Ankara'da kabin içi basınç yükseliyor

Ankara'da güvenlik kurumları arasında ve içinde gerilim artıyor. Gül devreye girecek mi?

Hükümetin son iki haftadır aldığı en iyi haber, herhalde dün Ahmet Türk’ün kapatılan DTP milletvekillerinin Meclis’ten istifa etmeyeceği, Barış ve Demokrasi Partisi’ne (BDP) katılma kararını açıklaması oldu.
İstifa kararında ısrar, AK Parti’yi bir anda yeni bir açmazla -istifaları onaylayıp onaylamama açmazıyla karşı karşıya bırakacak, ufukta ara seçim zorunluluğu belirecekti.
Meclis’te kalma kararının, Kandil’in muhalefetine karşın, İmralı’dan gelen telkinle alındığı yolunda rivayet, dün İçişleri ve Dışişleri bütçelerinin görüşüldüğü Meclis kulisine dek yansımıştı.
Görüşme öncesi MHP’li Deniz Bölükbaşı, kuliste ‘Açılımın iç ve dış boyutlarını tartışmaya giriyoruz’ diye espri yapıyordu. Ama konunun espriye vurulması, az sonra içeride yaşanan sert tartışmaları engellemedi.
Meclis’te sert tartışmaların yaşanması normal; Meclis’te tartışılmayacak da, nerede tartışılacak? Ancak Meclis’teki tartışmalar, Ankara’da yaşanmakta olan iç gerilimin, havacılık deyimiyle kabin içi basıncın yükselmesinin göstergesi değil.
Basıncın nasıl yükseldiğini görmek için idare içindeki hareketlenmelere bakmak gerekiyor. Ankara’da hükümetin üzerinde yürütme gücünü icra ettiği zeminde kaymaların, ittifak değişikliği eğilimlerini saptamak için şu gelişmeleri alt alta yazmak gerekiyor:

* Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Tayyip Erdoğan son iki hafta içinde -bildiğimiz kadarıyla- iki önemli rahatsızlık bildirimine, şikâyete muhatap oldular. Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı Emre Taner, Erzincan Bölge Müdürü ve iki yardımcısının Erzurum Özel Yetkili Savcısı Osman Şanal tarafından Ergenekon soruşturması çerçevesinde bölge müdürlüğü basılarak tutuklanması konusundaki rahatsızlığını iletmişti.

* Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un 16 Aralık’ta Trabzon’da, (Türk donanmasının, kaptanlığı Deniz Kuvvetleri Komutanı’na verilmiş amiral gemisi olan) Oruç Reis firkateyni güvertesinde yaptığı açıklamadan öğrendik ki, Genelkurmay Başkanı da yargı ve asker arasındaki sorunlardan rahatsızlığını Cumhurbaşkanı ve Başbakan’a iletmiş. Rahatsızlığın son örneği de, Erzurum Savcısı Şanal’ın Üçüncü Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk’i Ergenekon soruşturması çerçevesinde ifade vermeye çağırdığı haberleriydi. 

* Başbuğ’un da, Taner’in de şikâyetlerinde suç işleme zannı altındaki mensuplarına yargı tarafından dokunulmasından çok, dokunulma şeklini öne çıkardıkları anlaşılıyor. Hem Genelkurmay’a, hem de MİT’e göre yargının üyelerine yaklaşımında usuller zorlanıyor ve neredeyse hasmane hareket ediliyor. Başbuğ’un konuşmasında ‘itirafçılar ve gizli tanıklarla’ yürütülen soruşturmaların kurumlar arasında çatışmaya yol açabileceği vurgusu bu anlamda önemli. 

* Son olarak Emniyet teşkilatı içinde yaşanan çalkantılar, kurumlar arası çatışma tehlikesinin, bazı kurumların içinde de yaşanmaya başladığını gösteriyor. Bir süre önce Emniyet İstihbaratının başı Emin Arslan bir suç şebekesiyle irtibatı gerekçesiyle tutuklanmıştı. Dün de iki Emniyet Genel Müdür Yardımcısı’nın, Mustafa Gülcü ve Celal Uzunkaya’nın İzmir Cumhuriyet Başsavcısı Fatih Genç tarafından uzun süredir polis muhbirlik yapan, çetelerle irtibatlı bir kişiyle ilişkileri nedeniyle sorgulandıkları ortaya çıktı. 

* Kulislerde iki olasılık konuşuluyor: Ya polis teşkilatı en tepesindeki isimlere kadar suç örgütleriyle iç içe, ya da birileri polis teşkilatı içinde -sağcı ya da muhafazakâr olmak da artık yetmiyor olsa gerek- belli bir grubun tam hâkimiyetini kurmaya çalışıyor. Bu arada Kürt açılımının (Irak dahil) PKK ile mücadele boyutu konusunda Emniyet ve MİT arasında da giderek tadının kaçtığı izlenimi veren bir rekabetin varlığı konuşuluyor.

Bu tablo, Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın bilgisi dahilinde. Yürütmenin önemli iki unsuru, yürütmenin başındaki iki isimden, yürütmeye ilişkin sıkıntılarına çözüm istiyor, aksi halde kurumlar arası sıkıntının büyüyeceğini söylüyorlar. Bir başka kurum ise hem diğerleri ile yetki paylaşım mücadelesinde, hem de kendi içinde fraksiyon kavgasında görüntüsü veriyor. Başbakan, ‘Yargıyı ilgilendiren konu, benim işim değil’, diyebilir mi? Bu ayrı bir konu. Ama Cumhurbaşkanının Anayasa’nın 104’üncü maddesine göre kurumların uyum içinde çalışmasını gözetme görevi var. Cumhurbaşkanı Ankara’daki iç gerilimi gidermek için bir şey yapacak mı? Önemli bir soru bu.