AB'deki merak da aynı: Erdoğan cumhurbaşkanı olacak mı?

Hafta sonu İngiltere'deki bellibaşlı düşünce üretim organizasyonlarından Wilton Park toplantısının konusu Türkiye idi.

LONDRA- Hafta sonu İngiltere'deki bellibaşlı düşünce üretim organizasyonlarından Wilton Park toplantısının konusu Türkiye idi. Türkiye'nin Avrupa Birliği ile üyelik müzakerelerinde yeni bir heyecan bulmak mümkün müydü?
Aslında bunun, en azından bu sene için mümkün olmadığı Türk katılımcılar için, katılım listesine bakıldığında belli oldu. Örneğin AB dönem başkanlığını yürüten Almanya'dan, ya da 2007'nin ikinci yarısında başkanlığı üstlenecek Portekiz'den katılımcı yoktu, buna karşın Fransa ve Yunanistan'dan şaşırtıcı düzeylerde, Kıbrıs'ın hem Türk, hem Rum tarafından, AB'ye yeni katılan Doğu Avrupa ülkelerinden (tartışmalara katılmamayı ve sessizce gözlemeyi yeğlediler) ve Ermenistan'dan katılımlar vardı. Wilton Park toplantılarının etik kuralları uyarınca kimin, ne söylediği yazılamıyor. Ancak şu kadarı söylenebilir ki; Ermenistan'dan katılımcılar pek sessiz durmadıkları söylenebilir ki bu da ateşli tartışmalara neden oldu.
AB'den katılımcılar için toplantıdan somut bir sonuç çıkmayacağı da, daha ilk konuşmadan anlaşılabilirdi. AB Baş Müzakerecisi ve Hazine Bakanı Ali Babacan, herhalde siyasi hayatının en sıkıcı ve ilham vermekten uzak konuşmalarından birini hazırlamıştı. Ama aslında 'Başbakan Tayyip Erdoğan'ın 301'i değiştirme taahhüdünde bulunduğunu' tekrarlamak dışında ne söyleyebilirdi ki?
Aralık 2006 zirvesinde Türkiye'nin yaşadığı hayal kırıklığı ardından ve 2007'nin Türkiye'deki seçimlerden, Irak-İran-Filistin merkezli
gelişmelere dek pek çok sorunla uğraşmak durumunda olduğu 2007'de (kapılarını zaten kapatmış olan) AB ile ilişkilerini ileriye sıçratacak bir adım atması beklenebilir miydi?
Özellikle Fransa'da 2007 Mayıs'ında, evet Türkiye'deki ile aşağı yukarı aynı zamanda yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçiminde Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkmanın bir seçim malzemesi olduğu sırada Türkiye'nin tek taraflı adımlara devam etmesini beklemek yalnızca haksızlık değil saflık da olmaz mı?
Türkiye'de AB hedefine ilerlemenin en ateşli savunucularından TÜSİAD'ın üyelik hedefi olarak Ocak 2014'ü koyduğu ve bu olmazsa çabaları beyhude olacağını ima ettiği, ana muhalefet CHP'nin üyelik için tarih hedefi konmaz ise Gümrük Birliği anlaşmasının revizyonunu talep ettiği bir dönemde bu gerçekçi olmazdı. Bu konular Wilton Park'ta yansımasını buldu. Keza Türk Silahlı Kuvvetleri ile hükümet arasındaki gerilimli ilişki ve ordunun Türk siyasetindeki yeri de konuşuldu.
Ama en çok merak edilen, hem özel sohbetlerde, hem tartışma atölyelerinde istisnasız gündeme gelen tek konu vardı: Başbakan Erdoğan cumhurbaşkanı olur mu? Ve onu izleyerek: Olursa bu Türkiye içinde ne gibi gelişmelere yol açar? Türkiye'nin iç ve dış politika tercihlerini nasıl etkiler? Seçilmesi Meclis seçimlerini nasıl etkiler? Bir koalisyon hükümetinin kurulmasına yol açar mı?
Avrupa'da Türkiye üzerine kafa yoran kişilerin içinden çıkmakta zorlandığı çelişkili bir durum var. Türkiye, yalnızca siyasi kriterlere uyum açısından değil, dinlerin, kültürlerin, rejimlerin ve enerji yataklarını pazarlara bağlayan koridorların kesiştiği zor bir coğrafyada, Müslüman çoğunluğuna karşın, laik ve demokratik bir pazar ekonomisi olmasıyla önemi artıyor. Standart AB demokrasilerinde geçerli siyaset-asker ilişkilerinin Türkiye'de geçerli olması durumunda Türkiye'nin hem güvenlik, hem de (laiklik açısından) rejim yönünden zafiyete uğraması ihtimalini, askerin siyasetteki rolünün sıfırlanmasını isteyen çevreler dahi göz ardı edemiyor. Bu bölgemizin, ülkemizin ve çağımızın gerçekleri arasında belki de.
Türkiye-AB ilişkileri buzdolabında. Teknik görüşmeler devam ediyor, hatta birkaç müzakere başlığının hazirana kadar açılabileceğinden söz ediliyor. Ama bunlar ne Avrupa, ne Türkiye kamuoyu açısından bir anlam ifade etmiyor.
Ancak Türkiye-AB ilişkilerinin ufkunda öyle bir konu yükseliyor ki, yakın gelecekte, neredeyse müzakere başlıklarına dek önemli bir tartışma konusuna dönüşmeye aday. O da enerji. Türkiye'nin dünya enerji dengesinde artan rolü, Rusya ile gelişen ilişkileri ve İran nükleer krizinin bu duruma etkileri dikkatlerden kaçmıyor, tersine dikkatle izleniyor. Enerji konusu, Türkiye'nin bölge siyasetindeki ağırlığını artıracak bu konuya devam edeceğiz.