Anayasa Mahkemesi üzerine iki senaryo

CHP lideri Deniz Baykal'ın sözleri ister Anayasa Mahkemesi'ni etkileme çabası, ister AK Partililerin öne sürdüğü gibi tehdit olarak algılansın; Türkiye'nin yanıt aradığı soru tam olarak bu.

CHP lideri Deniz Baykal'ın sözleri ister Anayasa Mahkemesi'ni etkileme çabası, ister AK Partililerin öne sürdüğü gibi tehdit olarak algılansın; Türkiye'nin yanıt aradığı soru tam olarak bu.
Anayasa Mahkemesi'nin bu akşam, ya da yarın sabah açıklayacağı karar, uzun yılların en zor, en önemli kararı olacak. Bu karara göre, Türkiye'deki sistemin yeni bir kırılmaya doğru gidip gitmeyeceği belli olacak. Mahkemenin kararı, siyasetin alacağı seyir üzerinde neden bu kadar belirleyici olacak?
Çünkü söz konusu olan bir cumhurbaşkanlığı seçimi ve cumhurbaşkanlığı seçimi üzerinden yürütülen sert bir laiklik tartışması; rejim tartışması.
Anayasa Mahkemesi iki karardan birini alacak. Ya CHP'nin itirazını kabul ederek 27 Nisan'da yapılan ilk tur cumhurbaşkanlığı oylamasında, salonda 367 mevcutun yoklama yoluyla saptanmasının gerekli olduğuna hükmedecek. Ya da Meclis Başkanı Bülent Arınç'ın uygulamasının Meclis İçtüzük ve Anayasa'ya uygun olduğunu söyleyecek.
Birinci senaryo çıkarsa, 27 Nisan oylaması geçersiz sayılacak ve birinci tur oylama yinelenecek. Bu kez Arınç, ya da onun yerine oylamayı
yönetecek Başkanvekili, Genel Kurul Salonu'nda 367 vekilin mevcut olduğunu, oylamaya geçmeden sayıp saptamak zorunda kalacak.
Birinci tur yinelenirse, ilk turda sağlanamayan 367 mevcudiyetin, tekrarında sağlanması mümkün mü? Olabilir. Ancak bu, 27 Nisan'da Genel Kurul'a girmeyen CHP'li, Anavatanlı, DYP'li ve diğer vekillerin, bu kez yoklamaya katılması anlamına gelecek. 27 Nisan akşamı Genelkurmay'dan yapılan açıklama, 28 Nisan'da hükümetin ona verdiği sert karşılık, 29 Nisan'da İstanbul'da 1 milyonu aşkın kişinin AK Parti iktidarı ve AK Partili cumhurbaşkanını protestoya dönüşen gösterisi ve dün Baykal'ın Anayasa Mahkemesi'nin kararı üzerine yaptığı spekülasyon ardından, 27 Nisan oylamasına girmeyen vekillerin, yoklamada bulunması fiilen mümkün mü diye sorduğunuzda, olumlu yanıt vermek zorlaşıyor. Çünkü oluşan siyasi baskı, vekilleri de etkiliyor.
Birinci turun tekrarında da 367'nin bulunamadığını varsayalım. Bu durumda
oturum tekrarlanır ve artık 16 Mayıs'a dek bir cumhurbaşkanı seçmek fiilen imkânsızlaşmaya başlar. O durumda belki Gül bunu görüp çekilir, belki sonuna dek imkânlar zorlanır. Ama 16 Mayıs sabahı 11'inci cumhurbaşkanı seçilmemişse, Meclis Anayasa'ya göre 'derhal' seçime gider. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, halefi seçilene dek görevde kalır. Yeni cumhurbaşkanını, yeni Meclis seçer. Bu kez 367 zorunluluğu olacağından, hükümeti hangi parti kurarsa kursun, yeni cumhurbaşkanı uzlaşma ile seçilmek zorunda kalınır. Yeni cumhurbaşkanının (ve eşinin) bu koşullarda sağdaki ve soldaki laik kesimlerin de kabul edebileceği bir isim olması beklenebilir. Bugün miting meydanlarını dolduran kitlelerin de, AK Parti hakkında kapatma dosyaları hazırlığında olduğu öne sürülen yargının da, askerin de tansiyonu düşer.
Baykal'ın sözünü ettiği çatışma senaryosu bu değildir.
Anayasa Mahkemesi, Arınç'ı haklı bulursa yarın ikinci tur oylama yapılır. Üçte iki oy yarın çıkmaz ise 9 Mayıs'taki üçüncü tur oylamada
Gül, Türkiye'nin onbirinci cumhurbaşkanı seçilir.
Bu durumda, dış dünyadan ve AK Parti tabanından gelecek kutlama mesajlarına karşın, içeride sıkıntılar artarak devam eder. Mitinglere yenileri eklenir. Zaten seçim havasına girmiş olan bürokrasiye iş yaptırmak fiilen imkânsız hale gelir. Yargıda AK Parti'ye karşı hareketliliğin artması ihtimali yükselir. Yüksek yargı ve askeri bürokrasinin Çankaya ile resmi zorunluluk olmayan ilişkileri kesilir. (Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ve CHP lideri Baykal'ın 25 Nisan'daki Anayasa Mahkemesi kuruluş yıldönümü resepsiyonuna ve 29 Nisan akşamı Çankaya Köşkü'nde Pakistan Cumhurbaşkanı Pervez Müşerref ve Afganistan Cumhurbaşkanı Hamit Karzai onuruna verilen yemeğe katılmayışları, kuliste Başbakan Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile bir araya gelmeme dikkati olarak yorumlandı.)
Ama herkesin aklındaki soru bunun da ötesinde, askerin müdahale edip etmeyeceği. Bu devirde hâlâ bunları konuşuyor olmamız üzüntü verici. Ama siyasi inatlaşmalar sonucu geldiğimiz nokta budur.