Anayasa Türkiye'nin mi, AK Parti'nin mi?

Anayasada özgürlükler daha açık yazılabilir. Ancak yazılış yöntemi şimdiden tartışılıyor.

Dün Meclis kulisinde, Hükümet Programı'ndan çok, AK Parti'nin hazırlamakta olduğu yeni anayasa taslağı konuşuluyordu.
Genel Kurul'daki tartışmalar heyecandan uzaktı. Tek heyecan beklentisi DTP Grup Başkanı Ahmet Türk'ün konuşmasındaydı. Türk'ün konuşmasını Kürt sorunu üzerine kurması, diyelim o arada İmralı'ya ilişkin taleplere değinmesi gerilime yol açabilirdi. Neyse ki olmadı. Türk'ün konuşması, evet Kürt sorununa da değinen, ama genel olarak ekonomik ve demokratik haklara vurgu yapan bir siyasi eleştiri konuşması oldu, ciddi bir tepki de gelmedi.
CHP adına konuşan Kemal Kılıçdaroğlu'nun konuşması, (Ilımlı İslam bölümleri dışında) program eleştirisinden çok, bütçe eleştirisi gibiydi; zaten program da muhalefetten, 'Bütçe gibi' eleştirisi almıştı. MHP lideri Devlet Bahçeli'nin konuşmasını, kuliste karşılaştığımız eski bakanlardan Yılmaz Karakoyunlu, "Beklentilere uygun, sorumlu muhalefet konuşması" diye tanımladı, ama hemen ekledi: "Sudan bir konuşma".
AK Parti'nin adığı yüzde 47 oy oranını hak etmeyen böyle bir programa, demek ki ancak böyle muhalefet yapılabiliyor. Ama dikkatlerin hükümet programından çok Anayasa değişiklik çalışmasında olmasının nedeni, programın sıradanlığından çok, Anayasa değişikliğinin önemi.
Türkiye, askeri rejim koşullarında 1982'deki referandumda yüzde 92 oyla kabul ettiği mevcut Anayasa'dan o günden bu yana şikâyetçi. Anayasa'nın yaklaşık üçte biri değişti. Ama artık değişiklik yapmaktan, açıkları yamamaktansa, yenisini yazmak fikri uzunca süredir konuşuluyor.
Dolayısıyla AK Parti ve lideri Tayyip Erdoğan'ın, Meclis'in 22 Temmuz seçim kararı almasının hemen ardından, yeni Anayasa yazımı için çalışmaya başlanması talimatı vermesi uygun olmuştur. Aynı şekilde, Türkiye'nin bir yandan ülkenin olmazsa olmaz şartlarını koruyan, diğer yandan yasakları değil özgürlükleri, bireye karşı devletin değil, devletin kuruluş amacı olan bireyin haklarını temel alan bir Anayasa'ya ihtiyacı olduğu da gerçektir.
Yine de aksayan bir şeyler var. O da yeni anayasanın hazırlanış yöntemi.
Mevcut Anayasa, 1982 koşullarında hazırlayıcıları dışında bir katkıya açık değildi. Sonuç ortada. Bu kez hazırlayanlar ise, taslağı bir kez hazırladıktan sonra tartışmaya açacaklarını söylüyorlar.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dengir Fırat, bunun yöntemini açıkladı. Özetle, Prof. Dr. Ergün Özbudun başkanlığındaki ilim heyeti tarafından hazırlanan ve ancak bazı parçaları medyaya sızan bir metin, düne kadar Fırat başkanlığında 11 kişilik bir AK Parti hukukçu heyetince incelenmiş. Burada, neredeyse maddelerin sayısına yakın sorular ve notlar çıkarılmış. (Bu arada ne akademik taslağın, ne de notlar ve sorulaın kamuoyuna açıklanmadığını hatırlatmak gerekiyor.) Bu notlar muhtemelen bugün yeniden Özbudun heyetine verilecek, birkaç gün sonra, muhtemelen hafta sonu da, iki heyetin Erdoğan başkanlığında yapacakları toplantı sonrasında taslak kamuoyuna açıklanacakmış.
Fırat, "Üniversiteler açılmadan açıklamak istiyoruz" diyor, "Hukuk fakülteleri tartışsın. İnternet sayfasına da koyacağız. Herkes tartışsın istiyoruz."
Demek ki, Erdoğan ve AK Parti, kendi anayasa anlayışını topluma ilan etmek istiyor. Buraya kadar anlaşılabilir. Peki taslak diğer siyasi partilere sunulup görüş ve katkıları istenecek mi?
Fırat, "Nasıl olsa Meclis Anayasa Komisyonu'na gelecek" diyor ve devam ediyor: "Orada her parti katkısını verebilir, hatta kendi anayasa taslağını getirebilir. Bizim için önemli olan özgürlükleri daraltıcı önerilerle gelmemesi. Özgürlükleri genişletici önerileri kabullenebiliriz de."
Fırat'ın bu sözleri kulağa çok hoş geliyor.
Ama akla takılan bir soru da var: O aşamada muhalefet partilerinden gelecek her teklifin, 'özgürlük istemediği' gerekçesiyle teşhir ve reddine de kapı açılmıyor mu? Mevcut Anayasa'nın hazırlanmasındaki kötü örnekten yola çıkılarak yeni anayasa daha şeffaf, 'İsteyen görüş bildirsin'
yerine daha aktif katılımcı anlayışla hazılansa ülke ve halk için daha iyi olmaz mı?
Neyse ki, yöntem değiştirmek için henüz iş işten geçmiş değil. Türk Ceza Kanunu tartışmasında olduğu gibi, hükümet üyeleri medyayı 'Daha önce onayladılar, şimdi konuşuyorlar' diye suçlayamaz da. İşte şimdiden eleştirileri ve soru işaretlerini duyuruyoruz. Erdoğan ve arkadaşları, vakit varken, anayasanın toplumun en geniş kesiminin katılımıyla hazırlanıp sahiplenilmesine imkân tanıyabilir.