AKP panikte mi, yoksa bu da mı taktik?

AK Parti çevrelerindeki "düşüyoruz" paniği havası gerçek de olabilir, tabanı heyecanlandırmayı amaçlayan bir taktik de. AK Parti'nin asıl sorması gereken 10 aydan az sürede 10 puana yakın oyu nasıl kaybettikleri olmalı.

AK Parti içini en yakından yansıtan gazetecilerden üçü dün hemen hemen aynı şeyleri yazınca siyaset rüzgârı farklı esmeye başladı.

Bu yazılar, geçen hafta KONDA araştırma şirketine atfedilen, ancak şirketin ne doğruladığı, ne yalanladığı çalışma ve benzerlerinin AK Parti merkezinde de olduğu ve belli gazetecilerle paylaşıldığını akla getirdi.

Üstelik bu yazılardan hemen sonra AK parti kurmayları İngiliz Reuters haber ajansına –belli ki piyasaları rahatlatmak için- Ali Babacan’ın seçim sonrası –muhtemelen- danışman olarak ekonominin başında kalacağını sızdırınca yazılanlar ayrı bir ciddiyet kazandı.

***

Yeni Şafak’ta Abdülkadir Selvi ve Yusuf Ziya Cömert ile Mustafa Karaalioğlu’nun yönetimindeki www.karar.com internet sitesindeki “analizinin” söyledikleri mealen şöyle:

- AK Parti seçmeninde bir kararsızlık, iştahsızlık baş gösterdi. Erdoğan’ın sahalara inmesi önce canlandırdı, ama anketler son iki hafta içinde oyların yüzde 45’lerden 43’lere indiğini gösteriyor. Bunda iki başlı yönetim algısının da payı var. Düşüş devam edebilir, hatta AK Parti hükümetten düşüp, “koalisyon tehlikesi” baş gösterebilir. Aman Erdoğan ve Davutoğlu önlem alsın.
Durum ilginç. Benzeri anketler demek ki Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın da önünde var ki, 7 Haziran sonrasında faturayı Başbakan Ahmet Davutoğlu’ya çıkarmasına imkân verecek şekilde “teşkilat rehavetinden söz etmeye başladı.

Oysa AK Parti’yi içeriden tanıyan gazeteciler, Erdoğan’ın çevresindeki bazı gelişmelerin (tipik kendisi iyi de çevresi kötü söylemi) tabanda “Bir ders verme” eğilimine yol açtığı iddiasında.

***

Oysa Erdoğan dün güçlü başkanlık talebini bir üst düzeye taşıdı: Mesela Abdullah Gül’ün “öyle olsa demokratik olur” dediği ABD sistemini örneklerle eleştirdi.

Misal sağlık reformu, Başkan istediği yasayı istediği gibi geçiremeyecek olduktan sonra ne anlardık biz öyle başkanlıktan?

Erdoğan’ın düşündüğü başkanlık sisteminde, başkanın her isteğinin kayıtsız şartsız ve tez elden yerine getirilmesi, başkanın kararlarının dengeleyecek, denetleyecek mekanizmaların ise sadece Meclis ile sınırlı olması var.

***

Erdoğan başkanlık için bastırdıkça Davutoğlu içinde başbakana yer olmayan bir sistem için oy istemek durumunda kalıyor.

Erdoğan suçu başında Davutoğlu’nun bulunduğu parti teşkilatına yükledikçe Davutoğlu AK Parti “düşmanlarını” giderek inanılması daha güç bir ittifak altında birleşmiş gösteriyor.

Artık hangi kafiye düşkünü danışman akıl ettiyse, son slogan “üç legal üç illegal” AK Parti’ye karşı birleşmiş. Üç legal CHP, MHP, HDP oluyor, üç illegal ise PKK, DHKP-C ve “paralel”, yani Gülenciler; bunlar el ele vermiş, AK Parti'ye karşı birleşmişler başbakana göre.

***

Şimdiye kadar yansıtmaya çalıştığım tabloya bakarak AK Parti saflarında bir panik havasının yaşanmaya başladığından söz edebiliriz.

Ya da resme başka taraftan bakıp, AK Parti’nin tabanında “güzel günlerin sonu geliyor” paniği meydana getirip oyları yüzde 45, vekilleri 300’ün üzerine çıkarmaya çalıştığı bir propaganda taktiği görebiliriz bunun altında.

“Tamam, biz dersimizi şimdiden aldık, düzeni bozmayın, gidin mührü ampule basın.”

Eğer yaşananlar gerçekten “hükümet elden gidiyor” paniğini değil de “Hükümet elden gitmesin” amacıyla bir propaganda taktiğinin eseriyse ki ben daha çok onu görüyorum, verilen mesaj budur.

***

Çünkü eğer endişe yüzde 43 ise, basit aritmetik bile, AK Parti’nin yüzde 43 ile hâlâ tek başına hükümet kurabileceğini gösteriyor.

HDP Meclis’e girse de girmese de, tabii CHP ve MHP oylarındaki artışa da bağlı olarak AK Parti’nin riski yüzde 42 ve altında başlıyor.

Ya AK parti ve çevresindeki endişe yüzde 43’ün altında, ya da psikolojik eşik olan yüzde 45/300 vekil altına düşmemek için taktik yapılıyor.

***

Çünkü yüzde 45 ve/veya 300 vekilin altında, HDP Meclis’e girsin girmesin, Erdoğan’ın güçlü başkanlık sistemi rafa kalkar:

Erdoğan, Davutoğlu’na baskı kurarak bu sistemi fiilen işletmeye çalışır, bütün yasal sorumluluk Davutoğlu ve bakanlarının omuzlarına yüklenmek suretiyle tabii.

Biz gidersek koalisyon gelir öcüsünü sürekli gündemde tutmak da bu taktiğin parçası sayılır.

***

O yüzden “43 endişesi” dile getirilmeye başladı.

Düşünün ki AK Parti 2011 seçimlerinde yüzde 50 oy aldı, 2014 Ağustosunda AK Parti’nin desteklediği Erdoğan yüzde 52 ile Cumhurbaşkanı seçildi.

Erdoğan, Davutoğlu ve AK Partililerin cevap bulması gereken soru şu aslında:

Biz nerede hata yaptık da halkın desteğini 10 aydan kısa bir sürede 10 puana yakın kaybettik?

Belki de Ankara siyaset kulisinde konuşulmaya başlayan o “Yüzde 10 lanetidir”, kim bilir?

Bu belirsizlik hiç iyi değil oysa; o yüzden, şu iki haftayı kazasız belasız atlatmak çok önemli, en önemlisi o.