Adaletin Başbuğ sınavı

Silivri'deki Ergenekon duruşmasında salon dışında yaşananlar skandal. Ama içeride de bir Başbuğ sınavı veriliyor.

Şunu sorabilirsiniz: İlker Başbuğ’a gelene kadar hiç mi sınavdan geçmemişti? Doğru, çok sınavdan geçti ve çoğundan da ne yazık ki sınıfta kaldı. Ama bu da bir sınavdır ve kayıtlara da böylece girmesi gerekiyor. Pazartesi günü, 18 Şubat, Silivri’de görülen Ergenekon duruşmasında mahkeme salonu dışında olanlar zaten bir skandaldır. Ama bugün konumuz mahkeme dışında değil, mahkeme içinde olanlar.

Ergenekon davası 2008’de 86 sanıkla başladı. Başladığı noktada, faili meçhul cinayetler, toplumun önde gelen isimlerine (azınlıklar dahil) saldırılar ve genel istikrarsızlık oluşturarak hükümeti devirme komplosu varsa açığa çıkarılacağı yolunda toplumun genelinde bir beklenti oluşturdu. Başlangıçta tutuklananların büyük çoğunluğunda bir ideolojik, siyasi benzeşme de göze çarpıyordu; nispeten düşük rütbeli emekli askerlerden sivillere dek çoğu, MHP’yi de yetersiz bulan milliyetçi aktivistlerdi. Zamanla işin rengi değişmeye başladı. Gelinen noktada Ergenekon tutukluları arasında yalnızca mimli zanlılar değil, toplumda öne çıkan ve çoğunun hakkında ikna edici kanıtlar da birbiriyle benzeşir yan bulunmayan isimler de yer alır oldu.

Örneğin, Mustafa Balbay gibi sol-Kemalist bir gazeteci, ‘Amerikan yanlısı’ olduğunu ilan eden YÖK’ün eski başkanı sağ-Kemalist Kemal Gürüz, Gürüz’ün anti-tezi gibi duran sıradışı sosyalist siyasetçi ve yazar Yalçın Küçük, belli bir siyasi görüşte (hapiste milletvekili seçilene dek) olmamış, uluslararası çapta organ nakli cerrahı Mehmet Haberal ve NATO’nun en büyük ordularından birine, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne iki yıl liderlik yapmış olan emekli Orgeneral İlker Başbuğ, aynı terör örgütünü kurup yönetmekle suçlanıyorlar.

Başbuğ, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın başkanlık ettiği bir Yüksek Askeri Şûra toplantısıyla 2008’de Genelkurmay başkanı olup süresinin tamamlandığı 2010’a dek bu görevi yürütmüş bir isimdir. İfade daveti üzerine savcıya gidişinin ardından 6 Ocak 2012’de tutuklanmıştır. Erdoğan, defalarca verdiği demeçlerde, Başbuğ’un yargılanmasını değil, tutuklu yargılanıyor olmasını yanlış bulduğunu söylemiştir. Başbuğ 30 Mayıs’ta hakkındaki ağır iddiayı çürütmek üzere halefi Işık Koşaner ve üç müstafi kuvvet komutanının tanık olarak dinlenmesini 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi heyetinden talep etmiştir. Yoğun asker tutuklamalarını protesto amacıyla 29 Temmuz 2011’de tam YAŞ öncesi Genelkurmay Başkanlığı’ndan istifa etmiş olan emekli Orgeneral Koşaner ve üç arkadaşı, tanık ifadesi vermek üzere 18 Şubat’ta Silivri’de hazır bulunmuşlardır. Mahkeme, Başbuğ’un talebini geri çevirmiştir.

Başbuğ bunun üzerine 19 Şubat’ta avukatları aracılığıyla kamuoyuna açık bir mektup yazarak mahkemeyi protesto etmiş ve Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 178’inci maddesini ihlal etmekle suçlamıştır. Bu madde, mahkeme heyeti reddetse dahi, sanığın istediği tanıkların, kendi imkânlarıyla gelmek kaydıyla dinlenmesini savunma hakkı çerçevesinde öngörmektedir. Sadece bu nedenle dahi Ergenekon davası kararının Yargıtay’dan geri dönmesi gerektiğini söyleyen Başbuğ, ayrıca PKK’lı Şemdin Sakık’ı muteber tanık sayıp Koşaner’i saymadığı için halka şikâyet etmektedir.

İşin bir boyutu da Erdoğan’ın başlattığı Kürt sorununa siyasi çözüm bulma süreciyle eşzamanlı olarak KCK tutuklularının tahliye edilmeye başlamasıdır. Siyasi gerilimi azaltacak tahliyelerin hükümetin Meclis’e taşıyacağı ‘Dördüncü Yargı Paketi’yle artması beklenmektedir. Öte yandan, KCK tutuklularının yararlanması beklenen koşulların Ergenekon davasına uygulanmaması gerektiği yönünde bazı ‘muhafazakâr’ yazarların sıcak tuttuğu bir ortam vardır. Aynı kanunun kimilerine uygulanmaması, siyasi ve ideolojik nedenlerle talep edilmektedir.

Darbe soruşturmaları, Türkiye’de demokrasinin en ciddi sorunları arasında bulunan askerin siyasete müdahalesinin doğal olduğu algısının değişmesinde pay sahibi oldu. Gelinen noktadaysa, ‘Vur deyince öldürmek’ sözünü haklı çıkaracak örnekler yaşanıyor. Adaletin Başbuğ sınavı bu nedenle önem taşıyor.