ABD'nin Irak planı, Erdoğan'ın rol talebi ve yeni tehlike

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Ortadoğu'daki sorunların çözümünde Türkiye için rol talep etmesi, anlaşılan ABD Başkanı George Bush'un dikkatini çekebilmiş değil.

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Ortadoğu'daki sorunların çözümünde Türkiye için rol talep etmesi, anlaşılan ABD Başkanı George Bush'un dikkatini çekebilmiş değil. ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın, Başkan Bush'un yeni Irak siyasetini ilanı öncesinde açıklanan Ortadoğu seyahatinde Türkiye durağı yok.
Rice, 12 Ocak'ta başlayacak bir haftalık Ortadoğu-Avrupa turunda, sırasıyla Kudüs (İsrail), Ramallah (Filistin), Şarm Eşşeyh (Mısır), Amman (Ürdün), Riyad (Suudi Arabistan), Londra (İngiltere) ve Berlin (Almanya) duraklarında temaslarda bulunacak. Amerikan Dışişleri'nden verilen bilgiye göre, Rice bu temaslarında 'bölge liderleri ve muhataplarıyla', Lübnan ve Irak'taki 'ılımlı hükümetlerin nasıl destekleneceği', İsrail-Filistin ihtilafını aşmak için yeni açılımlar, radikal şiddet hareketleri ve İran'ın faaliyetleri gibi 'ortak tehditlerin' nasıl bertaraf edileceği gibi konularda 'genişletilmiş görüş alışverişinde' bulunacak.
Bu konuların tamamı, daha önceki gün AK Parti Grubu'nda ilan ettiği gibi, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'ye daha geniş rol talep ettiği konular. Belki Rice, hazır buralardayken telefonla Türkiye'nin bu konulardaki görüşlerini almak isteyebilir. Ya da belki Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Şubat ayındaki Washington ziyaretinde konuşmayı bekleyecektir.
(Bu ziyaretin, yapılırsa, Gül'ün talebi üzerine gerçekleşeceği bilgisi var. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın aynı ay içinde yapacağı söylenen ABD ziyareti ise henüz ilan edilmiş değil ve bu bir merak konusu.)
Dışişleri kaynaklarına sorduğunuzda, Rice'ın temas-danışma tuturna neden Türkiye'yi dahil etmemiş olabileceğine ilişkin ilginç yanıtlar alıyorsunuz. Bunlar arasında, örneğin bu ülkelerin hepsinin Sünni Arap ülkeleri olduğu, ya da Körfez İşbirliği Konseyi çerçevesinde bu gezinin planlandığının anlaşıldığı gibi yanıtlar da var. Tek başına hiçbiri tatmin edici değil. Ama tabii bu Erdoğan'ın haksız olduğu ve ABD'nin doğrusunu yaptığı anlamına kesinlikle gelmiyor.
ABD'deki Bush yönetiminin Irak'ın işgalinden başlayarak kendisini, bölgeyi ve dünyayı nasıl bir ateşin içine attığı ve neredeyse attığı her adımı, bazen iş işten geçtikten sonra yanlışlığını anlayarak düzeltmeye kalktığı görülüyor.
Ortadoğu'da Türkiye'nin katkısıyla işlerin daha iyiye gideceği görüşü mantıklı.
Ama Bush yönetimi, şu anda bu görüşe katılıyor gibi görünmüyor. Belki de Erdoğan'ın siyaset hattı, ABD yönetiminde Türkiye'nin muhtemel katkılarına ilişkin soru işaretlerine yol açıyor. Diğer konular gibi, bu konu da yakında açıklık kazanacaktır.
Ancak Bush'un 'yeni' Irak siyaseti, yeni bir savaş planından başka bir şey izlenimi vermiyor. ABD Başkanı bu yeni Irak savaş planı için, ilk ve büyük savaşı ABD Kongresi'nde vermek zorunda kalabilir. Bush'un Irak için isteyeceği yeni askeri birliklerin, Temsilciler Meclisi'ne hâkim olan Demokratların bütçe vermemesiyle Irak'a gitmesine engel olunması mümkün. Gerçi bu durumda Cumhuriyetçiler 'muhalefet askerimizi aç ve mermisiz bırakıyor' demagojisine baş vurabilir. Ama o noktada artık bunun Amerikan iç politikası açısından bir önemi kalmayacak. Dünyanın algılayacağı mesaj, tıpkı Vietnam'da olduğu gibi, ABD'nin Irak savaşını da ABD Kongresi'nde kaybettiği olacak.
ABD yönetiminin Erdoğan'ın (tam de cumhurbaşkanı seçimi öncesi) Türkiye'ye Ortadoğu'da rol talebini, Türkiye'nin Irak konusundaki (haklı) beklentilerini dikkate fazla almıyor olması, belki de Bush'un şu anda kendi paçasını kurtarmaya çalışmaktan başka bir şey düşünemiyor olmasındandır.
Belki biraz 'kasap et, koyun can derdinde' atasözünü anlatıyor. Ancak Türkiye açısından bakıldığında da aynı atasözü, Türkiye'nin Irak'a bakışı için geçerli.
Tıpkı 1 Mart 2003 tezkeresi öncesinde olduğu gibi, iki ülke de dış politika önceliğini Irak olarak ilan ediyor, ama bunu yaparken tamamen ayrı şeylerden söz ediyorlar. ABD ve Türkiye'nin Irak konusundaki öncelikleri çok farklı. Biri için asıl olan, diğeri için tali. Biri için olmasa da olur konu, diğeri için olmazsa olmaz. Bu durum Türk-Amerikan ilişkilerini yeni bir duvara doğru sürükleme tehlikesi taşıyor.