Acımız büyük, sorular artıyor

Günlerdir üzerinde konuşulan, Türkiye'nin dört bir yanından insanları Ankara'ya taşıyan bu yürüyüş için hükümet gerekli önlemleri almış mıydı?

Tarihe Ankara katliamı olarak geçecek.

Tıpkı Kahramanmaraş katliamı gibi, 1 Mayıs katliamı gibi, kara bir dönüm noktası sayılmalıdır.

Türkiye’de şimdiye dek en çok can alan terör eyleminde dün akşam itibarıyla öldürülen insan sayısı 95, yaralı sayısı ise 65’i ağır olmak üzere 508 olarak ilan ediliyordu Başbakanlık tarafından.

***

Ankara Garı’nın önünde görgü tanıklarının ifadelerine göre 3 saniye arayla patlatılan iki bomba, “Barış, Demokrasi ve Kardeşlik” adıyla düzenlenen yasal yürüyüşe katılmak için toplanmaya başlayan insanları saat 10’u 10 geçe, 3 saniye arayla vurdu.

Ortalık can pazarına döndü.

İspanyol Haber Ajansı temsilcisi Doğan Tılıç patlamaya çok yakın konumdaydı. Kıl payı ile yara almadan kurtulmuştu. Afganistan ve Bosna tecrübesiyle etrafta “uçuşan insan eti parçalarını” görür görmez bunun bir intihar saldırısı olabileceğini, “canlı bombaların” kendilerini havaya uçurmuş olabileceğini bildirdi.

***

Bir süre sonra Anadolu Ajansı da benzeri bir istihbarat geçti.

Akşam saatlerinde, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile konuşmasının ardından Başbakan Ahmet Davutoğlu da iki “canlı bomba” şüphesini dile getirdi.

Toplumdan yükselen talepler doğrultusunda üç günlük yas ilan edildi; herhalde yaş durumundan ölen Suudi kralından esirgenmeyen ulusal yas, Türkiye’nin kalbi Ankara’da öldürülen sivil yurttaşlardan da esirgenmeyecekti.

***

Acı büyüktü ama o acı soruları da gündeme getirdi: Günlerdir üzerinde konuşulan, Türkiye’nin dört bir yanından insanları Ankara’ya taşıyan bu yürüyüş için hükümet gerekli önlemleri almış mıydı?

***

Hürriyet gazetesi Okur Temsilcisi Faruk Bildirici de oradaydı. Trafiğin kapatıldığı noktadan Ankara Garı önüne dek olan bir kilometreye yakın yürüyüşü boyunca birkaç trafik polisi dışında hiçbir güvenlik yetkilisi görmediğini, kimsenin üstünün aranmadığını söyledi.

Reuters muhabiri Gülsen Solaker, Adalet, İçişleri ve Sağlık bakanlarının ortak basın toplantısında İçişleri Bakanı Selami Altınok’a güvenlik zafiyeti iddialarını hatırlatarak istifayı düşünüp düşünmediğini sordu.

Bu soru Altınok’u değil, sanki ortada Türkiye’de şimdiye dek en fazla can kaybına neden olan bu en berbat terör eyleminde gülünecek bir şey varmış gibi, Adalet Bakanı Kenan İpek’in müstehzi gülüşüne yol açtı; aklından kim bilir ne geçiyordu.

***

İçişleri Bakanı ise soruyu gayet sakin yanıtladı: Hayır hiçbir sorun yoktu. Meydanda önlem almışlardı, istifasını gerektirecek bir durum yoktu ortada Altınok’a göre.

O arada AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, Bülent Arınç’tan sonra AK Parti’de “Doğrucu Davut” rolünü üstlenen Mehmet Ali Şahin “Bir yürüyüş yapılırken çevrede de çok ciddi aramaların yapılması, bu tür eylemlerin meydana gelmemesiyle ilgili tedbirlerin alınması icabet ederdi” dedi.

“Bu tedbirler” diye devam etti, “Alınmış mı alınmamış mı? Olayın bir de bu yönünün araştırılması gerekir. Bir, bu eylemi kimler hangi amaçla yapmıştır, iki bu eylemin meydana gelmemesiyle ilgili güvenlik güçlerimiz üzerlerine düşen görevi yapmış mıdır? İki hususun çok ciddi araştırılması gerekir."

