Ankara çözüm hesaplarına PKK'yı katmaya karar verdi

İçişleri Bakanı'nın PKK'lı Karayılan'ın söylediklerini 'not etmesi' dahi bir açılım

Şu sıra en çok duymaya alıştığımız ifadelerden biri Kürt sorununda çözüm şartlarının her zamankinden daha uygun olduğu. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ‘İster terör sorunu, ister güneydoğu sorunu, ister Kürt sorunu deyin’ demekte haksız değil.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ örneğin PKK varlığının etkisizleştirilmesi olarak tanımlamıştı.
Hasan Cemal’e verdiği mülakatta PKK lider kadrosundan Murat Karayılan Kürt sorunu diyor. İçişleri Bakanı Beşir Atalay ‘ne derseniz deyin, bu sorun’ diye işin kolayına kaçtı. Daha adını tam koymakta mutabık kalamadığımız bir sorunda çözüm koşullarının en uygun durumda olduğu saptamasını yapabiliyoruz.
Atalay dün ‘Kamu Düzeni ve Güvenlik Müsteşarlığı’nın kurulması için hazırlıkların tamamlandığını nihayet açıklarken (Gül ve Başbuğ’un 2009 olarak mutabık kaldıkları) uygun koşullara şu açıklamayı getirdi: “Bu sorunun çözümü için konjonktür, iç ve dış etkenler, şu anda her zamankinden daha müsaittir. Bunu görüyoruz ve şu anda bu konuda yapılacak çalışmalar büyük destek görmektedir. Devlet bu konuda yekvücuttur, zaten yürüyen ciddi çalışmalar vardır. Hükümet olarak bakanlık olarak ve bu yeni müsteşarlığın görevi olarak Başbakanımızın 2005 Ağustos ayında Diyarbakır’da yaptığı açıklamanın arkasındayız.”
Atalay, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın 2005’te yaptığı ‘Kürt sorunu vardır, çözmeye talibim’ açıklamasına atıfta bulunuyordu.
O zamandan bu zamana dek neyin değiştiğine bakarsak karşımıza fazla madde çıkmıyor aslında:
1- PKK ile mücadelede devlet kurumları arasında uyumlu çalışma,
2- Buna bağlı olarak ABD başta olmak üzere dış muhataplarla işbirliği.
Bu kadar. Reformlar değil örneğin, çünkü 2005 Ağustos ayında AB reformları atılımı zaten tamamlanmış sayılırdı. O zamandan bu zamana yasal bakımdan daha genişlemiş sınırlar yok. Hatta terörle mücadelede polis ve jandarmaya tanınan yetkilerin insan hakları ihlallerini artıracak şekilde yeniden düzenlenmiş olduğunu görüyoruz.
Yukarıdaki iki maddeyi açmaya çalışalım.
Birincisi, yani devlet kurumları arasındaki geçmişe göre karşılaştırılamayacak uyumlu çalışma hem siyasi, hem askeri makamlarca ifade ediliyor. Burada üç dönüm noktasından söz etmek mümkün: 1- Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesiyle MGK’daki tartışma sürecinin dinamik hale gelmesi; 2- Emekli Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın son yılında PKK ile mücadelede ABD işbirliği için önce asker-hükümet işbirliğinin zorunlu olduğu saptamasını yapması; 3- Başbuğ’un Genelkurmay Başkanı olup siyasi otoriteye saygılı davranış usulünü güçlendirmesi ardından Erdoğan’ın askerin tavsiyelerini daha ciddiye alıp uygulamaya koymaya başlaması.
İkinci maddede ABD’den, AB’ye İran’dan Irak’taki Kürt özerk yönetimine dek PKK’ya karşı işbirliği imkânlarının artırılması Ankara’nın kendi içinde sağladığı uyum ve birlik görüntüsüyle mümkün olmuştur.
Bu uyum ve birlik görüntüsünün mükemmel olduğunu söylemekten uzağız. Askerle polis, polisle istihbarat, istihbarat ile asker arasındaki sorunlar, Güvenlik Müsteşarlığı’nı başta arzulananın ne kadar yakınına getirdi? Onu uygulamada göreceğiz. Ama en azından söylemdeki birlik görüntüsü bile çok şeyi değiştirmeye başladı.
İçişleri Bakanı dün ‘Birlikte yaşamanın yeni yollarını bulmaktan’ söz etti. Buraya, PKK lider kadrosundan Murat Karayılan’ın Hasan Cemal’e verdiği mülakat ile gelmiş değiliz. Ama o önemli mülakat geldiğimiz noktayı gösteriyor.
İçişleri Bakanı’nın ‘Dikkatle izliyoruz, not ediyoruz’ demesi dahi tek başına bir açılım sayılmalı. 1984’teki ‘3-5 eşkıya’ aymazlığından bugün ‘not alıyoruz’a geldik. Atalay’ın sözleri PKK’nın artık Ankara’nın Kürt sorunu çözüm denkleminde hesaplara dahil edildiğini gösterir.
Buradan PKK’nın dediği olur anlamı çıkmaz. Ankara’nın 1984’ten 2009’a geldiği mesafe, itiraf etmek zorundayız ki PKK’nın kanlı eylemlerinden ders çıkara çıkara geldiği mesafe, PKK’nın o günden bu güne geldiği mesafeden çok fazla. PKK bugün hesaplara katılmak zorunda kalınan bir etken, ama adım atma sırası PKK’da. Ayaklandığı devlete silahlar sussun çağrısı yapmak, önce kendi silahını susturmayı gerektirir.