AK Parti devrimi çocuklarını yemez, değil mi?

AK Parti kabuk değiştiriyor. Partilerin kadrolarını değiştirmesinin siyasetin normal akışında yeri var.

Bu yıl on dördüncü yılını dolduran iktidarının sandık yoluyla, demokratik bir devrim olduğu yolundaki AK Parti çizgisi malum.

Tarih boyunca yaşanmış her devrimin, haydi devrim de demeyelim, her radikal reform hareketinin dış engelleri aşarken aynı zamanda “kendi çocuklarını” yediği de kabul gören bir varsayım.

Fransız devriminden Rus devrimine, Türk devriminden İran’a kadar her devrim hareketinde bir süre sonra harekete başından itibaren katılan kadrolardan bazıları kenarda kalmaya başlar.

Siyasette “Her devrim kendi çocuklarını yer” sözü bunu anlatır.

Fransız ihtilalinde olduğu gibi kraliyet yanlılarını giyotine gönderenlerin bir süre sonra kendilerini giyotin önünde bulmaları, ya da Sovyet devriminin bazı önderlerinin bir süre sonra düzmece mahkemelerle idam edilip eski fotoğraflardan dahi kazınmaları gibi örneklerle dolu tarih.

Türk devriminden sonra İstiklal Savaşı kadrolarından uzaklaştırılanlar, tasfiye edilenler, soruşturulanlar, hatta hapis görenler oldu, ama devrim önderlerinin kanı dökülmedi.

***

AK Parti’de son dönemde tanık olunan kopuşları, uzaklaşmaları “devrim çocuklarını yiyor” diye değerlendirmek belki doğru olmaz; neticede siyasetin de değil, belki partinin aktif kadrosunun dışında kalmak söz konusu bazı ağırlıklı isimler için.

AK Parti 2001 yılında çıkışını yaptığı zaman 70 kadar kurucusundan bazılarının ismi kamuoyu tarafından ilk kez duyuluyordu.

Bazıları ise, başta Necmettin Erbakan önderliğindeki Milli Görüş partileri olmak üzere, diğer sağ siyasi partilerden, mesela ANAP’tan, DYP’den gelen muhafazakâr isimlerdi.

Abdullah Gül, Bülent Arınç, Cemil Çiçek, Abdülkadir Aksu, Mehmet Ali Şahin, Abdüllatif Şener, Hüseyin Çelik ve tabii, şiir okuduğu için hapse atılıp muhafazakâr kesimin mağdur sevgilisi haline gelen İstanbul Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan bu isimler arasındaydı.

Ama mesela bırakın Milli Görüş kökenli, İslamcı filan olmayı muhafazakâr dahi sayılmayacak, demokrat kimliğiyle öne çıkan emekli Büyükelçi Yaşar Yakış gibi isimler de vardı.

İlk AK Parti hükümetinin dışişleri bakanlığını da üstelenecek olan Yakış, içeride ve dışarıda “Bu hareket farklı” yargısının yerleşmesine önemli katkı veren isimlerdendi.

***

Ancak AK Parti hareketinin önder kadrosu tartışmasız Erdoğan-Gül-Arınç üçlüsüydü.

Bu üçlü, AK Parti’nin en zor yıllarında örnek bir ekip dayanışması içinde birlikte hareket ettiler; en azından dışarıya yansıyan herhangi bir pürüz olmadı.

Gül’ü 2007’de AK Parti’nin ilk cumhurbaşkanı adayı olarak gösteren o zamanki başbakan Erdoğan oldu; Arınç Meclis Başkanı ve ardından başbakan yardımcısı olarak sistemin güçlü noktasındaydı.

O dönem, Şener’in daha çok ekonomik-mali konularda ayrı düşmesi, fazla göze batmadı, siyasette olurdu böyle şeyler.

Bunlar olurken, Fethullah Gülen hareketi de, yıllar boyunca sisteme, yani eğitim, güvenlik bürokrasisi ve yargıya yerleşmiş elemanlarıyla yerleşik laik düzene karşı bir mızrak ucu gibi AK Parti iktidarına yardımcı oluyordu.

Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk gibi davalar bu sürecin önemli gelişmeleri oldu.

***

2014 yılında Gül’ün cumhurbaşkanı seçimine anayasal hakkını kullanıp yeniden aday olup olmayacağı üzerine su yüzüne çıkan bir tartışma oldu.

O arada, 17-25 Aralık 2013’te daha sonra devlet içinde paralel yapı üyesi olmakla suçlanan savcı, yargıç ve güvenlik yetkililerinin açtığı yolsuzluk soruşturması, zaten bir süredir gergin seyreden AK Parti-Gülen ilişkilerini kopartmış, Gülen’i karşı saflara atmıştı.

Erdoğan, cumhurbaşkanı olma arzusunu, başkanlık sistemi hedefiyle birlikte ortaya koyunca, Gül kademeli olarak ve sessizce kendisini aktif siyasetin dışına çekti.

Erdoğan’ın 2014 Ağustos’unda Cumhurbaşkanı seçilmesi sürecinde yerine (hep en yakın halkada yer alsa da, örneğin kurucular arasında bulunmayan) Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nu seçmesi ile Arınç da yavaş yavaş parti çekirdeğinin dışına çıkmaya başladı.

Arınç 2015 seçimlerinde aday olmadı, Meclis dışında kaldı.

***

Yakış ise sadece Meclis dışında kalmadı, partiden çıkarılması talebiyle disiplin kuruluna verildi.

Bugünlerde Arınç’ın Taha Akyol’un CNN Türk’te yayınlanan söyleşisinde Dolmabahçe’de HDP ile yapılan açıklamalar konusunda Erdoğan’la ters düşen sözleri, Erdoğan’ın yanıtı ve bu nedenle hükümet çizgisindeki yayınlarda nasıl sert şekilde hedefe konulduğuna tanık oluyoruz.

Ona destek olmak üzere Twitter mesajı atan Çelik’in görevine son verildiği haberi, Çelik’in daha önce kendisinin istifa ettiği açıklamasına da...

AK Parti kabuk değiştiriyor. Devrimlerin çocuklarını yemesi gibi, partilerin kadrolarını değiştirmesinin de siyasetin normal akışında yeri var.

Neticede ne kan dökülüyor, ne hapis, sürgün var; siyasetten de değil, partiden emekli edilme diyebiliriz. O da dünyanın sonu sayılmaz.