Ankara Suriye'de by-pass istemiyor

Türkiye'nin doğrudan ve ciddi bir saldırıya uğramadıkça -ki o durumda NATO da devreye girecektir- Suriye'ye tek taraflı bir harekata girmeyeceği anlaşılıyor.

Rastlantı mı dediniz? O zaman şu rastlantıya bakın:
Tam Türkiye Suriye’ye girecek mi soruları sorulurken, tam Başbakan Ahmet Davutoğlu “Savaş zaten var, gireceğimiz söylentilerine inanmayın” telkininde bulunurken, üst düzey bir devlet yetkilisi -sadece- yabancı ajans ve gazete muhabirlerini topluyor ve ismini vermeden bir açıklama yapıyor.
Bu yetkiliye göre, ki doğrudan üst makam talimatıyla konuştuğu bilgisine sahibiz, Türkiye müttefiklerine Suriye’de bir kara harekatı yapılıp yapılamayacağını sormaktadır ve ancak müttefikleriyle birlikte böyle bir harekata katılacaktır.
***
Türkiye’nin pek çok müttefiki var, NATO’daki müttefikleri var örneğin, Suudi Arabistan var en son IŞİD’e karşı mücadele çerçevesinde İncirlik’e 4 F-16 göndereceği açıklanan.
Ama Türk diplomasisinde ve askeriyesinde bir konunun müttefiklerle konuşulduğu söyleniyorsa, öncelikle ABD ile konuşuluyor, ona soruluyor demektir.
ABD sadece NATO’nun lider ülkesi değil, aynı zamanda Türkiye’nin “stratejik” askeri ortağıdır.
ABD aynı zamanda Türkiye’nin o çerçevede İncirlik Üssü'nü açtığı IŞİD-karşıtı koalisyonun da lider ülkesidir.
***
Dolayısıyla eğer böyle bir karar verilecekse, bu ABD’nin onayıyla verilecektir demek abartı olmaz.
Öte yandan ABD’nin Suriye’de müttefik kara operasyonuna onay vermesi demek, Rusya ile doğrudan karşı karşıya gelmesi demek.
Suudiler filan diye düşünmemek lazım; Suudlar da böyle bir kararı ABD’ye karşın almazlar, gerçekçi olalım.
Dolayısıyla Obama yönetimi böyle bir kararı alacaksa sadece ortaklarını değil, sadece kasım ayındaki başkanlık seçimlerini değil, aynı zamanda hasımlarını, özellikle de en büyük hasmı Rusya’yı da dikkate almak zorundadır.
***
ABD ise Türkiye ve Rusya arasındaki Suriye geriliminden rahatsızdır.
ABD Dışişleri iki ülkeyi aralarındaki sorunları konuşarak çözmeye davet etmiştir.
Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun dün Meclis’teki AK Parti grubuna hitabı sonrasındaysa Türkiye ve Rusya arasında bahar havası esmesinin en azından şu günlerde biraz zor olduğu ortada.
***
Davutoğlu Rusya’nın Azez ve Tel Rifat’a saldırılarını “alçakça ve barbarca” olarak niteledi.
“Oralarda IŞİD mi var, El Nusra mı var?” diye sordu.
Rusya’yı yerleşim bölgelerine hedef gözetmeden saldırarak savaş suçu işlemekle itham etti.
Dedik ya ABD ortakları kadar hasımlarını da düşünmek durumunda; ABD’nin Suriye’deki durumu uzaktan kumanda idare etme sınırlarına yaklaşıyoruz.
***
Bu günlerde Ankara ve Washington arasında bir ortaklık sorunu da yaşanıyor gerçi.
Seçmenine artık uzak diyarlarda Amerikan askeri öldürtmeyeceği sözü veren ABD Başkanı Barack Obama, Suriye savaşında -özellikle de IŞİD’in herkesin başına bela olmasından sonra- kara desteği için taşeron ararken, karşısına terörist saydığı PKK’nın Suriye kolu PYD ve onun silahlı gücü YPG çıktı. ABD hiç düşünmeden aldı, Obama Kobani krizi sırasında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a PYD’ye destek için telefon açmakta tereddüt bile etmedi.
Üstelik o sıralarda, hatta bundan bir sene filan öncesine dek Türk hükümeti PKK ile diyalog içindeydi ve PYD lideri de Ankara’nın sık ve meşru müdavimleri arasındaydı.
Oysa PKK’nın yeniden terör eylemlerine başlaması ve operasyonların ardından Ankara PYD’yi de terörist saydığını bütün müttefiklerine duyrurdu.
Ama ABD artık planlamasını yapmıştı. Üstelik artık bir Suriye gerçeği haline gelen Rusya’nın da favorisiydi PYD.
Erdoğan’ın “Ya o ya ben” restine, “Türkiye müttefik ama PYD terörist değil” cevabı gelince, Ankara doğal olarak sinirlendi bu işe.
***
Münih’te Türkiye’nin de parçası olduğu Suriye Destek Grubu toplantılarından “çatışmasızlık” niyeti çıkmasının ardından Obama, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile “Terörizme karşı birleşik cepheden” söz edilmesi Ankara’da sinirleri daha da gerdi.
Birincisi, böyle bir “cephe” Beşar Esad’ın terörizme karşı meşru müttefik haline mi getirecekti? Bu Ankara’nın beş yıldır izlediği siyasetin tamamen dışındaydı.
İkincisi PYD terörist yerine teröristlerle savaşan müttefik mi sayılacaktı? Bu hükümeti sadece Suriye siyasetinde değil, PKK boyutuyla iç güvenlik bakımından da ters köşeye düşürebilirdi.
***
Başa dönersek, Türkiye’nin doğrudan ve ciddi bir saldırıya uğramadıkça -ki o durumda NATO da devreye girecektir- Suriye’ye tek taraflı bir harekata girmeyeceği anlaşılıyor.
Ama son çıkışlarıyla hükümet, ABD ve Rusya’ya, özellikle de ABD’ye “Oyunu bensiz kurma” mesajı veriyor.
Suriye ile 910 kilometre sınır paylaşan Türkiye’nin dışında tutularak, by-pass edilerek kurulacak oyunların, ABD-Rusya anlaşması olsa dahi başarıya ulaşmasının zor olduğunu göstermek istiyor.
Belki zor yoldan, gelinen noktada ancak o lisan konuşulduğu için zorun lisanıyla göstermek istiyor, ama bugün itibarıyla görünüm budur.

