AKP, Abdullah Gül, Boydak, TÜSİAD...

Boydaklar, şu son döneme kadar AK Parti'ye en yakın sanayi gruplarından biri olarak bilindi; havuz erbabını saymıyorum, onlardan da olmadılar zaten. Şimdi Fethullah Gülen'le bağlantılı olarak AK Parti hükümetinin altını oymakla suçlanıyor, soruşturma ve polis operasyonuna maruz kalıyorlar.

Bir önceki günü, 15 Eylül oluyor, Doğan Grubu’na, tamamen fabrikasyon iftiralar üzerinden açılan terörizm soruşturması haberiyle kapatmıştık.

Düne Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan’ın Sabah gazetesindeki “Terörü bitirmek için Paralel’i bitirmek şart” başlıklı mülakatıyla başladık; Fethullah Gülen grubuyla ve PKK ile mücadelenin birlikte götürülmesi gerektiğini anlatıyordu.

Ardından Kayseri’den operasyon haberi geldi: Boydak Holding İcra Kurulu Başkanı ve TÜSİAD Yönetim Kurulu Üyesi Memduh Boydak ve başka grup yöneticileri Gülen soruşturmaları çerçevesinde gözaltına alınmışlardı.

***

Gözümün önüne hemen bir tablo geldi; 28 Şubat günlerinden.

O zaman NTV’nin Ankara Temsilcisi idim. Devlet Bakanı Abdullah Gül, gece haberleri için canlı yayın konuğumuzdu; öncesinde odamda sohbet ediyorduk.

Dertliydi. O günlerde Ülker bisküvilerinin askeri tesislerde satışı “yeşil sermaye” denilerek durdurulmuştu. Gül, ‘Anadolu kaplanları’ denilen sanayicilerin bu söylemle sindirilmek, korkutulmak, büyük sermaye ve onun çizgisine teslim olmaya zorlandığı endişesi içindeydi.

***

O sırada NTV’de iki program arası reklam yayını başladı. Türkiye’nin ilk haber kanalını kurmuştuk ve henüz reklam alma yelpazemiz geniş değildi. Boydak Grubu'na dair deterjan reklamları sıkça dönüyordu ve o sırada onlardan biri ekrandaydı.

“Bakın” dedi Gül; “İşte o yeşil sermaye denilen gruplardan birisinin reklamı dönüyor sizde. Şimdi siz de yeşil sermaye mi oluyorsunuz bu mantıkla?” Boydak Grubu’na dair bendeki ilk siyasi izlenim budur.

O zamanlar Boydakların bir gün büyük sermayenin örgütü TÜSİAD’ın yönetimine gireceğini kestirmek çok zordu, ama Boydak’lar Gül, Tayyip Erdoğan ve Bülent Arınç önderliğindeki bir grubun Necmettin Erbakan’dan koparak AK Parti’yi kurmasına önemli destek verenler arasına girdi.

***

Bir izlenimde 2007’den, Genelkurmay’ın e-muhtıra verdiği, 367’nin bir oyla kaçırıldığı, dönemin Başbakanı Erdoğan’ın Dışişleri Bakanı Gül’ü Cumhurbaşkanı adayı gösterdiği, ülkenin cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi oylamasına hazırlandığı günlerden.

TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, bütün bölge temsilcileri ile Ankara’da bir durum değerlendirmesi toplantısı düzenlemiş, değişik görüş ve alanlardan (dış politika anlatan bendeniz dahil) gazetecileri de heyete sunum yapıp, sorularını yanıtlamamız ricasıyla davet etmiş.

Toplantı sonunda da onlardan yorum alıyor. Mustafa Boydak söz alıyor, kısa konuşuyor. Geçmiş gün, mealen diyor ki, "Bu milletin çoğunluğu AK Parti’de kendisini bulmuştur, teveccüh etmiştir, bu engellemeler boşunadır, Sayın Gül cumhurbaşkanı seçilecektir”.

***

Boydaklar, şu son döneme kadar AK Parti’ye en yakın sanayi gruplarından biri olarak bilindi; havuz erbabını saymıyorum, onlardan da olmadılar zaten.

Şimdi Fethullah Gülen’le bağlantılı olarak AK Parti hükümetinin altını oymakla suçlanıyor, soruşturma ve polis operasyonuna maruz kalıyorlar.

