konuşuluyor Vaşington'da. Ve Türkiye'nin bu konudan bir şekilde haberi olduğu. Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim'in apar topar Ankara'ya gelmesi, (Suriye'nin yanı sıra Türkiye'ye de yakıt tankı düşüren) İsrail jetlerinin bir kısmının Türkiye hava sahasını kullandığını öne sürmesi, Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın İsrail jetlerinin Türk hava sahasını ihlal ettiğini söylemesine karşın, her türlü ihlali kayda alıp kamuoyu ile paylaşan Genelkurmay'ın bu ihlallerden söz etmemesi, radar ekranında gördüğüne ilişkin bir açıklama yapmaması bu süreçte dikkate değer ayrıntılar.
Radar ekranı deyince, Türkiye'nin neden şu sıralar ABD yönetiminin radar ekranında fazla görünmediğine de değinmek lazım.
Geçenlerde konuştuğum Türkiye'yi yakından izleyen bir kaynağım, "Bir soru da ben sana sorayım" dedi ve sordu: "Türkiye'ye döndüğünde buradaki temaslarının ve izlenimlerinin özeti ne olacak? Bir iki cümlede özetleyebiliyor musun?"
Şu yanıtı verdim: "Beyaz Saray, Türkiye'de çifte seçimin tamamlanması ardından Türkiye'yi gündemden çıkarmış. Ermeni meselesinin sorun olacağını düşünmüyor ve İran konusu gündeme gelene kadar da Türkiye'nin kapısını çalmayacak." Kaynağım, "Böyle bakmamıştım, olabilir" dedi.
Peki bir yandan PKK konusunda ABD'den istediği desteği alamamış, Irak'taki Kürt güçleriyle başı belada, Ermeni sorunuyla boğuşan, AB içinde dışlanmama mücadelesi veren, enerji sıkıntısına bulmaya çalıştığı çözümlere engel çıkarılan bir Türk hükümeti, ABD kapısını İran konusunda çalınca kolaylıkla açabilecek mi? Kolay görünmüyor.
ABD Dışişleri yetkilisi Burns tarafından bir çırpıda sayılıveren: 1- Ermenistan'la sınır açılsa, 2- 301 kalksa, 3- İran yalnızlaştırılsa beklentileri, özellikle bunlar bu açıklıkla sıralandıktan sonra işleri kolaylaştırıyor mu? Hayır, zorlaştırıyor. Üstelik bütün bunlar Erdoğan başbakanlığındaki hükümet içeride; 1- Hararetli bir anayasa tartışması, 2- Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı seçilişi ardından askerle ortaya çıkan yeni gerilim eksenleri, 3- Küresel çalkantının da etkisiyle bozulma eğilimi gösteren ekonomik dengelerle uğraşırken daha da zorlaşıyor.
Oysa Türkiye'deki ABD kuşkuculuğu ve kısmi aleyhtarlığı birkaç akıllı adımla geri kazanılma rotasına girebilir. Bunda yalnız Türkiye ve ABD'nin değil, bölgedeki çoğu ülkenin çıkarı var. Ama bunun için önce Türkiye'nin ABD yönetimi ekranında, İran konusundan da önce yeniden görünür olması gerek.