AKP'de Anayasa telaşı

AKP, cumhurbaş-kanının artık Meclis tarafından seçilmesini istemiyor ve bunu da referanduma kadar götürmeye kararlı.

Meclis, önceki akşam Yüksek Seçim Kurulu'nun verdiği görüşe uyarak 22 Temmmuz'da genel seçime gitme kararı aldı. O kadar erken bir seçim sayılmasa da, bu seçim Türkiye'nin içinde bulunduğu sıkıntıdan Anayasa içinde çıkabilmesi için doğru bir tercihti.
Cumhurbaşkanının halk tarafından ve 5+5 yöntemiyle iki dönem seçilebilmesi doğrultusundaki Anayasa değişikliği teklifi ise yorgun ve morali bozuk Meclis'te akılların daha da karışmasına ve gereksiz bir telaş yaşanmasına neden oldu. Dün Meclis bir yandan erken genel seçim düzenlemeleriyle meşgul iken diğer yandan AK Parti grubunun diğer gruplara götürdüğü Anayasa değişiklik teklifi görüşmelerine sahne oldu.
İşlerin nasıl bir telaş içinde yapıldığına bir örnek, CHP Grubu'na götürülen teklifle ortaya çıktı. Teklifte "Cumhurbaşkanı, 83'üncü maddede öngörülen yasama dokunulmazlığına sahiptir" deniyordu. Dokunulmazlığı azaltmak bir yana, cumhurbaşkanına da genişleten bu cümle, kuliste acaba Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı mı söz konusu sorularına yol açtı. AK Partililer biraz sonra, 'CHP'ye yanlış taslak gittiğini, böyle bir teklifleri olmadığını' açıkladılar.
Çiçek: Bir an önce
Görüşmeleri AK Parti adına yürüten iki önemli ismin söyledikleri, partideki bu hazırlıksız telaşın nedenlerini açıklayacak nitelikte.
Adalet Bakanı Cemil Çiçek, "Olabilirse, bir an önce halka seçtirmek istiyoruz" diyor ve sürdürüyor: "Meclis'teki oylamalar, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer veto ederse, tekrarı, bekleme süreleri hep belirsizlik kaynakları. Bu belirsizlikte 22 Temmuz seçiminden önce mi sonra mı olacağını söylemek zor. Ancak Anayasa Mahkemesi kararından sonra yaşanan tıkanıklığı halka giderek aşmaya kararlıyız."
Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi iyi bir fikir, ama bugünkü cumhurbaşkanlığı yetkileriyle doğru mu? Türkiye'deki sistem ne parlamenter sitemdeki sembolik cumhurbaşkanına, ne başkanlık, ya da yarı başkanlık sistemindeki güçlü cumhurbaşkanına benziyor. 1980 askeri yönetim döneminde Kenan Evren'in istediği zaman hükümete müdahale edebilmesi üzerine tasarlanmış iğreti bir sistem. Madem Anayasa değişikliği şu birkaç hafta içine sıkıştırılıyor, cumhurbaşkanı yetkileri neden değişikliklere eklenmiyor?
Çiçek, "Halk seçer, sonra gerekirse Meclis yeni bir düzenleme yapar" diyor. Düzenlemeler için görüşü ise: "Gidiş yarı başkanlık sisteminin yetkilerine doğru".
Fırat: Referanduma taraftarız
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dengir Fırat ise, yarı başkanlık sistemi değil, parlamenter sistemin benimsenmesinden yana. "Yeni Meclis'in cumhurbaşkanı yetkilerini 1961 Anayasası düzeyine çekmesi gerekir" diyor. Sadece bu durum bile, telaş içinde çıkarılmaya çalışılan Anayasa değişikliğine, AK Parti'nin en üst katlarına dahi tek bir bakışın hâkim olmadığını gösteriyor.
Fırat, "Anayasa Mahkemesi, 367 gerekir, yani 186 oya sahip olan yalnız cumhurbaşkanı seçimi değil, mesela Meclis Başkanı seçimini, ya da harbe gidişi engeller deyince, azınlığın çoğunluğa tahakkümünü getirmiş oldu. Bu fiili imkânsızlık durumu, bizi değişikliğe mecbur bıraktı" diyor.
AK Parti neden uzlaşmıyor?
Bir yerde, AK Parti yeni cumhurbaşkanını Meclis'teki partilerle uzlaşma içinde seçmektense, halkoylamasında kaybetmeyi göze alıyor denebilir.
Peki bu kadar köklü bir değişikliği erken genel seçim öncesine sıkıştırma gereği nereden çıkıyor?
Fırat'ın yanıtı: "Pazar günü 367 mevcut olmazsa, Meclis'te cumhurbaşkanı seçemeyeceğiz demektir.
Halkın seçmesini istiyoruz. Cumhurbaşkanı iki defa veto ederse, referanduma gitmesi zorunlu. Eğer yetiştirebilirsek ve tarih bakımından bir engel çıkmaz ise, çünkü YSK'ya soracağız, Anayasa değişikliği için referandum sandığını, seçim sandığı ile birlikte vatandaşın önüne koymak taraftarıyız. Hem vatandaşı da yormamak için... Bu, 'Biz referanduma gideceğiz, bunu göze aldık' demek içindir."
Çiçek ve Fırat, her ikisi de, 16 Mayıs'ta Cumhurbaşkanı Sezer'in görev süresinin bitimi ardından Meclis'in yasama faaliyetinin devam edebileceğini düşünüyorlar.
Şu sorunun yanıtını ise bulamıyoruz: On birinci cumhurbaşkanının AK Partili olması Türkiye için bir zorunluluk mudur? Bunu sağlamak için sistemi bu kadar zorlamak doğru mu? Evet, her reform treni, yol almayı sürdürmek için hızını düşürmemek zorundadır. Ama nerede gaz keseceğini bilmemek, treni raydan çıkarabilir. Bu tedirginliğin hâkim olduğu bir süreç yaşıyoruz.