Sıkıntılı 'coreper'
Brüksel'deki AB büyükelçilerinin 'coreper' adlı toplantısında, 14 Aralık AB zirvesinin ortak bildirisinin taslağı hazırlanacaktı. Elçiler iki toplantıda uzlaşamadı. Fransa, 'Türkiye ile katılım müzakereleri sürecek' klişesindeki 'katılım' kelimesine karşıydı.
Cümle parantezde
İsveç, İtalya, İspanya ve İngiltere, Fransa'ya direndi. Uzlaşma çıkmadı. Cümle paranteze alındı. Çözüm yarınki AB dışişleri bakanları toplantısına, o da olmazsa 14 Aralık'taki devlet ve hükümet başkanları zirvesine kaldı..." /> Sıkıntılı 'coreper'
Brüksel'deki AB büyükelçilerinin 'coreper' adlı toplantısında, 14 Aralık AB zirvesinin ortak bildirisinin taslağı hazırlanacaktı. Elçiler iki toplantıda uzlaşamadı. Fransa, 'Türkiye ile katılım müzakereleri sürecek' klişesindeki 'katılım' kelimesine karşıydı.
Cümle parantezde
İsveç, İtalya, İspanya ve İngiltere, Fransa'ya direndi. Uzlaşma çıkmadı. Cümle paranteze alındı. Çözüm yarınki AB dışişleri bakanları toplantısına, o da olmazsa 14 Aralık'taki devlet ve hükümet başkanları zirvesine kaldı..." /> AB'yle Fransa krizi - MURAT YETKİN - Radikal

AB'yle Fransa krizi

<strong><font color="#C91010">Sıkıntılı 'coreper'</font></strong></br>Brüksel'deki AB büyükelçilerinin 'coreper' adlı toplantısında, 14 Aralık AB zirvesinin ortak bildirisinin taslağı hazırlanacaktı. Elçiler iki toplantıda uzlaşamadı. Fransa, 'Türkiye ile katılım müzakereleri sürecek' klişesindeki 'katılım' kelimesine karşıydı.</br><strong><font color="#C91010">Cümle parantezde</font></strong></br>İsveç, İtalya, İspanya ve İngiltere, Fransa'ya direndi. Uzlaşma çıkmadı. Cümle paranteze alındı. Çözüm yarınki AB dışişleri bakanları toplantısına, o da olmazsa 14 Aralık'taki devlet ve hükümet başkanları zirvesine kaldı...

Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Büyükelçi Ertuğrul Apakan'ın telefonu susmak bilmiyordu. Deneyimli diplomat çehresi sıkıntıdan kızarmış halde kâh kendisini Ankara'nın kış soğuğunda balkona atıp orada konuşuyor, kâh mutfağa dalıp kapıyı kapatıyor ya da bir köşeye çekilip aceleyle bir numara çeviriyordu.
Önceki akşam, Mehmet Ali Bayar'ın evindeki davetteydik ve telefonu susmayan yalnız Apakan değildi. İtalya'nın Ankara Büyükelçisi Carlo Marsili de çoğunlukla telefondaydı. Her bir telefondan sonra yüzü biraz daha geriliyor, canının sıkıntısını saklamıyordu.
Sıkıntı zaten saklanamaz hale gelmişti. İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi Nicholas Baird ve İspanya'nın Ankara Büyükelçisi Felipe Fernandez de Brüksel'den gelecek haberleri merak ediyordu.
Brüksel'de, AB üyesi ülkelerin büyükelçilerinin, 'coreper' diye bilinen toplantıları vardı. Büyükelçiler, 14 Aralık AB zirvesinde yayımlanacak ortak bildirinin ilk taslağını hazırlamak üzere bir araya gelmişlerdi;
her zirveden önce yapılan mutat bir toplantıydı.
Ancak sabah saatlerinde başlayan toplantı iki defa uzlaşmaya varılamadan dağılmış, akşam saatlerinde üçüncü defa başlamıştı. Haber beklenen toplantı buydu.
Uzlaşmazlık nedeni ise Fransa'nın bildiri metninden çıkarttırmak istediği bir tek kelime idi.
Bürokratlar, her bildiri metninde olduğu gibi buna da artık klişeleşmiş olan 'Türkiye ile katılım müzakereleri devam edecektir' cümlesini koymuştu. Fransız temsilci, Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy'den gelen talimatla, bu cümledeki 'katılım' sözcüğünün çıkarılmasını istiyordu. Böylece Fransız Cumhurbaşkanı, seçmenine söz verdiği gibi, Türkiye'yi AB üyelik sürecinin dışına taşıdığını kamuoyuna göstermiş olacaktı. Sarkozy'nin bir başka amacı da, Fransa olmadan AB'nin karar alamayacağını herkese göstermekti.
Bunu zaten herkes biliyordu ama, diğer üyeler arasında Fransa'ya AB'nin tek patronu olmadığını göstermek isteyenler de vardı. Öğle saatlerinde Fransa'nın bu girişimine karşı bir cephe oluşmaya başlamıştı. İsveç'in Ankara Büyükelçisi Christer Asp'ın özel gayretiyle, İsveç, İtalya, İspanya ve İngiltere, Fransa'nın 'katılım' kelimesini metinden çıkarmasına karşı duruyorlardı.
Üçüncü toplantı başlarken, İngiltere ara çözüm diye şu görüşü öne sürmeye başlamıştı: Fransa'yı ikna etmek mümkün olmayabilirdi. Bu ise, 14 Aralık'ta iki müzakere başlığının daha açılmasını tehlikeye atardı. Yeni müzakere başlıklarının açılması, Fransa'nın aslında hukuki bir değişiklik sağlamayan bir adım olan 'katılım' sözcüğünü metinden çıkarmasından önemliydi.
İşte Apakan'ı ter içinde mutfaktan balkona koşturup telefon görüşmeleri yaptırtan kriz buydu. Türkiye'nin iki müzakere başlığının daha şimdi açıklaması için 40 küsur yıldır koruyabildiği tam üyelik hedefinden, moral zeminde vazgeçmesi bekleniyordu. Üstelik, bu fikri Dışişleri Bakanı Ali Babacan'a zararsız göstermeye çalışanlar da biliniyordu.
Babacan o saatlerde Brüksel'deki NATO toplantısından Portekiz'in başkenti Lizbon'a geçiyordu. Orada, AB-Afrika zirvesine gözlemci statüde katılmaya gelmiş olan Başbakan Tayyip Erdoğan ile buluşacaktı.
Erdoğan o sıralarda Lizbon'a ulaşmış ve Sudan Cumhurbaşkanı Ömer Hasan El Beşir ile görüşüyordu.
Apakan, Babacan'ı aradı. Politika oluşturuldu: Türkiye, kırk katır ile kırt satır arasında tercih yapmak zorunda değildi. Tam üyelik hedefiyle müzakere siyasetinden sapılmayacaktı. Zaten aksi halde Babacan değil, Erdoğan da bunu zaten tepkisel haldeki Türk kamuoyuna anlatamazdı.
Brüksel'deki toplantı uzlaşma olmaksızın sona erdi. Fransa'nın engellediği cümle parantez içine alındı. Bunun anlamı, krizi çözme işinin 10 Aralık'taki Genel İşler Konseyi'ne, yani AB dışişleri bakanları toplantısına bırakıldığı idi. Yarınki toplantıda da sonuç alınmaz ise, karar 14'ündeki devlet ve hükümet başkanları zirvesine kalacak.
Dün Lizbon'da bulup telefonla görüştüğüm bir yetkili, "Rahatsızız" diyordu, "Çözüm için temaslar sürüyor".
Türkiye'ye karşı başlattığı itici kampanya ile AB bünyesinde de tepki toplamaya başlayan Sarkozy, dün Lizbon'daydı. Bu yazının yazıldığı saate dek, Başbakan Erdoğan, aralarında Almanya Şansölyesi Angela Merkel de olan devlet adamlarıyla görüşmüştü, ama Sarkozy ile görüştüğüne dair bir haber yoktu. Erdoğan ve Sarkozy, en son eylül ayında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda görüşmüş ve 'anlaşamadıkları konusunda anlaşmışlardı'.
Kriz çözülmez ise ne olur? Yani diğer AB üyeleri Fransa'nın Türkiye tutumuna teslim olur ve 'katılım' sözcüğü metinden çıkarılırsa ne olur?
Adını vermek istemeyen bir diplomat şunu söyledi dün: "AB, Türk kamuoyunu büyük ölçüde kaybediyor zaten. Böyle bir gelişme karşısında Türk Dışişleri'nin desteğini de kaybedebilir. AB, Türk diplomasisinin desteğini kaybedebilir." Öyle anlaşılıyor ki, böyle bir destek kaybı, Türkiye-AB ilişkileriyle sınırlı olmaz.