AKP ve HDP yapabiliyorsa, CHP neden yapamasın?

AK Parti zamanında gerçekleştirdi, HDP bunu yapmaya başladı. Peki CHP niye yapamasın? CHP'nin kendisini siyaset ve kadrolarıyla güncelleyebilirse bu Türkiye'de demokrasinin canlanması ve güçlenmesini de beraberinde getirecektir.

Türkiye’de siyasi İslam, Necmettin Erbakan yönetimindeki Milli Görüş ile gelebileceği zirveye DYP ile Refahyol koalisyonuyla gelmişti.

Askerlerin (muhtemelen koalisyon ortağı DYP’nin yanlış hesabının da katkısıyla) 28 Şubat psikolojik harekatıyla iktidarı bırakmasaydı da gidebileceği fazla yer kalmamıştı.

Ne Erbakan, ne Milli Görüş, daha geniş kitlelere açılabilecek durumda değildi; 3 nedenden değildi.

***

Birincisi, Refah Partisi’nin kapatılmasına, hatta daha sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nce haksız bulunmayan kapatılmasına neden olan “Kanlı mı, kansız mı?” yaklaşımıdır. Erbakan hâlâ kan dökülebilecek bir cihad seçeneğinden söz ediyor, zaten korku içindeki taraftarlarına daha fazla çatışma vaat ediyordu.

İkincisi, Muammer Gaddafi’nin İslam sosyalizmi garabetinden etkilenmiş, “Adil Düzen” ekonomik yaklaşımıydı; bırakın İstanbul sermayesini muhafazakâr Anadolu sermayesini dahi cezbedemiyordu.

Üçüncüsü, Milli Görüş’ün “Batı Kulübü” yaklaşımıydı. “Onlar ortak biz pazar” denilen Avrupa Birliği’ne girmeye çalışmak “Haçlı Zihniyetine” teslim olmak demekti.

***

Milli Görüş içindeki “Yenilikçi” hareket dindar Müslümanları siyasi iktidara getirmek için yanıp tutuşan üçüncü neslin ürünü oldu.
Bayrağı ilk açan Fazilet Partisi’nin Mayıs 2000 genel kurulunda Erbakan’a rağmen adaylığını koyan Abdullah Gül oldu.

Gül o seçimi kaybetti ama bu yenilgi bir sonraki yıl Tayyip Erdoğan ve Bülent Arınç ile birlikte başı çekecekleri Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) kuruluş yolunu açtı.

***

AK Parti ideolojik köklerinde Mısır’daki Müslüman Kardeşler’den Suudi Arabistan merkezli Rabıta hareketine dek değişik esinlenmeler bulunan Milli Görüşten kopma üç temel konudaki paradigma değişikliği ile başladı.

Birincisi, artık iktidara giden yol sadece sandıktan geçecekti. Böylece Erbakan’ın temel sorusuna “Kansız” yanıtı verilmiş oluyordu. Böylece AK Parti ilk defa taraftarlarına çatışma vaat etmeyen, onlardan savaşmasını istemeyen İslamcı köklere sahip siyasi hareket oldu.

Diğer ikisi, Adil Düzen ve Hristiyan Kulübü söylemini bırakarak Avrupa Birliği’nin ekonomik (Maastricht) ve siyasi (Kopenhag) kriterlerini hedeflediklerini ilan etmek oldu.

***

DSP-MHP-ANAP koalisyonu döneminde patlayan ülkenin en ağır mali krizinin de katkısıyla AK Parti yüzde 30 psikolojik barajı net şekilde aşarak 2002’de tek başına iktidar oldu.

Seçimle iş başına gelinen ülkelerde 10 yılı aşkın süre iktidarda kalan partilere baskın parti adı verilir. Türkiye halen bu sınıftadır.

Dünyada örnekleri var. İtalya’da Hristiyan Demokratların 50 yıl iktidarı olmuş örneğin. Japonya’da Liberal Demokratların, İsveç’te Sosyal Demokratların, Güney Afrika Cumhuriyet’inde Afrika Ulusal Kongresi’nin, İngiltere’de Margaret Thatcher yönetiminde Muhafazakâr Parti’nin durumu böyle.

***

Baskın parti modelinin iki ana özelliği var.

Birincisi, iktidar, devletin bütün olanaklarını halkın günlük hayatını kolaylaştırıcı yatırımlar için kullanır; burada kilit kelime genel refahta bir artıştan çok iktidara bağımlılığı artıracak şekilde sürekli destek siyaseti güdülmesidir.

