AK Parti içindeki iktidar mücadelesi

Davutoğlu çetin ceviz çıktı. Erdoğan'ın Gül ve 400 vekil çıkışları süper-başkanlık hedeflerinin siyasetin olağan akışı içinde zorlaştığını gösteriyor. AK Parti grubunda fay hatları enerji biriktiriyor.

Tam da Ak Saray’da ikinci Bakanlar Kurulu’nun toplanacağı gün..

Nereden başlasak? Şuradan deneyelim:

Davutoğlu

1- Başbakan Ahmet Davutoğlu, öyle ilk başta üzerine yapıştığı düşünüldüğü gibi kolay lokma olmadığını gösterdi; demirden leblebi çıktı. Belki üzerine fazla gelinmeseydi bunların hiçbiri olmazdı ama, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Bakanlar Kurulu'nu Ocak başında toplayacağının gayrı-resmi danışmanı, eski Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım tarafından duyurulması oyun planını bozdu. Davutoğlu’nun, Başbakanlık yetkilerini o tarihten itibaren daha çok sahip çıktığı, daha sık kullandığı, Erdoğan’ın –özellikle ekonomiye dair yasal adımlarda- “Bana sorulmuyor” şikayetinin kuliste yayılmasından anlaşılabiliyor.

Hakan Fidan’ın MİT’ten istifası konusu zaten malum; Fidan’ın Erdoğan’ın değil, Davutoğlu’nun istediğini yaptığını en yetkili ağızdan öğrendik. Erdoğan’ın kalesi sayılan İstanbul İl Başkanlığı'na sessizce kendisine yakın ismi seçtirdi.

AK Parti’nin İslamcı siyaset ideologunun güler yüzlü sabrının yanında bir de sabırla gününü bekleyen bir Türkmen akıncı beyinin yaygaradan uzak kararlılığını görür olduk. Karşısındakinin hiç beklemediği anda hamlesini yapıp, işini tamamladıktan sonra yüzünde aynı gülümsemeyle atını sürüp gidecek izlenimi verir oldu.

Gül

2- Onbirinci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından taltif mi edildi, ters köşeye mi yatırıldı? Henüz tam net değil. Ama süper-başkanlık sistemine karşı çıkıp, güçler ayrılığı, dengesi, denetlemesi yerinde ABD tipi başkanlıktan söz edip, üzerine İstiklal Caddesinde esnaf ziyareti, Emrigan’da balıkçılarla çay sohbetine başlayınca Erdoğan’ın “Gel istiyorsan gir siyasete, memnun olurum” çağrısına muhatap oldu.

Erdoğan bu çağrıyı öylesine doğal bir şekilde yaptı ki, Türkiye’nin Dışişleri Bakanlığı, Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı'nı üstlenmiş İsmet İnönü dışındaki tek siyasetçisi, AK Parti’ye geri dönmek için sanki Erdoğan’ın olurunu almak zorundaymış gibi oldu. Bu çağrıyı Erdoğan’ın zamanında Fethullah Gülen’e yaptığı “Yurduna dön” çağrısına benzetenler duyuluyor Ankara siyaset kulisinde, ama bu Gül’e de, doğrusu Erdoğan’a da haksızlık olur.

Öte yandan Davutoğlu’nun Ağustos’taki Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde ikinci adam istemeyen Erdoğan tarafından parti içinde Gül’ü aratmayacak tek isim olarak seçildiği de unutulmuş değil.

Arınç

3- Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, AK Parti’nin Erdoğan ve Gül ile birlikte üç temel direğinden biriydi. Diğerleri hem Başbakanlık, hem Cumhurbaşkanlığı gördü. Arınç da Meclis Başkanlığı. Yola beraber çıktığı bazı partililerinin, eş-dostlarının da ne kadar zenginleştiğini görmekten çoğu zaman utanç duydu, bunu da ifade etti. 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturmaları tartışılırken Bakanlar Kurulu’nu terk etti, Davutoğlu ve Gül devreye girdi de öyle döndü.

Davutoğlu kabinesinde kritik PKK ile diyalog koordinasyonunun kendisinde olduğunu açıkladı, ama diğer Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan işi üstlendi; aslında işine devam etti.

Şimdi o da duyuyor kendisi gibi 3 dönem kuralına takılan kimlere ne büyükelçilikler, valilikler, ne bakan yardımcılıkları, yönetim kurulu üyelikleri söz verildiğini; bir yerde partiden kopmamalarını sağlamak maksadıyla, üzülüyor haliyle.

