Anayasa Mahkemesi Başkanı'na kulak vermeli

Ergenekon davası, son silahlarla yeni boyutlar kazanırken, Kılıç'ın sözleri dikkat çekiyor

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın dünkü konuşması iki bakımdan önem
taşıyordu. Birincisi şekil açısından; Mahkeme hem 47’nci kuruluş yıldönümünü hem de yeni
hizmet binasının açılışını birlikte andı.
İkincisi içerik bakımından önemi ve günümüzün kimi tartışmalarına ışık tutacak özellikler taşıyor. Bunların arasında, güncel anlamı açısından Ergenekon davası geliyor.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç, Ergenekon davasının ismini hiç anmadan, yalnızca dava sürecine değil, ona paralel olarak süren, örneğin bazı hâkim ve savcılar hakkında, suçlama belirtilmeksizin telefon dinleme kararı alınmasına ilişkin de ciddi açıklamalarda bulundu.
Kılıç’a göre, ‘her önemli davada yargı siyasi düşüncelerle kuşatılmakta, mahkeme hâkimlerinden önce, medya ve siyaset dünyasının yargıçları kararlarını vererek davayı sonuçlandırmaktadır. Mahkemeleri yönlendirme ve etkileme çabaları ile hâkimlerin ve savcıların özel hayatlarının didiklenerek vicdani kanaatlerinden uzaklaştırma gayretleri suçtur.” Sonra, “yargı kararı olmadan suçlu ilan edilen insanların onurları yok edilmektedir. Bu bir insanlık suçudur.” Ayrıca, yok edilen insanlık onurunun doğurduğu öfke, demokrasiden ve hukuk devletinden intikam alma duygusuna dönüşmeden, gerekli olan her türlü düzenleme acilen yapılmalıdır. İnsan onuru sadece imtiyazlıların veya itibarlıların onuru değil, insan olma ortak paydasına sahip her varlığın koşulsuz, amasız, fakatsız ya da herhangi bir kurum veya kuruluş kaydı olmaksızın sahip olduğu temel bir değerdir.”
Kılıç’ın bu sözlerine katılmamak mümkün. Burada, toplumda öne çıkmamış, sıradan vatandaşların onuru işkence ve kötü muamele ile ayaklar altına alınırken sesi çıkmayanların, toplumda öne çıkmış vatandaşlara benzeri muamele yapıldığında seslerinin duyurulmaya başlamasındaki çifte standarda da örtülü bir eleştiri var. Ama asıl, davaların siyasi intikam hisleriyle istismar edilmemesi gereğine yapılan vurgu önemli. Kılıç’ın sözlerinde, Ergenekon davasında eşinin ifadesi nedeniyle özel hayatı mercek altına alınan Mahkeme Başkanvekili Osman Paksüt’e belli bir sahiplenme de var gibi.
Haşim Kılıç’ın bu açıklaması üzerinden saatler geçti ki, İstanbul’dan Poyrazköy’den yeni bir Ergenekon soruşturması kazısı haberi ve yeni silahların bulunduğu haberi geldi.
Bedrettin Dalan’ın kurucusu olduğu İSTEK Vakfı’na ait, ama 15 yıldır askeri bölge, ilan edilmiş arazide bulunduğu söylenen silahların varlığı vicdan sahibi herkesin tüylerini ürpertiyor. Bu silahlar, eğer Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait idiyse, neden ordu depolarında değil, TSK’nın en seçkin birliklerinden Su Altı Taarruz komandolarının eğitim alanına bitişik bir arazide gömülü halde? TSK’ya ait değilse, kime ait? Ergenekon kapsamındaki soruşturmada bulunduğuna göre, ne amaçla, kime karşı kullanılacaktı? Giderek artan miktarda silahın ortaya çıkması, giderek artan bir ciddiyetle konuya bakmamızı gerekli kılıyor.
Haşim Kılıç’ın dünkü sözlerinden sonra, dünkü Milliyet’te Sedat Ergin’in ‘Dış dünya Ergenekon’a nasıl bakıyor?’ başlığıyla kaleme alınan yazının özetinin anlamı artıyor. Yani; 1- Ergenekon soruşturmasının sonuna kadar gidilmelidir, 2- Ama dava siyasallaştırılmamalı, sanıkların hakları ihlal edilmemelidir.
Dava sürecindeki siyasallaştırma çabaları ve ilhallerin, Kılıç’ın işaret ettiği gibi önü alınmalı, ancak bu nedenle eğer ortada kanın döküleceği bir darbe tertibi var idiyse, bu durum onların yargılanmaları önünde engel olmamalıdır.
Bu çerçevede, benim ve sosyal çevremde çok kişinin desteklediği Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Türkan Saylan’a düşen
bir görev de var. Ergenekon sürecinin Saylan ve ÇYDD’ye haksız davrandığı toplumun çoğu tarafından kabul edildi. Çağdaş Yaşam’a verilen destek ve itibar en üst düzeye yükseldi.
Saylan ve dernek bu itibarın darbe
heveslilerince istismar edilmesine izin verilmemeli. 2007 yılındaki cumhuriyet mitinglerinde Saylan ve Çağdaş Yaşam’ın itibarından yararlanmak isteyenlerin ‘Ne Şeriat, Ne Darbe’ sloganını attırmamak için Saylan’ı nasıl susturdukları unutulmamalı. Tarih, ondan ders almayanlar için tekerrür eder. Sanıkların haklarını savunmakla, darbe girişimi varsa bunun ortaya çıkmaması çabasına ortak olmanın iki ayrı şey olduğu unutulmamalı. Ben ve benim gibilerin destekleri Çağdaş Yaşam’a, darbe heveslilerine değil.