Ankara yine bunaldı

Ankara'nın bugünlerde iki ciddi bunalma nedeni var. Biri son derece yakıcı ve kısa dönemde çözümü görünmüyor. Bu sorun susuzluk. İkincisi, siyasi ve istenirse...

Ankara'nın bugünlerde iki ciddi bunalma nedeni var. Biri son derece yakıcı ve kısa dönemde çözümü görünmüyor. Bu sorun susuzluk. İkincisi, siyasi ve istenirse çok kısa sürede çözülüp toplumdaki gerilimi düşürebileceği gibi, çok daha ciddi sorunlara doğru da tırmanabilir. Bu sorun da 11. cumhurbaşkanının kim olacağı.
11. cumhurbaşkanı olarak Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ü aday gösteren Başbakan Tayyip Erdoğan olmuştu. Tarih 24 Nisan'dı. 23 Nisan gecesi Meclis Başkanı Bülent Arınç tarafından verilen davette Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ile Erdoğan (ve Gül) arasında şakalaşmaya konu olacak kadar rahat ortamın ardından kulislerden yayılan bilgi, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül'ün ismiydi.
Ertesi sabah Erdoğan'ın AK Parti gubunda Gül'ün adını söylemesi, grubu sevince boğmuş, ancak üç gün sonra yapılan ilk tur oylamada kaşlar çatılmıştı. Bunun üç nedeni vardı: 1- DYP ve ANAP liderlerinin de CHP gibi Meclis'e girmemesi sonucu ilk tur oylamanın yoklamasında 367'yi yakalayamaması, 2- CHP'nin bu nedenle Anayasa Mahkemesi'ne gitmesi, 3- Aynı gece Genelkurmay'ın cumhurbaşkanı seçimini laiklikle bağlantılayıp bu konuda taraf olduğunu ve seyici kalmayacağını ilan etmesi.
22 Temmuz seçimlerine bu atmosferde gidildi. Hükümet 28 Nisan'da Genelkurmay'a verdiği yanıt ve genel olarak bu tartışmanın da katkısıyla oylarını artırarak seçimden galip çıktı. Meclis'in meşruiyet sorunu da kalmamıştı, MHP lideri Devlet Bahçeli'nin verdiği destek sayesinde 367 sorunu da. CHP lideri Deniz Baykal'a 'Bu durumda elimden bir şey gelmez, ama Gül olmasın' demek kalmıştı.
Gül bu süreçte, Erdoğan'ın iade beyanı istemesi üzerine, hâlâ cumhurbaşkanı adayı olmak istediğini, zaten kitlelerin bu yöndeki iradesine kayıtsız kalamayacağını söyledi. Kamuoyundaki beklenti, Erdoğan'ın da bu durumda desteğini vermesi ve sürecin başlamasıydı.
Öyle olmadı. Erdoğan, Gül'ün iradesinin kendileri için çok önemli olduğunu
söylemekle yetindi.
Bu durum çoğu kişide, Erdoğan'ın bu kez Gül'ün 11. cumhurbaşkanı olmasına soğuk baktığı algılamasına yol açtı. Acaba, yalnızca asker tarafından değil, ama sermaye çevrelerinden topumun laikliğe öncelik veren kesimlerince yeni bir gerilim ihtimali olarak görülmesini Erdoğan ciddiye almış ve buna göre mi davranıyordu? Acaba, Gül'den asıl duymak istediği 'Aday olmak istiyorum' yerine, 'Takdiri Başbakan'a
bırakıyorum' gibi bir cümle miydi? Gül bu cümleyi sarf etmeyerek Erdoğan'ı zorda mı bırakmıştı?
Yoksa böyle bir algılama yanlıştı ve Erdoğan daha önce de yaptığı gibi kararını yine son güne, son saate mi bırakmak ve böylece tepkilerin hepsini birden göğüsleyip tartışmaya meydan bırakmamak mı istiyordu? Bu tezi desteklemek üzere, Erdoğan'ın Meclis Başkanı (ve başkanvekilleri), yeni hükümet üyeleri ve yeni cumhurbaşkanı seçimini bir paket olarak gördüğü söylenebilirdi. Belki de üç gün önce Arınç ve Gül ile yaptığı durum değerlendimesini böyle okumak doğru olurdu.
Ancak Baykal'ın dün CHP'ye hayal kırıklığı getiren seçim sonuçlarının ele alınacağı Parti Meclisi öncesinde yaptığı sert uyarı, Erdoğan'ın işi zamana yayma (varsa) niyetini de, en az kararın kendisi kadar zorlaştırdı. Baykal, 'Uzlaşma olmazsa, çatışma olur' dedi. Erdoğan'ın seçim sonrasında gerek sermaye, gerek asker, gerekse Batılı büyükelçilikler nezdinde ihtiyatlı iyimserliğe neden olan 'uzlaşma' demeçlerine olumlu atıfta bulundu ve özetle 'Gül olmasın, gerginlik olur' tezini tekrarladı. Baykal'ın dilinin altındaki baklayı çıkarmak ise, 22 Temmuz seçimindeki ortağı DSP Genel Başkanı Zeki Sezer'e düştü. Sezer, CNN Türk'te Yavuz Oğhan'a 'Türbanlı birisinin ortaya çıkması yine gerginliğe yol açabilir' deyiverdi. Muhtemelen 'Türban meselesi olan' demek istiyordu ve takip eden cümlelerde Gül'ün Çankaya'ya çıkmamasının daha iyi olacağını söyledi.
Tartışmanın bu noktaya gelmesine hiç gerek yoktu. Erdoğan niyetini birkaç gün önce söylese, gelmezdi de. Şimdi tartışma, belki Türkiye'nin
11. cumhurbaşkanı olacak, olmazsa belki Dışişleri Bakanı kalacak, belki Meclis Başkanı seçilecek Gül'ü ve ailesini fazlasıyla yıpratır hal almaya başladı. Erdoğan'ın kararını bir an önce açıklamasında ülke açısından yarar var.