Ankara kulaklarını tıkadı, kartlarını açtı

"Son 24 saatte hiç temasta bulunmadık, yeni girişim de planlamıyoruz." Üst düzey yetkili, Ankara'nın ne dinleyecek, ne söyleyecek sözü kaldığını böyle anlatıyordu.

'Son 24 saat içinde hiçbir temasta bulunmadık. Şu an yeni bir girişim de planlamıyoruz.' Dün akşam saatlerinde konuştuğum üst düzey bir yetkili, Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın Bağdat'ta Cumhurbaşkanı Celal Talabani ile konuşmasının ardından Ankara'nın artık ne dinleyecek, ne söyleyecek sözü kaldığını ve eylem beklediğini bu sözlerle anlatıyordu.
İsmini açıklamak istemeyen aynı yetkili bu tutumu şöyle açıklıyordu: "Uzun yıllardan beri ilk defa bu kadar şeffaf hale geldik. Yaptığımız toplantılarda muhataplarımıza söylediklerimiz ile kamuoyuna söylediklerimiz hemen hemen aynı. Hemen görmek istediklerimizi altı madde halinde bildirdik.
"Bunların nasıl yapılabileceğine dair yeni demeçlerle ilgilenmiyoruz, dikkate de almıyoruz. PKK'lılar sınırın öte yanında jipleri ve ağır silahlarıyla devriye gezerken, elebaşıları Irak topraklarındaki karargâhlarından terörist saldırıları yönetirken demeçlerin bizim için artık önemi yok."
Bu nedenle, örneğin dün Talabani'nin PKK'lıların iadesi seçeneğini dışlamadığı haberinin de, Talabani'nin daha sonra 'Öyle dememiştim' açıklamasının da bir farkı yok Ankara açısından. Önemli olan, PKK'lıların yakalanması..
Gözler İstanbul'da
Ankara açısından bu bekleyişin ilk aşaması İstanbul toplantısı olacak. 2-3 kasımda İstanbul'da yapılması planlanan Irak'a komşu ülkeler genişletilmiş toplantısı birkaç açıdan önemli. Öncelikle, Türkiye'nin (Başbakanlığı ve dışişleri bakanlığı döneminde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün girişimleriyle) önayak olduğu toplantılar, geldiği aşamada ABD, AB, G-8, İslam Konferansı ve Arap Birliği gibi, Irak'la ilgili bütün tarafları bir araya getiriyor. Son bilgiler, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın da İstanbul'a geleceğini gösteriyor. Uluslararası hava, aradaki sürede, yani önümüzdeki günlerde PKK ortamı sabote edebilecek kanlı bir eyleme daha girişse ve Türkiye buna yanıt verse dahi, toplantının yapılacağı yönünde.
İkincisi, bu toplantı, Irak topraklarından Türkiye'ye saldırılar nedeniyle çıkan ve belki Iraklılardan çok Amerikalıları endişelendiren gerginliğin diplomasi yoluyla giderilebileceği belki son büyük fırsat olacak. Belki bu amaçla 1 Kasım'daki yüksek düzeyli memurlar toplantısına da dikkat etmek gerekiyor.
Yani İstanbul toplantılarına kadar somut adım atılırsa, İstanbul'da yapılacak çok taraflı diplomasinin bir anlamı olacak.
Son perde Vaşington'da
Ama Ankara her halükârda, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın 5 Kasım'da Beyaz Saray'da ABD Başkanı George Bush ile görüşmesine dek atılacak somut adımlara bakacak.
Erdoğan açısından krizin diplomasi yoluyla çözülmesi ayrı bir önem taşıyor. Başbakan, silaha başvurulması gerektiğinde tereddüt etmeyeceğine dair yeterince söz söyledi. Ama bundan kaçınmak için elinden geleni yapıyor.
Çünkü kanlı eylemlerin getirdiği bir krizin daha fazla kan dökülmeden bitirilebilmesini Türkiye'nin dış siyaseti kadar iç siyaseti için de önemli görüyor. Bu da doğru. Çünkü böylelikle siyasi yöntemlerin, askeri konularda bile belirleyici olduğunu kanıtlamak istiyor. Siyaset bir sonuç alma sanatı olduğuna göre, amaç da Irak'taki PKK faaliyetinin etkisiz hale getirilmesi olduğuna göre, bu sonucun siyasi yollardan alınması, dışarıda olduğu gibi, içeride de hükümeti güçlendirecek.
Ancak bu arada ABD ve ABD etkisi altındaki Irak ve Iraklı Kürtlerden, daha
çok da Mesud Barzani'den (dolaylı da olsa) somut destek alınamaması durumunda, Erdoğan askeri çözüm yöntemlerini devreye sokmak durumunda kalacak. Ve böylece dış politikada olduğu kadar, iç politikada da karşı karşıya bulunduğu zorluklara yenilerini eklemiş olacak. Tabii ekonomide de...
İşte bu nedenle Erdoğan hükümeti başta ABD olmak üzere Irak Kürtleri üzerinde etkisi olacak herkese, 'Siyasi çözüm için yapabileceğim her şeyi yaptığımı gördünüz.
Şimdi sıra sizde' mesajını veriyor.
O yüzden Ankara artık kartlarını ve gözlerini açmış, kulaklarını tıkamış halde eylem bekliyor.