Soruşturma ve operasyonun zamanlaması da “manidar”; AK Parti’nin 12 Eylül Kongresi'nde Gül ve Arınç’ın tasfiye edilmesinden hemen sonra.

***

AK Parti kuruluş ve yükseliş döneminde temel olarak dört değişik kesimden destek almıştı.

Milli Görüş kökeninden gelen siyasi İslam çizgisini saymıyorum. Kaldı ki, o çizgi de iki noktada değiştiğini ilan etmişti.

Artık AB ‘Hristiyan kulübü' değil, üye olunması gereken bir yerdi ve 'adil düzen’in yerini Ali Babacan’ın Kemal Derviş’ten devralıp sürdürdüğü pazar ekonomisi almıştı.

***

Zaten bu sayede “askeri vesayetten” kurtulmayı tek demokratikleşme kriteri sayan liberal kesimin desteğini aldılar. ABD ve AB’deki karar mekanizmalarını etkileyen de onlar oldu.

O dönem TÜSİAD da iyiydi, AB de. O dönem ana akım medya da iyiydi, bazı çatlak sesler vardı sadece.

O balayı 2010 halkoylamasındaki “yetmez ama evet” sloganıyla en mutlu günlerini yaşadı, 2013 Haziran’ındaki Gezi protestoları ve Erdoğan’ın Gezi’yi darbe girişimi saymasıyla sona erdi.

Şimdi liberaller kötü, artık Erdoğan da onlara ihtiyacı olmadığını düşünüyor.

***

Bir başka kesim geleneksel ve dindar Kürtlerdi. Onlar da askerden şikâyetçiydi ama solcu Kürtleri de istemiyorlardı.

Bu sayede Kürt seçmenin çoğu PKK ile (Ahmet Türk’ün ifadesiyle) “Aynı tabanı paylaşan” partilerden çok AK Parti’ye oy verdiler. TRT’nin Kürtçe yayına başlamasından tutun da, üniversitede Kürtçe bölüm açılmasına dek uygulamalar bu bağı güçlendirdi.

O balayı da 7 Haziran’a kadar sürdü. Erdoğan’ın 2012’de başlattığı PKK ile başlattığı diyalogun bir ürünü olan “Türkiye partisi” olma hedefindeki HDP, liberal Türklerle birlikte, Kürtlerin çoğunun oyunu alabildi.

***

Dördüncü bir kesim, eskiden merkez-sağ diye bilinen oylardı; daha önce Adalet Partisi’ne, DYP’ye, ANAP’a verilmiş oylardı.

Bunlar içinde o zamana dek öne çıkmamayı tercih eden tarikat ve cemaatler de vardı. Daha sonra adını “Hizmet Hareketi” olarak değiştiren Fethullah Gülen cemaati de bu kesimler arasındaydı.

Devlet içinde zaten yer etmişlerdi. Erdoğan sadece asker ve yargıdaki kurumsallığı değil, toplumdaki laik ve sol-demokrat kesimleri, hükümet yanlısı olmadan bağımsız habercilik yapmak isteyen medyayı, gazeteci ve yazarları baskılamakta Gülenciler'den çok yararlandı.

O balayı da 2012’de Cemaate yakın savcıların MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı PKK nedeniyle sorgulamak istemesiyle sona erdi. Şimdi onlar paralel ve MGK kararıyla devlet güvenliğine tehdit sayılıyor.

***

Erdoğan 7 Haziran seçiminden sonra, AK Parti içinde bir tasfiyeye girişti.

Seçim tekrarına gidilecek 1 Kasım’da işini sağlama almanın yolunu, Başbakan ve AK Parti Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun ekibini, parti programından, ya da “davadan” çok kendisine bağlılığı öne çıkan isimlerden oluşturdu.

“Aramızdaki ayrık otlarını ayıklıyoruz, arınıyoruz, güçleniyoruz” söylemiyle yapılan bu tür tasfiye hareketlerine geçmişte Türkiye’de de dünyada da çok lider baş vurmuştur.

Bazıları kısa vadede amaçlarına da ulaşmışlardır. Uzun vadede amacına ulaşan ilk örnek olarak belki de ilerideki tarih kitapları Erdoğan’ı yazacaktır.