Açıklama tarihî, süreç kritik, beklenti yüksek

Hükümet ve PKK arasında Kürt sorununa siyasi çözüm amaçlayan müzakerelerin resmen başlaması sayılan AK Parti hükümetiyle HDP ortak açıklaması, tarihin bir cilvesiyle 28 Şubat'ta yapıldı.

Hükümet ve HDP arasında 28 Şubat’ta İstanbul Dolmabahçe’deki Başbakanlık binasında yapılan ortak açıklama, Türkiye’nin son otuz yılında 40 bin cana mal olan ve ülkenin hem demokratik, hem ekonomik kalkınmasını engelleyen Kürt sorununa siyasi çözüm hedefinde özel öneme sahiptir.

Açıklama tek başına Kürt sorununa Türkiye’nin birliğini ve demokrasisini güçlendirecek bir çözümle sonuçlanacak mı? Bu konuda açıklamayı yapanlar dahil herkesin şüpheleri var. Ancak Türk hükümetinin yasadığı PKK ile barış müzakerelerinin dünkü açıklamayla başladığı söylenebilir.

Tarihin bir cilvesiyle açıklama 28 Şubat günü yapılmıştır. Şimdiye dek Türk siyasi tarihinde askerin hükümete dolaylı müdahalesi sayılan MGK toplantısıyla anılşan bu süreç başarıya ulaşırsa bundan böyle daha çok silah bırakma hedefleyen bu tarihle anılacaktır.

Bir süredir bu ortak açıklamanın 2012 sonunda dönemin Başbakanı, şimdi Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın girişimiyle dönemin MİT Müsteşarı Hakan Fidan aracılığıyla başlatılan bu sürecin en önemli aşamalarından birisi olacağı kabul ediliyordu.

Aynı şekilde bu açıklamanın “tahkim edilmiş ateşkes”, ya da “tam eylemsizlik” hedefleyeceği, silah bırakma aşamasına sonra gelineceği konuşuluyor, hatta “ortak açıklama heyetinin” dahi bir süredir hazır olduğu ifade ediliyordu.

Nitekim öyle oldu; bu da hükümet ve PKK’nın HDP aracılığıyla yürütülen görüşmeler sonucu, silah bırakma hedefinin geçerliliği üzerinde belli koşullar sağlanması şartıyla en azından benzer bakış mutabakatı sağladığını gösteriyor.

Ortak açıklama heyetinin oluşumu da sembolizmi açısından önem taşıyor. İmralı-Kandil görüşmelerini yürüten Sırrı Süreyya Önder, Pervin Buldan ve İdris Baluken dışında Hükümeti temsilen Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan ve İçişleri Bakanı Efkan Ala, koordinatör devlet kurumu adına Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarı Muhammed Dervişoğlu’nun yanısıra, AK Parti Grup Başkan Vekili Mahir Ünal’ın da bulunması, iktidar partisi adına da sürece taahhüt anlamına geliyor.

Akdoğan, HDP heyetinin Kandil ve İmralı temasları ardından Başbakan Ahmet Davutoğlu başkanlığında Çözüm Kurulu toplantısı yapılarak ortak açıklamaya kjarar verildiği vurgusunu yaparak bu taahhüdü teyir etmiş oldu.

On maddelik açıklamanın bir kaç maddesinin Anayasa değişikliği gerektirmesi, son maddesinin yeni Anayasa talep etmesi sürecin hemen sonuçlanmayacağının 7 Haziran seçimleri sonrasına kalacağına işaret ediyor.

Ortak açıklama heyetinden yola çıkarak gerek İç Güvenlik Paketi, gerekse yeni Anayasa konusunda AK Parti ile HDP arasında somut bir köprü kurulduğunu söylemek mümkün; tabii bu köprüden geçen olursa.

Silah bırakma aşamasına geçilebilmesi için Abdullah Öcalan’ın PKK Kongresi çağrısını beklemek gerektiği anlaşılıyor.

PKK’nın Kongre çağrısının hükümet ve AK Parti temsilcileriyle birlikte yapılmış olmasını da önemli bir ayrıntı olarak kaydetmek gerekiyor; dün tarihe not düşülmesi gereken ayrıntılardan biris de bu.

Ancak Selahattin Demirtaş’ın açıklamalarından Meclis’te tartışılan İç Güvenlik Paketinin, en azından özgürlükleri kısıtlayıcı maddelerinin hükümetçe geri çekilmesinin gözleneceği, bunun PKK Kongre kararını da etkileyebileceği anlaşılıyor.

Diğer önemli ayrıntılar olan hasta tutukluların bırakılması ve Öcalan’ın süreci İmralı’daki tutulma koşullarının, sekreterya dahil süreci oradan yönetecek şekilde düzenlenmesi konusunda da HDP kanalıyla PKK ve hükümet arasında en azından bakış birliği sağlandığı var sayılabilir.

Uzun süredir beklenen ama İç Güvenlik Paketi tartışmaları ve PKK’nın Öcalan’ın 10 maddesi üzerinden görüşme garantisi almadan etkin ateşkesi ilan etmeyeceği ısrarıyla iki hafta kadar önce neredeyse durma noktasına gelen süreç, ortak açıklamayla canlandı.

Kürt sorununun siyasi ve barışçı yöntemle, Türkiye’nin birliği ve demokrasisini güçlendirecek şekilde çözüm yoluna koyulması başarılabilirse, bu yalnızca Türkiye değil, Türkiye’nin içinde bulunduğu bölgenin geleceği açısından da önem taşıyacaktır.