AB?nin Türkiye gündemi sendika reformu

Türkiye?nin sıcak siyasi gündeminde yer bulamıyor, ama AB?nin Türkiye gündeminde sendikal haklar reformu en öncelikli madde

BRÜKSEL - Hilton otelinin lobisinde TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ve düşünce kuruluşu TEPAV Direktörü Güven Sak ile ayakta sohbet ediyorduk. Kapıdan Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış geldi; gruba o da katıldı. TOBB ile birlikte Siirt’ten başlayarak vatandaşa AB’yi anlatma projelerinden, bir yandan TÜSİAD, diğer yandan sendikalarla geniş katılımlı işler yapmak istediğinden, AB Genel Sekreterliği yasasını değiştirip etkinleştirmeyi düşündüklerinden söz etti. Ve tabii reformlara yeniden ağırlık vereceklerdi.
Doğal olarak sordum: İlk sırada ne vardı? Başbakan Tayyip Erdoğan’dan sonra (Brüksel’de büro açan) Deniz Baykal da AB’den Kıbrıs Rum vetosuna karşın ‘Enerji Faslı’nda müzakerelerin başlamasını istemişti. Peki AB ne istiyordu?
Bağış, gülümseyerek omuzumun arkasında bir noktayı işaret etti ve “Niye kendilerine sormuyorsunuz?” dedi. Döndüm, AB Komisyonu’nun Ankara Temsilcisi Marc Pierini bize doğru geliyordu.
Ona da sordum, AB’nin önceliği neydi? İlk Türk AB Bakanı’na Ankara’dan öncelikle neyi beklediklerini söylemişlerdi?
Pierini duraksamadan yanıt verdi: Sendikalar Yasası’nın bir an önce çıkmasını bekliyorlardı;
“Bu bir sınav sayılırdı”.
Diğerlerine döndüm. Ne diyorlardı? Bağış, “Doğru” dedi; “Ben zaten, hatta Rifat beyle Bakan olarak ile  buluşmamızda, kameralar karşısında AB Genişleme Sorumlusu Olli Rehn’in bu konuya ağırlık verdiğini, hatta özellikle iş dünyasının AB desteği konusunda bir ‘samimiyet sınavı’ olarak gördüklerini söylemiştim. Ama o zaman üzerinde durulmadı.”
Hisarcıklıoğlu, Bağış’ın topu bir anda kendi önüne bırakmasına memnun olmadığını gizlemeden yanıt verdi: “Üzerinde duruyoruz. Aylardır Çalışma Bakanı Faruk Çelik’in yasa taslağını bizimle de paylaşmasını bekliyoruz ki, katkımızı verelim. Böyle önemli bir yasanın sosyal tarafların katkısıyla hazırlanması gerektiğini düşünüyoruz.”

Baykal’a da söylediler
Anlaşılıyordu ki, Türkiye-AB ilişkilerinin müzakereler boyutu kazandığı 2004’ten  bu yana özellikle önem kazanan AB ile aynı sendikal haklar konusu, yerine getirilme geciktikçe sorunlar sırasındaki birinciliğe yükselmiş, bununla da kalmamış, hükümet ile iş dünyası arasındaki ilişkilerde belli bir gerilime de neden olmuştu. Konu hükümetin gündemindeydi, ama Meclis’e hükümet tasarısı olarak değil, bazı AK Parti milletvekillerinin yasa teklifi olarak getirilmişti ve 2008’in Mayıs’ından bu yana görüşülmeyi bekliyordu.
AB Komisyonu’nu sabırsızlandıran buydu. Ertesi gün görüştüğüm Komisyonu üyesi Jean-Christophe Filori, “Doğru” dedi, “Buna birinci sırada önem veriyoruz, Avrupa Sosyal Şartı, entegrasyon projesinin önemli parçası”.
AB yetkililerinin bu konuyu CHP lideri Deniz Baykal’ın da dikkatine getirdikleri anlaşılıyor. Baykal’ın Rehn ve AB Komisytonu Başkanı JosÈ Manuel Barroso dahil üst düzey yetkililerle görüşme sonrası TRT’ye verdiği demeç bunu gösteriyor: “Şimdi yeni bir nokta olarak sendikalarla ilgili, çalışma yaşamıyla ilgili bir düzenlemenin mutlaka gerekli olduğunun burada fark edildiğine tanık oldum. Bugüne kadar hep olayı insan hakları, demokrasi kavramları etrafında ele alırlardı, sosyal sorunlarla hiç ilgilenmezlerdi. Şimdi ilk kez sosyal sorunlarla ilgili, çalışma hayatına yönelik bir arayış içinde olduklarını ve Türkiye’de sendikalarla ilgili, çalışma hayatıyla ilgili bir düzenlemenin talep edileceğini gördüm. Biz de buna destek vereceğimizi, bunu önemsediğimizi ifade ettik.” 

Neden şimdi?
AB’nin Türkiye’ye bakışındaki değişimin bir parçası olan bu gündem değişikliği iyi tahlil etmek gerekiyor. Şunlar söylenebilir:

1- Konu en son 12 Ocak’ta Bakanlar Kurulu gündemine gelmişti. Başbakan Erdoğan’ın bu kez daha olumlu bir tutuma girdiği bilgisi vardı.

2- Ancak dünya çağındaki mali kriz derinleşirken ve Türkiye’de istihdam üzerindeki yükler ortadayken Erdoğan’ın bu yasayı çıkarması sermaye kesimi ile arasında yeni gerilime neden olurdu. TİSK’in önceki gün hükünete yaptığı sert ‘İş kontrolden çıkıyor’ tepkisi zaten belli bir gerilime işaret ediyordu.
Keza IMF ile ilişkiler de gerileyebilirdi. 

3- Öte yandan, Erdoğan bu adımı özellikle de 29 Mart yerel seçimlerinden önce atarsa, vatandaşa işçi hakları alanındaki önemli bir ilerlemeyi, üstelik şu kriz ortamında sağladığını söyleyebilir, krizi imkâna çevirebilirdi.

4- AB’nin bu koşulları bildiği halde neden Erdoğan’ı bu adımı atmaya şimdi zorladığına gelince... Bunun altında Avrupalı işveren kuruluşlarının yatırımların ucuz iş gücü nedeniyle Türkiye’ye kaçmasını önlemek, Avrupalı işçi sendikalarının da sınıf dayanışması ve yine istihdamın kendi ülkelerinde kalması amacıyla yaptığı lobi olabilir. Bu lobi çalışması Türkiye’nin üyelik müzakerelerinin biraz daha gecikmesini isteyenlerden destek görmüş olabilir.

5- Ama bir etken daha var. Avrupa artık Türkiye’den yalnız Erdoğan ve AK Parti hükümetinin sesini duymak istemiyor. Erdoğan’ın son zamanlardaki ‘alternatifimiz yok’ söylemi, modern Avrupa siyaset anlayışıyla örtüşmüyor. AB Erdoğan’a hem Türkiye’de sivil toplum ve muhalefeti artık daha çok dinlemek istediğini, hem de alternatifsiz olmadığını söylemek istiyor.