Ankara'da ikinci tezkere gerilimi

Erdoğan ne IŞİD'e karşı ABD koalisyonunun dışında kalmak, ne de 2003'deki tezkere krizini tekrar yaşamak istiyor. Ama Suriye rejiminin bu işten karlı çıkmasından rahatsız.

Başbakan Ahmet Davutoğlu bugün Bakanlar Kurulu'nu savaş gündemiyle topluyor.

Türkiye, Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütüne karşı ABD öncülüğünde açılan savaşa ne düzeyde askeri katkı verecek? Tartışılan konu bu.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel'in bakanlara Irak ve Suriye sınırları ve ötesine dair bilgi vereceğinin duyurulması işin önemini gösteriyor. Zaten Türk tank ve topçu birlikleri Suriye sınırı boyunca teyakkuza geçtiler bile.

Toplantı sonrasında hükümetin 2 Ekim'de oylanmak üzere Meclis'e sunacağı Irak ve Suriye tezkerelerine son şekil verilecek.

Irak tezkereleri son 20 yıldır hep gerilimlere neden oldu. 1990'da Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın Irak topraklarına ABD ile birlikte girme ısrarı ancak Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay'ın istifasıyla durdurulabilmişti.

2003'te AK Parti hükümetinin ABD'nin Irak'ı işgal harekatına Türkiye'nin topraklarını ve hava sahasını açma, ayrıca asker gönderme tezkeresi, CHP muhalefetinin yanısıra, AK Parti'nin üçte birinin oylarıyla reddedilmişti. Bunun sonucunda Türk-Amerikan ilişkileri dibe vurmuş, Amerikan yönetimi faturayı hükümete baskı uygulamadığı için askere çıkarmıştı. O kadar ki, Ergenekon davasından mahkum olup tahliye edilen emekli Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, başlarına gelenin ardında Irak tezkeresinin olabileceğini yazdı.

Şimdi 2014'deyiz. IŞİD adında yeni nesil bir terör örgütü iç savaşın vurduğu Suriye ve Irak'ın üçte birini kontrolü altında tutuyor ve giderek etkisini artırıyor.

Önce IŞİD elindeki Türk rehinelerin özgürlüğüne kavuşması, sonra BM toplantıları sırasında ABD Başkanı Barack Obama ve Başkan Yardımcısı Joe Biden ile temasları ardından, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Türkiye'nin (kara harekatı dahil) IŞİD-karşıtı cepheye askeri katkı vermeye de hazır olduğunu açıklamıştı.

Ancak Erdoğan üç de koşul saymıştı: Sınır boyunca uluslararası koalisyonun katkısıyla güvenli bölgeler oluşturulması, buraların uçuşa yasaklı bölge ilan edilmesi ve "ılımlı" Suriye muhalefetine eğitim ve teçhizat sağlanması işine Türkiye'nin de katılması.

Aslında Erdoğan, Batının o "ılımlı" savaşçılarının önceliğinin Beşar Esad'ın devrilmesi olduğunu unutmasını istemiyor. Türkiye'nin son üç yıldır izlediği "Esad gitmeli" siyasetinin aldığı mesafe ortadayken, şimdi IŞİD'e karşı savaşırken bir de Esad'ın bundan karlı çıkması ihtimalinden çok rahatsız, bunu da gizlemiyor.

Ama uluslararası durum pek Esad'ın gitmesine öncelik verecek gibi değil.

Mesela İngiliz parlamentosu ezici çoğunlukla hükümete IŞİD'e karşı askeri harekat yetkisi verdi, ama sadece Irak için verdi, Suriye için vermedi.

IŞİD ile saha da çarpışmak üzere Irak'ta en azından Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) Peşmergeleri, PKK ve ne kadar dağınık da olsa Irak ordusu var.

Suriye'de ise tek direniş odağı, Türkiye sınırına yakın Kobani kasabası etrafındaki YPG, yani bir yerde PKK güçleri.

ABD yönetimi ise güvenli bölge ve uçuşa-yasaklı bölge konusunun mevcut planlamada yeri olmadığını, ancak özellikle Türk hükümetiyle görüşülmekte olduğunu açıkladı. Mesela HDP, uçuşa yasaklı bölgeyi Erdoğan'ın uçağı olmayan IŞİD'e değil, olan Esad'a karşı istediğini öne sürüyor.

O cephede de Erdoğan'ın her üç koşulunun da yerine geleceğini gösteren güçlü bir işaret yok.

Yani Erdoğan ne ABD'yle yeni bir tezkere krizi yaşamak, ne de IŞİD savaşının dışında kalarak, hiç sevmediği tabirle "İslamcı teröre göz yumuyor" damgası vurulmak istiyor, ama Esad'ın bu işten güçlenerek çıkması ihtimalinden de rahatsız.

Dolayısıyla tezkerelerin içeriği ve ifadesi önem taşıyor. Tabii bir de Erdoğan'ın 1 Ekim Meclis açılış konuşmasında bu konuda bir şey deyip demeyeceği. Malum, Abdullah Öcalan'ın 1999'da yakalanmasıyla sonuçlanan sürecin başında da zamanın cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in 1 Ekim Meclis konuşması vardı.

Ne yapılması gerektiği açık: IŞİD'e karşı durmak gerekiyor. Sadece dışarıda değil, özellikle de içeride sadece IŞİD değil, el-Kaide bağlantılı diğer örgütlenmeleri de dağıtmak, yayılmasına izin vermemek gerekiyor.

Ne yapılmaması gerektiği de açık: Saldırıyı püskürtme veya uluslararası karar sonucu insani yardım amaçlı olmadıkça Türk askeri komşu Irak ve Suriye'ye topraklarına girmemeli. Türkiye'nin Ortadoğu bataklığına daha fazla çekilmesine izin verilmemeli.