AB?nin Türkiye gündemi değişiyor

Brüksel, Ankara?dan yalnız hükümetin sesini duymaktan sıkılmış görünüyor. Sesler çeşitlendikçe, gündem de çeşitlenecek

BRÜKSEL-Türkiye’nin ilk AB Bakanı Egemen Bağış dün Brüksel’de hükümetin yeni dönemde izleyeceği Avrupa Birliği çizgisini anlatırken, Alman sosyal demokratlarının efsane ismi Willy Brandt’tan bir alıntı yaptı. Brandt’ın 1969’daki sözlerine atfen ‘Daha fazla demokrasi, daha fazla risk ise, bu riski alacağız’ dedi.
Güzel ve özlü bir söz; tabii içinin iyi doldurulması gerekiyor. ‘Demokrasi’ ve ‘risk’ kavramlarının bu süreçte birlikte kullanılması da ilginç. Akla AK Parti’nin küresel kriz ve Kıbrıs nedenleriyle zor bir yıl olacak 2009’u 2007’den bu yana süren cumhurbaşkanlığı, 367, askerin e-muhtırası ve ona verilen cevap, kapatma davası ve belki Ergenekon soruşturmasına uzanan ideolojik imalarla mı aşmaya çalıştığı sorusunu getiriyor. 
Bağış’ın dün konuşma yaptığı platform, TOBB’un öncülüğüyle başlayan ‘Türkiye’yi Konuşmak’ konferans dizisiydi. Konferansın konusu da ‘AB’nin Türkiye Üzerine, Türkiye’nin AB Üzerine İletişim Stratejileri’ idi. Yani yeni bir iletişim stratejisi ihtiyacı var. Rifat Hisarcıklıoğlu idaresinde TOBB’un bu girişimleri hem Türkiye’deki sivil toplum ve üniversite çevrelerinin AB yetkilileri ile doğrudan temas kurmasına, hem de AB yetkililerinin Türkiye’den hükümet dışında sesler duymasına imkân veriyor.
Hisarcıklıoğlu yıllardır, sivil toplumun da AB  üyelik sürecine katkısının hükümetçe kabul edilmesini istiyordu. Sonunda ilk AB Bakanı’yla bu yolda kapı aralandı. Bağış, TOBB ile birlikte Anadolu’yu “adım adım dolaşıp AB anlatacaklarını” söylüyor. Nereden mi başlayacaklar? Bağış’ın (ve Emine Erdoğan’ın) memleketi Siirt’ten. Bağış yalnızca TOBB değil, “TÜSİAD, sendikalar ve kendilerine katkı vermek isteyen her kesime açık olacağını söylüyor”. Yerine getirilirse olumlu bir vaat.
Konuya dönersek, AB’nin Türkiye’den farklı sesler duyma ihtiyacı artık gözle görülüyor. CHP lideri Deniz Baykal’ın (neredeyse beş yıl aradan sonra) CHP Temsilciliği açmak için geldiği Brüksel’deki temasları da bunu gösteriyor. Dün açılışta bir meslektaş Baykal’a hükümetin kendisini AB’yi engellemekle ve suçladığını hatırlatarak AB üst yönetimiyle görüşmelerinde nasıl bir savunma yaptığını sordu. Bu soruda kamuoyunda yaygın bulunan ‘AB Komisyonu-AK Parti hükümeti arasından su sızmaz’ kanısının izleri vardı. Baykal güldü, “Görüştüklerim (Türk) hükümetinin propaganda makinesi değiller” dedi; “Hükümetin bize söylediklerinin bize tercümanı olma gibi bir yaklaşımları da yok. Ciddi görüşmeler yapıyoruz.”
AB yetkililerinden aldığımız izlenim bunu doğruluyor. AB Komisyonu, Türkiye’deki algılanışını değiştirmek istiyor. Örneğin, Kapatma Davası sürecinde AK Parti hükümetiyle gösterilen dayanışmanın, 2008 İlerleme Raporu’nda ciddi insan hakları ihlalleri ve yolsuzluk iddialarının hafif geçilmesine yol açmış olması, Komisyon bünyesinde de rahatsızlığa yol açmış. Bu ‘Hükümetle özdeş’ görüntüyü kırıp dökmeden değiştirmek istiyor Komisyon. Buna bağlı olarak Türkiye gündemini de yavaş yavaş değiştiriyor.
Başbakan Tayip Erdoğan ve hükümet ülke içinde ne kadar güçlü ve alternatifsiz olduğunu gösterirse, AB’de o kadar itibar göreceğini düşünürken yanılıyor. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana AB’de vücut bulan Avrupa siyasi kültüründe seçeneksizlik değil, tam tersine çoğulculuk ve seçeneklerin mevcudiyeti önem verilen konu.
Uzatmayalım; AB artık Türkiye’de TOBB gibi sivil toplum kuruluşlarının, işçi sendikalarının, CHP gibi muhalefet partilerinin ne dediğini, hükümet kaynaklarından değil, kendilerinden duymak istiyor. Dolayısıyla Baykal’ın dün verdiği “Türkiye’nin AB geleceğine inanıyor ve destekliyoruz” mesajı AB Komisyonu’nca ‘Doğru zeminde verilmiş bir mesaj’ olarak algılanıyor. Keza Baykal’ın CHP’nin sosyal demokrat kimliğini öne çıkararak verdiği krize karşı çalışanların durumu ile ilgili sözleri de adrese ulaşmış bulunuyor. Yani Brüksel’de meydan artık boş değil. Yeni sesler duyulmaya başladıkça gündemin nasıl değişmeye başladığını yazmaya yer kalmadı; yarına kaldı.

Bağış’ın ortaklık savunması
AB Bakanı Bağış’a, bakan olduktan sonra eşiyle kurduğu şirket üzerine tartışmaları sordum; şunları söyledi: “Hisseyi kendi üzerime almayıp, başkasının üzerinde mi gösterseydik? O mu doğru olacaktı, kimi kandırıyoruz? Küçük bir dükkân neticede. Emin olun AB Komisyonu’na sorup görüş aldım; bir ‘Çıkar çatışması’ olur mu?’ diye. Komisyona kravat, gömlek mi satılacak ki çıkarlar çelişsin. Bana akıl vermeye çalışanlar kendi etraflarına bakmalı. Türkiye’ye dönünce ayrıntılı açıklama yapmayı planlıyorum.”