***

Soru Davutoğlu’na da soruldu. O daha temkinli cevap verdi, araştırılacağını söyledi.

Ve başka, çok önemli bilgiler de verdi. Buna göre son günlerde iki kişi intihar eylemi şüphesiyle yakalanmıştı, son dönemde intihar yelekleri ele geçirilmişti.

Bu açıklama akla şu haberi getirdi. Hürriyet Daily News’tan Ali Kayalar 15 Ağustos 2015’te üst düzey bir yetkiliye dayanarak yılın ilk yarısında özel olarak hazırlanıp kaçak olarak yurda sokulmuş 30 adet “intihar bombacısı yeleği” ele geçirildiğini yazmıştı (Hürriyet’te 16, Radikal’de 17 Ağustos’ta Türkçe'de yayınlandı). Yeleklerin bazısı “kullanıma hazırdı” ve hepsi IŞİD’e aitti.

***

Zaten Başbakan bu eylemin arkasında olabilecek örgütleri sayarken, herhalde hepsi daha önce intihar eylemi yapmış oldukları için, PKK, DHKP-C ve MLKP ile birlikte IŞİD’i de saydı, DAEŞ kısaltmasını kullanarak.

Dünyada ikiz intihar bombalaması eylemi deyince ilk akla gelen isim olan El Kaide’yi de herhalde şüpheli listesine eklemek gerekti; ya o anın heyecanıyla akla gelmedi, ya da örgüt zaten aşağı yukarı belliydi ama bilgi kesinleşmediği için anılmamıştı.

Öyle ya da böyle, bu ya da başka örgütlerin Türkiye’de büyük bir intihar saldırısına hazırlandıklarını gösterir yeterli istihbarat, belli ki vardı hükümetin elinde.

***

Yani, 10 Ekim’de Emek Platformu'nun düzenlediği, Valiliğin izin verdiği “Barış, Demokrasi ve Kardeşlik” yürüyüş ve mitingine dair fazladan önlem almak için her türlü gerekçe mevcuttu.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, dün Başbakan Davutoğlu’nun daveti üzerine Çankaya’da yaptığı bir buçuk saatlik görüşmede İçişleri Bakanı Altınok ve Adalet bakanı İpek’in istifa etmesi, ya da görevden alınması gerektiğini kendisine ilettiğini açıkladı daha sonra.

Yurttaşların can güvenliğini korumak hükümetin göreviydi, özellikle de izni alınmış, barışçı bir gösteriye giden savunmasız insanları.

***

Kılıçdaroğlu, Davutoğlu’na artan şiddet ortamının Türkiye’nin dış politikası, özellikle Suriye politikasıyla yakından ilgili olduğu iddiasını da dile getirdiğini açıkladı.

Bu politika derhal terk edilmeli Türkiye Ortadoğu bataklığının içine daha fazla saplanmamalıydı.

Türkiye’de terör eylemlerinin muhalefet tarafından dış politika hatalarıyla bu kadar ilişkilendirildiği bir dönem de daha önce hiç olmamıştı.

***

Ankara katliamının arkasında hangi örgütün bulunduğu hala açıklanmış değil.

CNN Türk’ten Hande Fırat dün güvenlik ve adalet kaynaklarından duyduklarından dehşete kapılmış bir yüz ifadesiyle, henüz canlı bombaların ve onların hemen yanındaki insanların vücut parçalarının tamamıyla birleştirilip DNA testlerini tamamlama çalışmasının devam ettiğini bildiriyordu.

Ortaya çıkan tablo, tam da 1 Kasım’da seçim tekrarına giderken Davutoğlu’nu ziyadesiyle üzmüş ve bunaltmış olmalı ki, saldırının olduğu günkü basın toplantısında “Şu anda bir AK Parti hükümeti iş başında değil” deyiverdi; “Anayasal zorunlulukla ülkeyi seçime götürmek üzere görev almış bulunan Bakanlar Kurulu söz konusu”.

Bu tablonun bir an önce değişmesi lazım, Türkiye iyi bir yere doğru gitmiyor.