AKP'li Fırat: Yeni anayasa türbanı çözmeli

AKP'li Fırat, yeni anayasada türban yasağına dair düzenleme olup olmayacağı sorusunu yanıtladı: "Başbakan'a talepte bulunanlar çok. Ben sanmıyorum. Ama türban meselesini de bu anayasanın halletmesi lazım."

AK Parti'nin anayasa taslağı aslında tamamlanmış durumda. Partinin anayasa yazım koordinatörlüğünü de üstlenen Genel Başkan Yardımcısı Dengir Fırat'ın elinde.
Dün Fikret Bila ile CNN Türk'teki programımız öncesinde görüşürken "Verin, yazalım" dedik. "Daha da değişecek" diye devam etti: "Acelemiz yok. İşte sivil toplum bir araya geliyor. Ekonomik-sosyal konseyin sivil üyeleri çalışacaklar. Şöyle bir hesapladım, 30 milyon vatandaş neredeyse temsil ediliyor. Baroların çalışması oldu. Başka kuruluşların çalışmaları oluyor. İstesek çoktan açıklardık, ama bu çalışmalar varken olmaz, onları bekleyeceğiz. Ama şunu da söyleyeyim. Bizim taslak özgürlükler açısından asgari sınır olacak. Üzerine çıkan değişiklikler olabilir, altına inilmesine müsaade etmeyeceğiz."
Bir ara hükümetin taslağı 15 Aralık'ta açıklayacağı sözü çıkmıştı. Öyle anlaşılıyor ki, Kurban Bayramı sonrası, açıklanması için en erken tarih olur; 2008 başına kalma ihtimali de var.
Yeni anayasanın aslında tartışılması gereken pek çok boyutu var. Ama güncel tartışmalar gelip birkaç konu üzerinde yoğunlaşıyor, bu da tartışmaları hem keskinleştiriyor, hem de sığlaştırıyor.
Bunlardan birisi, yeni anayasada üniversitelerde türban yasağı üzerine bir düzenleme olup olmayacağı. Fırat şunları söylüyor:

  • "Düzenleme yer alması konusunda sayın Başbakan'a talepte bulunanlar çok. Ama karar verilmiş değil. Bu konuda taslakta yer alan bazı ifadeler de muhtemelen çıkarılacak. ben türbanla ilgili bir düzenleme olacağını zannetmiyorum. Olmaması lazım. Her problemi mutlaka Anayasa ile halledemezsiniz, o zaman yönetmeliğe döner. Ama türban meselesini de bu anayasanın halletmesi lazım."
    Peki türban düzenlemesi anayasada yer almayacak, ama türban meselesi yeni Anayasa ile nasıl çözülecek?
    Fırat'ın yanıtı: "Anayasa'nın ruhu değişecek".
    Güzel söz, ama ruhundaki değişiklik nasıl anlaşılacak? "Önce değişecek Anayasa'nın dört temel unsurunu anlatmam lazım" diye sıralıyor Fırat:
    1- Bireye güvensiz: Vatandaşı başıboş bırakırsan, devlete zarar verir. Dolayısıyla devleti bireye karşı korumak gerekir anlayışını getiriyor.
    2- Otoriter: 1982 Anayasası gücü bireye karşı devlet organları elinde topluyor.
    3- Vesayetçi: Egemenliği doğrudan milletten almayan kurumlara, egemenliği paylaşma imkânı veriyor. Örnek: Cumhurbaşkanlığı, MGK, YÖK, Anayasa Mahkekemsi, Danıştay.
    4- Türkçesi bozuk: Birkaç elden geçmiş, yoruma açık, net olmayan ifadeler var.
    Soruyu tekrar soralım: Bu ruhun değiştiğini nereden anlayacağız? Fırat: "Altıncı madde, 'Türk milleti egemenliğini, Anayasa'nın koyduğu esaslara göre, yetkili organlar eliyle kullanır' diyor. Bunu değiştireceğiz. Egemenlik, her gelişmiş ülkede olduğu gibi yalnızca yargı, yasama ve yürütme tarafından kullanılır hale gelecek.
    Yani? Yani egemenlik kullanımı devletin üç erki dışında kalan 'Anayasal kurumlara' bırakılmayacak.
    Yargı hukuka uygunluğu denetleyecek, ama 'yerindelik' denetleyemeyecek. Aslında yeni anayasadaki en köklü değişiklik işte bu egemenliğin kim tarafından kullanılacağı alanında olacak gibi görünüyor.
    Bu ve diğer konular bugün Ankara'da başlayacak iki günlük Ulusal Anayasa Çalıştayı'nda zengin tartışmalara konu olacak. Sivil toplumun Anayasa'da hangi konuları asıl görmek istediğine ilişkin ilk yaygın çalışmanın sonuçları hafta başında alınacak.
    'Türklük' tanımında 1924'e dönüş
    Yeni anayasa üzerine Bir diğer hassas konu, üniter yapı ve Ceza Yasası'nın 301'inci madde tartışmalarına da konu olan 'Türklük' tanımı. Mevcut Anayasa'daki "Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı herkes Türktür" tanımı yerine 1924 Anayasası'ndaki tanım geliyor, Fırat'ın açıkladığına göre. Yani, 'Türkiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık bağıyla bağlı herkese, din, dil, ırk farkı gözetilmeksizin Türk denir' gibi bir ifade.
    Bu ifade tartışmaları büyük ölçüde yatıştırabilir. Çünkü Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki bu özgün tanımda, 'Türk denir' ifadesi, tıpkı günümüzdeki Amerikalı tanımı gibi, bir etnik, ya da dinsel aidiyeti değil, vatandaşlık aidiyetini, ülke aidiyetini tanımlayan bir sıfat olarak kullanılmış.