AKP'deki telaşın nedeni

AKP, cumhurbaş-kanlığı seçiminde belirsizlik istemiyor, çünkü 23 Temmuz sonrası oluşacak tablodan endişeleniyor.

Başbakan Tayyip Erdoğan dün AK Parti Meclis grubuna solunda Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, sağında merkez sol politikaların neredeyse markalaşmış muhalif ismi Ertuğrul Günay ile girdi. Günay rüyada gibi yürüyordu. Kuliste, kendisini 1970'lerden bu yana izleyen ve AK Parti'ye oy verecekleri dahi şüpheli birkaç Ordulu, Fatsalı solcu arkadaşı buruk oturuyordu. Biri, "Ne yapalım, böyle olacakmış" dedi.
Erdoğan grupta kürsü aldığında, Türkiye'de sosyal demokrasinin kitabını yazmış olan isimlerden Haluk Özdalga, Alevi kökenli yazar Reha Çamuroğlu, eski DYP'li Eğitim Bakanı ve YÖK Başkanı Mehmet Sağlam ayakta ve coşkuyla alkışlarken, belki de bu burukluk nedeniyle Günay yalnızca ayağa kalkmakla yetindi, alkışlamadı.
Ancak Günay'ın AK Parti kürsüsüne davet edilip teşekkür konuşması yaparken, (konuşmayı CHP kulisindeki ekrandan izleyen gazeteci Ardan Zentürk'ün aktardığına göre) CHP'lilerden epey laf yedi.
CHP lideri Deniz Baykal'ın bu duruma misilleme olarak yanında merkez sağ politikaların muhalif isimlerinden İlhan Kesici ve örneğin Yaşar Okuyan'ı alıp geleceği sözü kulisi dalgalandırdı. Ama öyle olmadı. Baykal, tıpkı AK Parti grup salonu gibi dolup taşan CHP grup salonuna yanında grup başkanvekilleriyle geldi. Konuşmasında da CHP'nin son 4.5 yılda yaptıklarının ve hükümete yaptırmadıklarının bir dökümünü verdi.
CHP kulisinde ciddi bir liste heyecanı vardı. Özellikle DSP ile güçbirliği ardından seçilme garantisi olan bazı kıymetli aday sıralarının baştan dolmuş olması, grup içinde belli bir baskılanmaya yol açmış görünüyor. CHP kulisinde bir de hazırlık var: AK Parti referandumu 22 Temmuz'da genel seçimle birlikte yapmak için yeni bir yasa değişikliği çabasına girerse bunu engellemek ve gerekirse Anayasa Mahkemesi'ne taşımak amacıyla bu hazırlık.
Tam bu noktada AK Parti kulisine dönmekte yarar var. Erdoğan'ın yeni vitriniyle birlikte gruba girmesinden az önce AK Parti grup başkanvekilleri Salih Kapusuz ve Sadullah Ergin ile ayaküstü sohbette ortaya çıkan şu: AK Parti Anayasa değişikliğini ikinci defa Meclis'ten geçirdikten sonra, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in veto edeceği üzerine kurmuş bütün hesaplarını. Yani hesaplar, referanduma gidileceği varsayımıyla yapılıyor.
Yasalara göre, referandum yapılması için kararın üzerinden en az 120 gün geçmesi gerekiyor. AK Partililer, daha önce bu süreyi 40 güne indirecek bir yasa değişikliği ile, Erdoğan'ın söz verdiği gibi 22 Temmuz'da seçmenin önüne iki sandık koymayı planlıyorlardı. Oysa şimdi zaman sıkışması nedeniyle 40 gün de yeterli olmuyor. Dolayısıyla iradeyi hükümet ve Yüksek Seçim Kurulu'na bırakarak, neredeyse birkaç hafta içinde cumhurbaşkanlığı seçim usulü gibi bir konuyu referanduma sunmak istiyorlar. (Tabii bunun anlamı, Meclis'i neredeyse son gününe dek çalıştırmak olacak.)
Dün konuştuğum etkili bir ülkenin büyükelçisi, "Kanunların karşılıklı olarak hem yargı, hem siyaset tarafından zorlandığına tanık oluyoruz Türkiye'de" dedi; "Ama bu zorlama biraz fazla gibi geliyor bize".
Peki neden? AK Parti kulislerini derinlemesine bilen bir gözlemciye göre, "AK Parti 22 Temmuz seçiminin ertesi günü, 23 Temmuz'dan itibaren sistemin üzerlerindeki kurumsal baskısının muhalefet baskısıyla birlikte artacağından endişe ediyor. Bu nedenle de bir an önce cumhurbaşkanlığı seçimi konusunu karara bağlamak istiyor.
Ekime kadar bekleyip, kendilerini bu baskı altında belirsizliğe bırakmak istemiyorlar."
İlginç bir tahlil. Oysa böyle bir baskı beklentisi varsa, o baskının, cumhurbaşkanlığı seçimi konusundaki zorlama nedeniyle artacağı da söylenebilir.
Ayrıca bu varsayım içinde bir başka varsayım gizli: Hesapları ara sıra aktarıyoruz ama, AK Parti kurmayları da bir daha Meclis gruplarının asla bugünkü sayısına ulaşmayacağı noktasından hareket ediyorlar. Bir daha önemli kararlar için Meclis'teki diğer partilerle uzlaşmadan karar almaya yetecek 367 sayısını bulmaları mümkün olmadığı için mi yasama faaliyeti son sınırına dek zorlanıyor?
Erdoğan TÜSİAD toplantısında her şeyi göze almış bir parti olduklarını söylemişti.
Belki de bunun bir demokrasi zaferi olacağını düşünüyor, onu göstermeye çalışıyor.