İkinci özellik ise, bu ülkelerde muhalefetin kendisini siyasi, ideolojik ve yapısal olarak değişen ekonomik ve sosyal koşullara göre güncelleyememesi.

Thacher’a en büyük başarısı sorulduğunda “Tony Blair” cevabı vermesi boşuna değil; İngiliz İşçi Partisi kendisini yenileyerek Thatcher’ın yerine geçebildi.

***

Türkiye de Milli Görüş içinden, onun paradigmasını değiştirerek AK Parti’nin çıkmasından yıllar sonra bir siyasi akım daha paradigma değişikliğine gitmeye başladı.

Üstelik AK Parti hükümetiyle MİT aracılığıyla sürdürdüğü görüşmelerin ora yerinde PKK lideri Abdullah Öcalan o güne dek Meclis’te sınırlı da olsa temsil imkânı bulan Kürt sorunu odaklı partilerin –ki tasarımını o şekilde yapan da kendisiydi- değişmesi gerektiğini söyledi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) önceliği olsa da tek derdi Kürt meselesi olmayacak şekilde, Türk sosyalistlerini ve sol liberallerini de cezbedebilecek özelliklerle böyle kuruldu.

***

HDP sadece programını değil, yeni siyasetin eski kadrolar aynen korunarak yapılamayacağı gerçeğinden hareketle yapılanmasını da değiştirdi.

Öncül partileri yüzde 5-6 bandını aşamayan, o nedenle de hep bağımsız milletvekilleri yoluyla Meclis’te varlık gösterebilen bu siyasi damar, bu paradigma değişikliği sonrasında 2014 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 9.8’e yani o adaletsiz yüzde 10 barajına yaklaşabildi.

Şimdi o barajı aşabileceği inancıyla seçime parti olarak girmek istiyor. Demirtaş’ın Erdoğan’a “Biz varken Başkan olamazsın” diye üst perdeden çıkışması yalnızca PKK ile diyalogla alakalı değildir; Erdoğan’ın tek-adam yönetimine gideceğinden endişe eden her kesime hitap eden bir çağrıdır.

***

Bütün bunlara karşın, HDP barajı aşsa bile, evet Erdoğan’ın süper-başkan olması artık çok zorlaşacak, ama AK Parti yine birinci parti görünüyor bütün anketlerde.

Çünkü CHP ve MHP’de yukarıya doğru ciddi bir kıpırdanma henüz görülmüyor.

MHP’nin ideolojisini ve siyasetini yenilemesi anlaşılabilir sebeplerden dolayı zor; Türk milliyetçiliği ile kendisine kalın bir koza örmüş durumda.

***

Oysa CHP öyle değil. Daha önce İsmet İnönü (çok partili hayatı benimseme) ve Bülent Ecevit (ortanın solu, ya da sosyal demokrasiyi benimseme) ile iki önemli dönüşümü geçirmiş, Türkiye’nin en eski siyasi partisinden söz ediyoruz.

Üstelik şu anda başında bulunan Kemal Kılıçdaroğlu, iş başına geldiği günden beri “Yeni CHP” söylemine sahip, bunu vazediyor.

Ama paradigma değişimi için yalnızca siyasi bakışın yenilenmesi, söylemin değişmesi yetmiyor. O değişime ruhunu verecek ideolojik güncellenme ve o değişimi taşımaya uygun kadrolarla yeni bir yapının kurulması da önemli.

***

AK Parti bunu zamanında gerçekleştirdi ve başardı, bugünlerde artık kendisini tekrar etmeye başlamanın sıkıntılarını çekiyor.

HDP bunu yapmaya başladı ve bundan iki yıl önce belki aklından geçirmeyecek insanlar bugün ona oy vermeyi düşünür durumda.

CHP’nin kendisini siyaset ve kadrolarıyla güncelleyebilirse ve o yüzde 30 psikolojik eşiği yeniden aşabilirse, bu Türkiye’de demokrasinin canlanması ve güçlenmesini de beraberinde getirecektir.

AK Parti ve HDP’nin yaptığını, CHP’nin daha önce iki defa yaptığını bugünkü CHP neden yapamasın?

Yapması önünde bir engel varsa, partizan kaygılardan çok Türkiye’deki demokrasinin gelişmesi adına o engelleri kaldırmak CHP yönetimine düşüyor.