Açılımın zor günleri

'Hükümet taş atan çocukların az ceza alması için yasa çıkarmaya çalışıyor, onlar bir yandan taş atan çocukların sayısını artırıyor. Bırakın taşı bir yana, molotofkokteylleriyle karakollara saldırtıyorlar.

‘Hükümet taş atan çocukların az ceza alması için yasa çıkarmaya çalışıyor, onlar bir yandan taş atan çocukların sayısını artırıyor. Bırakın taşı bir yana, molotofkokteylleriyle karakollara saldırtıyorlar. Sokaklar elinde molotofkokteylleri ile saldırganlık yapanlarla doluyken, nasıl çıkacak taş atan çocuklar yasası?”
Bu sözler dün konuştuğum üst düzey bir devlet görevlisine aitti.
Medya ve kamuoyu, CHP ve MHP sözcüleri tarafından öne sürülen “PKK lideri Abdullah Öcalan’ın yeniden yargılanmasının önü mü açılıyor?” sorusunu tartışmaya başlamışken, hükümetin üst düzey bir görevlisi, İçişleri Bakanı Beşir Atalay tarafından Kürt açılımının ilk somut adımları arasında sayılan ‘Taş atan çocuklar’ yasal düzenlemesinin bambaşka bir nedenden dolayı çıkmayabileceğini söylüyordu.
B konuyu dün yetkili bir bakana da sordum ve o da adını vermeden, “Mevcut koşullarda Meclis Komisyonu’nda da, Genel Kurul’da da sıkıntıya neden olur, kolay olmaz” yanıtını verdi. Bürokratın da, bakanın da inandıklarından çok daha temkinle konuşmalarının nedeni, emirin demiri kesmesi gibi, son sözün nihayet Başbakan Tayyip Erdoğan’a ait olması. Ama Erdoğan’ın kontrol edemediği gelişmeler olduğu da görülüyor.

Dönüşler, Atalay ve Öcalan
Örneğin, Erdoğan yurtdışından PKK’lıların dönüşünün hükümetin kontrolünde olduğunu söylemişti. Bakan Atalay da Kurban Bayramı sonrası, Mahmur başta olmak üzere dönüşlerin başlayacağı ve kısa sürede kampın 11 bin küsur sakininden yarıya yakınının dönmeye başlayacağını iki hafta kadar önce Moskova’da söylemişti.
Ancak dün konuştuğum aynı yetkili şu an için bir geliş işareti olmadığını teyit etti. Bunun başlıca nedeni, Bakanın o açıklamasını yapması ardından Öcalan’ın İmralı Cezaevi’ndeki yeni hücresine nakledilmesi ve orayı öncekine göre küçük bulması nedeniyle ‘Gelişlerin olmayacağını’ açıklaması.
Türkiye’nin doğusunda ve batısında bugün pek çok şehirde PKK yanlısı ‘taşlı, ya da molotoflu’ gösteriler yapılmasına ve açılımı ciddi sıkıntıya sokmasına neden olan ortam, birkaç unsurun üst üste gelmesiyle oluştu. Öcalan’ın dar bulduğu hücreye alınmasıyla, PKK’nın 27 Kasım’daki 31’inci kuruluş yıldönümü aynı günlere denk geldi. DTP’liler, bir yasal parti için görülmemiş bir hareketle, parti ve vekilleri olarak PKK’nın yıldönümü gösterilerine, CHP lideri Deniz Baykal’ın deyişiyle ‘milli gün kutlaması’ gibi katıldılar, öncülük ettiler.
Daha sonra da Öcalan’ın hapishane koşullarını, adeta açılımın tek ve biricik önkoşulu gibi gösteren demeçler gelmeye başladı.

Kapatma davası ve sertleşme
Tam bu sırada, 3 Aralık’ta, Anayasa Mahkemesi DTP’nin kapatma davasını 8 Aralık’ta esastan görüşmeye başlayacağını açıkladı.  Anayasa Mahkemesi’nin parti kapatma cezasına artık daha mesafeli baktığı 2008’deki AK Parti kapatma davasından belli olmuştu. Ancak DTP Meclis grubu üyeleri Meclis’e DTP adı altında değil, tek tek bağımsız milletvekilleri olarak girdiği ve DTP Hazine yardımı almadığı için, AK Parti’ye uygulanan para cezasının DTP’ye uygulanması imkânsız görünüyor.
Bu durumda -belki 8 Aralık’ta, belki daha sonra- DTP ya -İspanya’da ETA ile çok daha mesafeli ilişkisi nedeniyle kapatılan Harri Batasuna partisi örneğine karşın- aklanacak, ya da kapatılacak. Burada iki seçenek var: DTP kapatılır, ama vekiller siyasetten yasaklanmaz. Ya da kapatılır ve yasaklanır. İkinci durumda, yedi vekil siyasetten yasaklanacağı için DTP Meclis’te 20 sandalyenin altına düşer ve grup olmaktan çıkar.
DTP Genel Başkanı Ahmet Türk ve yardımcısı Emine Ayna’nın ‘O durumda sine-i millete döneriz’ (yani ‘topluca Meclis’ten çekiliriz’) açıklamasının hemen ardından bu bir parti kararı haline de geldi. Dışarıdan bakıldığında, ortaya çıkan manzara, adeta Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’i haklı çıkarırcasına DTP’nin kapatılmaktan siyasi fayda umduğu yönünde.

Zorluklar aşılabilecek mi?
Bu sertleşmenin DTP açısından güncel bir başka boyutu da var. Başbakan Erdoğan’ın 7 Aralık’ta ABD Başkanı Barack Obama ile yapacağı görüşme öncesinde, Irak’taki PKK varlığı açısından kritik konumdaki Amerikan yönetime ‘Açılım hiç de Erdoğan’ın göstermek istediği gibi pürüzsüz gitmiyor’ görüntüsünü vermek. Bunda başarısız oldukları söylenemez. Yetkililer, PKK gösterilerinin ortaya çıkan görüntüler açısından medyatik ve ses getirici olsa da giderek daha az sayıda katılım getirdiği saptamasını yapsa da, ‘PKK yalnız Irak dağlarında değil, Türkiye’nin büyük şehirlerinde de tabanı var’ mesajı sergilenmiş oldu.
Erdoğan ise, Obama ile görüşmesine Irak’taki PKK mücadelesi bakımından ne kadar önem verdiğini, tıpkı 5 Kasım 2007’de George Bush’la görüşmesine gittiği gibi, heyetine
Genelkurmay İkinci Başkanını (Orgeneral Arslan Güner) dahil ediyor. Erdoğan’ın Obama’ya Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın ‘DTP köstek olsa da başarılı olmaya mecburuz’ demesi gibi, ‘Yola devam. Destek olun’ mesajı vermesi beklenyor.
Ancak dün itibarıyla Ankara’da, bir taraftan (Adalet Bakanlığı resmen yalanlasa da) ‘Öcalan’ı yeniden yargılayıp af mı edecekler?’ kuşkusunu zihinlere düşüren CHP ve MHP, diğer taraftan da DTP’nin Kürt açılımına zor günler yaşattığı görüntüsü hâkim oldu.