AK Parti'nin iki çatışma hattındaki durum

İş artık üç hafta öncesinde başladığı şekliyle 'dershane' tartışmasının ötesinde boyutlar kazandı.

K Parti’nin şu günlerde mücadele ettiği iki çatışma ekseninde gelinen aşama, önümüzdeki 18 ayda üç önemli seçime sahne olacak Türk siyasetini derinden etkileyebilir.

Bu eksenlerden birisi Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Kürt meselesine siyasi çözüm hedefiyle başlattığı girişimin tehlikeye düştüğü endişesine yol açan Yüksekova olayları ve devamındaki gelişmeler oldu.

Diğer eksen ise AK Parti hükümetinin yakın zamana dek yakın müttefiki Fethullah Gülen Cemaati ya da artık kullandıkları isimle Hizmet Hareketi ile giderek tahmin edilemez boyutlara tırmanan tartışma.

Yüksekova’da olaylar, 6 Aralık Cuma günü bir grubun, PKK militanlarının mezarlarının tahrip edildiği iddiasıyla yürüyüşe geçmesiyle başladı. Yürüyüş kısa sürede başka boyuta sıçradı. İçişleri Bakanı Muammer Güler’e göre bazı ‘yasadışı örgüt mensuplarının’ uzun menzilli silahlarla polise ateş açmasına polis karşılık verdi ve iki gösterici o arada öldürüldü. Gösteriler bir anda Türkiye’nin pek çok yerine sıçradı. Diyarbakır karıştı. Cumartesi günü İstanbul, Taksim’de polisle göstericiler arasında kısa süren çatışma yaşandı. BDP’lilerin (diğer taraftan MHP’lilerin) sert eleştirileri altında Başbakan Erdoğan, doğrudan PKK’yı işaret etmeden, olayları çıkartanların ‘süreci engellemek isteyenler’ olduğunu söyledi.

Aynı cumartesi günü bir BDP heyeti ‘ada’ya gidecekti. Dolayısıyla gözler heyete çevrildi. Yasadışı PKK lideri Abdullah Öcalan Yüksekova’yı adı konulmamış ateşkesi bitiren bir damla olarak görüp köprüleri atacak mıydı, yoksa devamından yana görüş mü bildirecekti? Öcalan’ın “Provokasyon olabilir” yorumu Erdoğan’a muhtemelen rahat bir nefes aldırdı. Bu yorum BDP’nin tutumunu da değiştirdi. Pazar günü Lice’de kaçırılan dört asker için BDP devreye girdi ve neredeyse 24 saat dolmadan serbest bırakılmaları sağlandı.
Ama Erdoğan’ı asıl rahatlatan PKK’nın Avrupa’daki sözcüsü konumundaki Zübeyr Aydar’dan geldi. Zübeyr Aydar hem Yüksekova için ‘iç soruşturma’ açtıklarını söylüyor, hükümeti ‘provokasyonu açığa çıkarmaya’ çağırıyor ve gerekirse ‘işbirliği’ yapabileceklerini söylüyor hem de
30 Mart seçimlerinde sandık üzerine silah gölgesi düşmeyeceği sözü veriyordu.

Hükümet, Kürt barış sürecinde PKK ile bu şekilde yakınlaşırken eski dostlar arasındaki çatışma büyüme eğilimine giriyordu.
İş artık üç hafta öncesinde başladığı şekliyle ‘dershane’ tartışmasının ötesinde boyutlar kazandı. Başbakan Tayyip Erdoğan ve Fethullah Gülen bizzat oyuna girerek birbirlerini geri adım atmaya, yoksa kendisinin bileceğine dair, neredeyse tehdit etmeye başladı. Peki, kendilerinin bileceği ne olabilirdi?

Erdoğan 7 Aralık’ta Hizmet ya da Gülen adını kullanmadan, ‘kampanyanın’ arkasındaki gerçekleri açıklaması durumunda ‘yer yerinden oynar’ uyarısını yaptı. Muhalefet partilerinin ‘Ne duruyorsun?’ yollu açıklamaları altında, Gülen’in bir video kaydı 9 Aralık sabahı hemen hemen bütün haber sitelerinde yayımlanmaya başladı. Gülen bu kayıtta, yıllar önce önemli bir ismin ABD seyahatinde şeytana uyup bir ‘alüfte’ ile uygunsuz birlikteliğinin kaydının yayımlanmasını istek üzerine engellemiş olduğunu hatırlatıyor, ‘engellemeseydi’, şimdi geldiği yüksek makama gelememiş olacağını öne sürüyordu. Belki de bu kişinin şimdi açığını bildiği için kendisinin –tabir Gülen’e ait- ‘nalları dikmesini’ istediğini söylüyordu. Bir de bir başka önemli isme ‘Osmanlı tokadı aşk etmesi’ anlatımı var ki, dinleyenlerin o iki ismi merak etmemesi mümkün değil.

Bu iki önemli, dindar ve muhafazakâr ismin birbirlerinin hatlarına hamleleri bu düzeyde kalır mı, yoksa daha rahatsızlık verici yerlere gider mi? İşlerin geldiği aşamada bunu tahmin etmek mümkün değil; kamuoyunca bilinmeyen çok konunun olduğu anlaşılıyor.
Ancak bu iki eksendeki gelişmelerin Türk siyasetinin dengelerini, seçim sürecinde etkileyeceği rahatlıkla tahmin edilebilir.