AB'yi endişelendiren belge senaryosu

Türkiye'nin siyasi gündemini değiştiren belge tartışması AB çevrelerini en çok, en vahim yönüyle ilgilendiriyor

Taraf gazetesinin bir hafta önceki yayımıyla başlayan belge tartışmaları Avrupa Birliği çevrelerinde yakından izleniyor ve Türk kamuoyunda tartışma konusu olan senaryolar dikkatle inceleniyor.
Mevcut senaryolar arasında AB çevrelerinde gerçekten endişeye yol açan bir tek senaryo var.
O da belgenin gerçek çıkması ve Türk Silahlı Kuvvetleri komuta kademesinin bu belgenin varlığından haberli olduğunun anlaşılması.
Radikal’e bilgi veren üst düzey bir AB kaynağı durumu şöyle açıkladı: 

* Kamuoyunda diğer senaryolar üzerine de canlı bir tartışma yürüyor. Belgenin doğru çıkması ve ama komuta kademesinin bilgisi altında olmadığının anlaşılması, ya da dışarıdan bir grup tarafından hükümet ve asker ilişkilerini sabote etmek için yapılmış olması ihtimalleri de endişe verici. Ama bunlar daha çok Türkiye’nin iç işleyişini ilgilendirir. Tabii ki hukuk devleti açısından ilgimiz devam eder. Yani sorumluluğu saptananlar yargılanır mı, sorumluların yargılanması sürecinde insan haklarına, hukuk ilkelerine aykırı yönler oluyor mu diye bakılır; Ergenekon davasına bakıldığı gibi...
* Ama, düşük ihtimal de olsa bu belgenin gerçek ve aynı zamanda komuta kademesindeki generallerin bilgisi altında olduğu ortaya çıkarsa, bu Türkiye’nin yeterli demokratik olgunluğa ulaşamadığı yorumlarına yol açacaktır. Bu Avrupa Birliği-Türkiye ilişkileri açısından da ciddi bir durumun ortaya çıkmasına, müzakere sürecinin olumsuz etkilenmesine neden olabilir. Muhtemelen ilişkilerin sağlıklı bir şekilde devam etmesi için asker-sivil ilişkilerinin kesin çizgilerle ayrılması öncelik kazanır.
Türkçesiyle konuşursak, AB balkonundan bakıldığında Türkiye’nin hâlâ askerin her an darbe yapabileği bir ülke olup olmadığının anlaşılması söz konusu.
Orgeneral İlker Başbuğ’un Genelkurmay Başkanı olması ardından çizdiği demokrasiye ve sivil otoritenin üstünlüğüne bağlı asker  profili, bu tartışma nedeniyle mercek altına alınmış sayılabilir. Dolayısıyla ordunun Türk demokrasisindeki yeri de bir kez daha AB çevrelerinin gündemine taşınmış bulunuyor.
Bununla birlikte, AB kaynakları madalyonun diğer yüzüne, olumlu yüzüne de bakıyor. Şöyle:
* Daha önce ortaya çıkan skandallarda, örneğin Susurluk’ta hükümette de, diğer makamlarda da bir örtbas etme çabası seziliyordu. Oysa şimdi bütün taraflarda bir soruşturma gayreti göze çarpıyor. Bu Türkiye’nin daha açık bir toplum haline geldiğini gösteriyor. Ayrıca bu konuya rağmen sivil-asker ilişkilerinin de devam ettiği gözleniyor. Dolayısıyla bu tartışma Türkiye’de sivil-asker ilişkileri üzerinde olumlu bir işlev de görebilir.

15 ay aradan sonra
Başbakan Tayyip Erdoğan Ankara’daki AB Büyükelçileri’ne 22 Haziran Pazartesi günü bir
öğle yemeği vermeyi planlıyor.
Başbakanlık kaynakları dün akşam üzeri bu yemeğin hâlâ planlama aşamasında olduğunu, teyit vermediklerini söylüyordu. Ancak AB Büyükelçileri bu yemeği dört gözle bekliyorlar. Çünkü bu yemek sayesinde Ankara’daki AB Büyükelçileri 18 aydan bu yana ilk kez topluca Başbakan ile görüşmüş ve Türkiye-AB meseleleri üzerine görüşlerini topluca kendisine iletmiş olacaklar.
Son 15 ayda neler olmadı ki? En çok akılda kalanlar AK Parti aleyhine kapatma davasının açılması ve sonuçlanması ile 29 Mart 2009 yerel seçimleri.
AB kaynakları bu süre içinde reformlar alanında ise pek değişiklik olmadığını vurguluyor. Hükümetin reform kapsamında saydığı Nâzım Hikmet’e vatandaşlığının iadesi, Kürtçe devlet televizyonu yayını, 1 Mayıs’ın bayram ilanı gibi konular, gelişme sayılmakla birlikte müzakere
faslı açıcı reform konularından sayılmıyor.
Bir AB kaynağı bu konuda şunları söylüyor: “Çekya, İsveç ve İspanya Türkiye’nin adaylığını hararetle destekleyen ülkeler. Çekya dönem başkanlığında pek bir şey yapılamadı. Sırada İsveç ve İspanya var. Önümüzdeki 12 ay bu açıdan önemli. Kıbrıs’a bağlı fasıllarda gerçekçi olmak daha iyi. Ancak bu süreçte Türkiye’nin sosyal şart, çevre ve rekabet konularında müzakere açabilmesi mümkün. Sosyal şart için sendikalar reformu konusunda Türkiye’nin verdiği sözler var. Ama bir tek çevre faslının açılması bile Avrupa’da Türkiye’ye ilişkin havayı değiştirebilir. Bu dönemin iyi değerillendirmesi lazım.”