Alfabede q, w, x

Sınır ötesi tezkeresinin uzatılmaması ve alfabeye q, w, x harfleri eklenmesi yönünde çalışma olmadığı açıklandı ama...

İçişleri Bakanı Atalay şimdiye dek Kürt açılımı çerçevesinde hükümet katında ne görüşüldüğünü hiç açıklamadı, ama dün ne görüşülmediğini açıkladı.
Dün bazı gazetelerde yer alan ‘Sınır ötesi harekât tezkeresi uzatılmayacak’, ya da ‘Alfabe değişiyor, q, w, x geliyor’ gibi konuların, kararlaştırılması bir yana görüşülmediğini dahi söyledi. O toplantılara katılan birden fazla kaynak da aynı şeyi söylüyor.
Kendi adıma alfabemize yeni seslerin eklenmesi konusuna, Kürt açılımından bağımsız olarak ilgi gösteriyorum. Bu seslerin İngilizcedeki gibi ‘Küu’, ‘Dabılyu’ ve ‘iks’ şeklinde okunması ise açıkçası beni güldürüyor.
Viyana’dan bu yana, bütün doğu coğrafyasında (Rusça, Yunanca, ya da mesala Kürtçe dahil, ‘X’ harfi, gırtlaktan gelen ‘kh’ olarak okunur. Arapça’da, Farsça’da, bu sese karşılık gelen bir harf var. Azerbaycan, bağımsızlığını kazandıktan sonra Latin alfabesine dönünce ‘x’ harfini, Anadolu Türkçesi’nde de zaten var olan ve günlük hayatta kullanılan bu ses yerini almıştır.
Bizim, tamamen ideolojik tercihle PKK’ya ‘pekaka’ ya da ‘pekeke’ dememizin altında da aslında bu ses karışlıklığı var. Arap alfabesi kullanırken Türkçeyi ‘kaf’ ve ‘kef’ harfleriyle ifade ediyorduk. Azerbaycan Türkçesi’nin alfabesinde bu sesler bugün de ‘k’ ve ‘q’ harfleriyle gösteriliyor. Q harfi, keskin ve ince ‘K’, eskinin ‘kef’ sesini veriyor.
W harfi ise zaten gırtlağımızda bulunan bir başka sese, dudaklarımızı iki yana yayarak diş ve alt dudağımızın arasından çıkardığımız ‘V’ sesine değil, dudaklarımızı ‘u’ söyleyecekmiş gibi yarım büzüp iki yana açarak çıkardığımız ‘V’ sesine karşılık geliyor; Vedat veya Vahit deme arasındaki fark gibi.. Ya da Nevruz’daki ‘v’ ile Nevroz’daki (Azeri Türkçesi’nde ve Farsça’da ‘Novruz’da aynı ses) ‘V’nin farkı... Yani w sesimizi yazabilsek, tartışma kendiliğinden ortadan kalkar.
Bence açılımdan önce Türkçe’yi daha iyi konuşmak ve yazmak için bu harfleri alsak iyi olur. Azerbaycan alfabesindeki açık ve kapalı ‘E’ harfleri da tartışılmalı, çünkü bunları 29 harfli alfabemizde yazmasak da, böyle konuşuyoruz zaten. (Böylece bir ‘Daha doğru Türkçe’ açılımı önermiş oluyorum.)
Ama Atalay’ın açıklamasından bu konunun Başbakan Tayyip Erdoğan’ın MGK bakanlarıyla önceki gün yaptığı toplantıda da, Bakanlar Kurulu’nda da tartışılmadığını anlıyoruz.
Aynı şekilde  sözümona ateşkes yerine geçmek üzere sınır ötesi harekât tezkeresinin Meclis’te uzatılmayacağı konusunun da görüşülmediğini açıkladı Atalay.
Görüşüldüğünü açıklasaydı, bu sürpriz olurdu. Çünkü Kürt açılımı bugün bu konuları tartışma noktasına gelmişsek, bunda 2007 sonbaharında PKK’nın Dağlıca saldırısı ardından ABD ile restleşme ve Meclis’ten sınır ötesi harekât tezkeresi çıkması sonucu, aralık ayında fiilen operasyonların başlamasının zorlayıcı payı vardır.
Ayrıca daha 14 Eylül’de Ankara’daki diplomatik temsilcilere verdiği iftar yemeğinde Başbakan Tayyip Erdoğan, ismini açıkça zikretmese de ABD’den Irak’taki PKK’ya karşı daha fazla destek istemişken, bu desteği AB ülkelerinden istiyorken, Ankara’nın elindeki en önemli kozlarından birinden vazgeçmesi için iki koşuldan biri gerekir: Ya aklını peynir ekmekle yemiştir, ya da aradan geçen iki günde ABD’den Irak’taki PKK’ya karşı zorlayıcı yeni adımlar sözü almıştır.
İkisinin de olmadığını biliyoruz. Üstelik Genelkurmay’ın da, Dışişleri’nin de ABD’ye ‘istihbarat paylaşımına teşekkürler, ama biraz daha fazlası gerekiyor’ yaklaşımında olduğunu biliyoruz. Bu durumda sınır ötesi tezkerenin uzatılmaması koşulları da belli oluyor ve o koşullar şu anda mevcut değil.
Bu açılımın birbirine paralel yürüyen iki süreç olduğu, birisinin PKK ile mücadele ise, diğerinin Kürt sorununa çözüm çabası olduğu henüz yeterince anlaşılamadı. Belki hükümetin henüz anlatacakları olgunlaşmış değil. Belki bayram ve Erdoğan’ın BM ve G-20 için ABD’ye yapacağı seyahat sonrasını beklememiz gerekecek.