Erdoğan’ın “Gül dönerse, memnun olurum” demesinden kısa süre sonra çıktı, Erdoğan’ın Merkez Bankası’nı “örselediğini” söyledi, “Ben de buradayım” dedi.

Yine de siyasette ne kışlar, ne fırtınalar atlatmış olan Arınç’ın 7 Haziran seçimlerinde iktidar oyunu dışında bırakılmasını sessizlikle karşılayacağını düşünmek yanıltıcı olabilir.

Erdoğan

4- Ve tabii Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan... Şu 400 milletvekili hedefini bu günlerde ne kadar sık dile getirdiğinin farkında mısınız? Bunun bir nedeni de ne Davutoğlu’dan, ne AK Parti’den hâlâ süper-Başkan hedefi için açık destek alamaması olabilir mi? Soruyu başka türlü soralım: Davutoğlu ve Parti grubu, başbakana yer olmayan, Meclis’i Başkanın kararlarını onay merciine dönüştüren, başkomutanlık ve istihbarat yetkilerini kendisinde toplayan bir Başkanlık sistemine neden geçit versin? Veya ne karşılığında?

HDP adaletsiz yüzde 10 barajına takılsa, CHP ve MHP oylarını bir tane bile artıramasa dahi AK Parti’nin 550 sandalyenin 400’ünü alma ihtimali imkansıza yakın uzmanlara göre. HDP’nin barajı geçme durumunda ise, CHP ve MHP yerinde saysa bile AK Parti’nin 300’ü bulması da zorlaşıyor; hatta kimi hesaplara göre yüzde 42’nin altında tek parti hükümeti kurma riski ortaya çıkıyor. Peki, HDP seçime parti olarak girer ve yüzde 10’u aşarsa Erdoğan ile mesela geniş Kürt özerkliğinin Anayasa’da yer alacağı bir tek-adam yönetimi pazarlığı yapar mı? Şimdiye dek bütün işaretler yapmayacağını gösteriyor. Siyaset bu diyeceksiniz ama, HDP bu güne böyle pazarlıklarla gelmedi ki; neticede benzer kitle tabanı paylaştığı PKK silahlı mücadeleye hâlâ son vermiş değil.
Başka soru: Erdoğan’ın Gül’e çağrısı altında bir başkanlık pazarlığı, ya da Davutoğlu’na aba altından sopa gösterme olabilir mi? Ama Gül defalarca söylemedi mi “cheks-and-balances, denge ve denetleme olmadan bir başkanlık sietmine karşı olduğunu, şimdi bu kadar kolay vaz geçeceğine dair işaret de bulunmuyor.

Siyasetin olağan akışı

5- Özetle Erdoğan’ın süper-başkanlık hedefi, siyasetin olağan akışı içinde giderek daha zorlaşıyor, daha belirsizleşiyor. Giderek çıtayı yükseltmesi belki de bunu görmüş olmasına rağmen seçmenin görmesini istememesinden kaynaklanıyor.
Buradaki kilit ifade “siyasetin olağan akışıdır”. Erdoğan gibi istediğini elde etmeye alışmış, güçlü bir liderin hedefine bu kadar yaklaşmışken işi siyasetin olağan akışına bırakır mı? Geçenlerde bir TV yayınında CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu bu yönde bir endişe dile getirdi. MHP lideri Devlet Bahçeli ve HDP eş-başkanı Selahattin Demirtaş zaten her fırsatta güvensizlik beyan ediyorlar.

Bu koşullar altında AK Parti Meclis grubunun ve aday adaylarının aklı daha da karışıyor. Binali Yıldırım konuşana dek her şey açık görünüyordu oysa. Davutoğlu belli bir alanda tek belirleyici olacaktı, gerisi için alınacak kerteriz Erdoğan idi. Fidan sonrası Davutoğlu, üstelik parti mühürünü elinde tutan kişi olarak öne çıktı. Şimdi bir de Gül mü girecek resme?

AK Parti Grubu

6- AK Parti içinde ortaya çıkan bu fay hatları, Gül’ün aday olup olmayacağı kesinleştikten sonra daha çok enerji biriktirmeye başlayacak gibi görünüyor. Bu enerji birikimi aday listelerinin kesinleşmesine yakın biraz daha yükselir. Aday listelerinin açıklanması ardından o ısınmış sular nereye doğru akacağını şu anda ben göremiyorum. Görebildiğim zaman kendime saklamam, biliyorsunuz.