AK Parti için her şey mubah mı?

Adalet Bakanı ?AK Partili başkan seçilmezse hizmet zor alırsınız? diyor. İçişleri Bakanı Ankara?da olanları görmek istemiyor

Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in Antalya’da yaptığı seçim konuşması Türkiye’de siyasetin kırk yılda bir arpa boyu yolu nasıl alamadığını gösterdi. Turgut Özal döneminde anayoldan köye sapan yola kadar dek getirilip, seçimde çıkacak oya göre yolu tamamlayacağı söylenen buldozerlerin, greyderlerin haberini yapardık.
Adalet Bakanı Şahin’in söyledikleri Anadolu Ajansı’nın bildirdiği şekliyle şöyle:
“29 Mart’ta sadece belediye başkanları, belediye ve il genel meclis üyeleri ve muhtarları seçeceğiz. Bu Ankara’daki hükümeti değiştirecek bir seçim değil. Belediye seçimlerinden sonra da AK Parti iktidarı Türkiye’ye hizmet etmeye devam edecek. O nedenle merkezi hükümetle iyi geçinecek, el ele olacak, kavga etmeyecek, çekişmeyecek, cebelleşmeyecek belediye yönetimlerine ihtiyaç var.”
Dün bu soru İstanbul’da Almanya Adalet Bakanı ile görüşmesi ardından sorulduğunda Şahin ne demek istediğinin arkasında durdu doğrusu. Ancak parti adı vermediğini söylemesinden kısa süre sonra televizyonlar yalnızca 21 Şubat’ta Antalya’daki sözlerini
değil, ondan iki gün önce Antalya’nın ilçesi Gazipaşa’da söylediklerini de ekrana getirmeye başladı. Bakan apaçık kendisinden hizmet talep edildiği zaman, ilgili bakanın belediyenin hangi partiden olduğunu soracağını, AK Parti’den değilse hizmetin zorlaşacağını söylemişti.
Dün görüştüğüm etkili AK Partililer, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın böyle düşünmediğini, hatta kendilerine belediyede parti ayrımı yapmamayı telkin ettiğini söylüyorlardı. Ama Bakan’ın söyledikleri de su götürmeyecek şekilde ortadaydı.
Yerel seçimlerde yüzde 47’nin üzerine çıkma gibi iddialı bir hedef doğrultusunda hareket eden AK Partililerde acaba ‘Amaç, aracı meşru kılar’ türünden bir anlayış mı su üzerine çıkıyor?
Bu soruyu sorduran başka örnek de var.
Cuma sabahı işe gelen muhabirlerimiz Ankara’nın Ulus ve Kızılay meydanlarında ücretsiz Sabah gazetesi dağıtıldığını bildirdiler. Olay, Sabah gazetesinin yurt geneli için değil, Ankara için geçerliydi. Aslında bir gün önceden dağıtım başlamıştı. Bir gün önce Sabah Ankara ekinde Melih Gökçek ile yapılmış buram buram övgü kokan bir söyleşi vardı. Cuma ekinde Gökçek’in canını acıtmaya başlayan MHP Büyükşehir adayı Mansur Yavaş’ın belediye başkanı bulunduğu (ve birkaç yılda unutulmuş bir kasabadan bir iç turizm merkezine dönüştürmeyi başardığı) Beypazarı ilçesinden bir çöp öbeği fotoğrafı ‘İşte Beyzpazarı’ başlığıyla veriliyordu. İşte bu üç gün boyunca Sabah gazetesinin Ankara ekinin ücretsiz dağıtımı yapılıyordu. Bazı yerlerde Belediye’e ait ASKİ’nin araçlarıyla yapıldığı görüntülenmişti. Parasını kim vermişti? Sabah mı? Belediye mi? Belediye’ye iş yapan bir şirket, ya da şirketler mi? Neden belediye araçları dağıtım işinde kullanılmıştı? Bunlar yanıtını arayan sorular.
Seçim dönemi olması dolayısıyla Yüksek Seçim Kurulu’na düşen sorumluluk bir yana, Belediye faaliyeti olması bakımından İçişleri Bakanlığı’na düşen sorumluluk da yok mu bu sorulara yanıt aranmasında? İçişleri Bakanı Beşir Atalay dün Başbakan Erdoğan’ın seçim konuşmasına eşlik etmek üzere Mardin’deydi. Bakanlık kaynakları ise ‘henüz kendilerine intikal eden bir şey olmadığını’ söylediler.
Başbakan’ın 29 Mart seçim kampanyasında dikkatleri can yakan ekonomik durumdan başka yerlere çekmek istiyor. Dün Mardin’de CHP ve MHP’ye hitaben ‘İşsizliği çözecek bir formülünüz varsa uygulayayım’ demesi bile bu konuda ne kadar sıkıştığını gösteriyor. Ve aynı zamanda neden dikkatleri bu konudan çekmek istediğini. Daha önceki seçimlerde dikkati siyasi-ideolojik farklılığa ve mağduriyete çekmeyi başarmıştı Erdoğan. Cumhurbaşkanlığı seçimi, ‘kapatma davası’ gibi konular da Erdoğan’a mağduriyet zeminini fazlasıyla veriyordu.
Bu seçimlerde Erdoğan’a kendi kontrolü dışında kalan medya ile, özellikle de Doğan Grubu ile benzeri bir zıtlık-mağduriyet ilişkisi üzerinden kampanya tavsiye edenler olabilir. Oysa bu ilişkiden Erdoğan lehine bir mağduriyet çıkmayacağı gibi, medya ile sürekli çatışma hem Erdoğan ve hükümetini, hem genel olarak siyaseti, hem de medyayı yıpratır. Doğan Gurubu dışında kalan medyayı da yıpratır, çünkü bir süre sonra yandaş sıfatı istemeseler de üzerlerine yapışır. O nedenle bu gerilimin son bulmasında fayda var.