http://www.radikal.com.tr/151227015122702

YORUMLAR
(2 Yorum Yapıldı)
Tüm Yorumları Gör

Neden AKP Suriye'nin içişlerine karışıyor? - muratcelik123

Yazar "yazıyor yazıyor" ama buna bir türlü cevap veremiyor. Hayır sorun mülteci sorunu olsa Esad rejimini muhaliflerle ve kürtlerle masaya oturtup iç savaşı bitirmeye çalışır. Peki AKP neden Suriye'nin içişlerine karışıyor? Yazara haddim olmadan hatırlatayım : Başta amaçları Suriye'de müslüman kardeşleri iktidara getirmekti. Bunun "hayal" olduğunu farkedince kürt hareketini hedef tahtasına koyarak "başarısızlıklarının" / "batağa saplanmış oldukları gerçeğinin" üstünü örtme stratejisine yöneldiler. Üstelik yazar Türkiye'siz bir çözümün mümkün olmadığını söylemiş peki acaba AKP Suriye nüfusunun %90'nını kontrol eden Esad'sız çözümün mümkün olmadığının farkında mı? Yazar asıl bu soruyu sormalı. Ama işte "gazete basan" / "gazetecileri müebbetle yargılayan" bir iktidara soru sormak cesaret işi...

DUYGULAR AKLIN ÖNÜNE GEÇTİĞİNDE FREN TUTMAZ OLUR. - m.rozbilen

Baypası mı kaldı? BMGK dünkü kararıyla Türkiye resmen baypas oldu. İstediği kadar bağırıp çağırsın, şuraya buraya top atışı yapsın. Yel değirmenlerine saldırır gibi. Niçin? IŞİD ve benzeri türevleri olan cihatçı terörist örgütlere hamilik yapmak için mi? Evet maalesef öyle. Aklın duyguları zaptedemediği ya da duyguların aklın önüne geçtiği durumlarda baypas olmaktan kurtulamazsın. Suriye politikasıyla Kürtlere olan düşmanlığımızla varacağımız nokta bu idi. Şahsen dört yıl önce de yazdım bu sayfalara. Bu politika ile ağır bir fatura ödeyeceğimizin kaçınılmaz olduğuydu. Ben dış ilişkiler uzmanı değilim ama görünen o kadar barizdi ki öngörmemek için kör olmak lazım.