ABD: Türkiye yükselen küresel güç

Hillary Clinton, işbirliği gereken yedi 'yükselen küresel güç' arasında Türkiye'yi de saydı

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’a göre ABD’nin küresel sorunlara çözüm için ortaklık ve işbirliği arayacağı üç zemin var.
Nev York’taki Dış Politika Konseyi (CFR) isimli etkin araştırma kuruluşunda 15 Haziran’da yaptığı konuşmada Clinton bu zeminlerden ilkini ‘tarihten gelen müttefiklerimiz’ olarak adlandırıyor. ABD’nin tarihsel müttefiklik ilişkisi Avrupa ile ve Avrupa başlığı altında bir çırpıda Avrupa Birliği ve NATO’yu sayıyor. Burada bir kaydı var; o da NATO’ya ilişkin. NATO’nun Soğuk Savaş döneminden kalma yapısının ‘güncelleştirilmesi’ ve demokratik bir topluluk olarak etkinliğinin artması.
Bu güncelleşmenin Türkiye’ye bir Savunma Bakanlığı-Genelkurmay yansıması olur mu bilinmez, ama Türkiye bu toplamda hem NATO üyesi, hem AB üye adayı olarak bir şekilde yer alıyor.
Clinton, ‘tarihsel müttefik’ başlığı altında, Avrupa kadar vurgu yapmasa da, Pasifik çerçevesinde Japonya, Güney Kore, Avustralya Tayland ve Filipinler’i de sayıyor.
Sonra ikinci kategori geliyor: ‘Önemli ve yükselen küresel güçler’. ABD Dışişleri tarafından yeni dış politika açılımı olarak tanımlanan bu konuşmasında Clinton diyor ki, önemli küresel sorunların paylaşılması konusunda bu ülkelerle işbirliği arayacağız. Sonra bu ülkeleri ‘Çin, Hindistan, Rusya ve Brezilya’nın yanı sıra, Türkiye, Endonezya ve Güney Afrika’ diye duyuruyor. Ve dinleyen Nev York’lu hemşerilerini temin etme ihtiyacı duyuyor ki, bu ülkelerle ‘ortak zemin ararken dahi ilkelerinize bağlı kalacağız’ diyor. Anlıyoruz ki, Türkiye dünya siyasetinde işbirliği aranan ve ne yapıp yapmayacağına dikkat edilmesi gereken bir ülke haline gelmiştir. ABD zaviyesinden bakıldığında, aynı zamanda NATO üyesi olan Türkiye’nin Avrasya coğrafyasında oynadığı rolün hemen hemen Rusya, Çin ve Hindistan gibi nükleer silaha sahip ekonomik güçlerle aynı sınıfta siyaset öznesi görüldüğüne işaret eder.
Clinton üçüncü işbirliği zemini olarak ‘uluslararası kurumları’ sayıyor. Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası, IMF, G-8, G-20, Amerikan Devletleri Örgütü, Güney Asya Birliği ve benzeri örgütleri sayıyor.
İslam Konferansı Örgütü’nü bu örgütler arasında saymaya değer bulmaması ilginç. Çünkü Clinton’un ‘çok taraflı işbirliği zemini’ arayışının amacı, ABD’nin yeni stratejik önceliklerini yerine getirmek ve bunların arasında Müslüman toplumlar ile ilgili bir madde de var. Clinton sırasıyla ABD’nin önceliklerini şöyle sayıyor:
1- Nükleer silahların yayılmasıyla mücadele,
2- Teröristler ve şiddet yanlılarıyla mücadele ederken dünya çapında Müslümanlarla iyi ilişkiler kurma, 3- Kapsamlı Ortadoğu barışı için çaba,
4- Küresel ekonominin yeniden büyümeye geçmesi için çaba, 5- İklim değişikliği ile mücadele, enerji güvenliği ve temiz enerji için çaba, 6- Demokratik hükümetleri halklarına daha fazla haklar verme konusunda cesaretlendirme ve 7- İnsan haklarının her yerde savunulması.
ABD Dışişleri Bakanı bu son kapsamda örneğin Guantanamo’yu kapatma kararlılıklarından, artık işkenceli sorgular içeren terörle mücadele yöntemlerinden vazgeçtiklerinden Başkan
Barack Obama’nın bu konuya ne kadar önem verdiğinden filan da söz ediyor. Ama ben kendi payıma bu yedi maddenin aslında ilk iki maddesinin Vaşington açısından gerçekten stratejik anlamı olduğunu, üçüncü ‘Ortadoğu barışı’ maddesinin ‘söylemesen olmaz’ türünden bir mecburiyet ifadesi olduğunu, son dört maddenin de Obama yönetiminden farkını vurgulamak amacıyla sıralandığını düşünüyorum. Bu konuda yanılmaktan memnun olurum.
Yarım saatlik konuşmada öyle bir bölüm var ki, dünyadaki pek çok ülkenin yöneticilerinin kaşlarının çatılmasına yol açabilir.
Bakan Clinton, ‘Bunları nasıl mı yapacağız?’ diye soruyor ve cevabını da kendisi şöyle veriyor: “
“Mevcut kurumlar yoluyla çalışacağız ve (o kurumları da) değiştireceğiz. Ama daha da ileriye gideceğiz. (..) Devletlerin ötesine geçersiz ve devlet-dışı oyuncuların ve bireylerin çözüme katkısını sağlayacağız. (..) Hükümetlerin de ötesine geçeceğiz, çünkü inanıyoruz ki insanlarla kuracağımız ortaklık, 21’inci yüzyıldaki devlet yönetimimizde önemli rol oynamaktadır.”
Bunu isterseniz ABD dış politikasında artık ülke yönetimleri kadar o ülkelerdeki hükümet kuruluşların, cemaatlerin, kanaat önderlerinde yeri olduğu şeklinde yorumlayabilirsiniz. Clinton’un konuşması gerçekten çok şey anlatıyor.