Ankara'da kavga sertleşirken

En zayıf halka bazen en güçlü sandığınızdır. Son bir kaç yıldır Türk hükümet sistemindeki karar mekanizmaları giderek daha fazla istihbarat müptelası haline getirildi.

En zayıf halka bazen en güçlü sandığınızdır. Son bir kaç yıldır Türk hükümet sistemindeki karar mekanizmaları giderek daha fazla istihbarat müptelası haline getirildi.
İstihbarat, bir hükümet için olması olmamasından çok daha faydalı bir yönetim aygıtıdır. Ama bir hükümetin iç siyasetinde istihbarat giderek daha çok stratejik karar unsuru haline gelmeye başlamışsa o zaman işlerin neden kötüye gitmeye başladığını anlamak için, istihbaratın karar mekanizmaları için bir kötü alışkanlığa dönüşmeye başlamasından söz edebiliriz.
İşin daha kötüsü, tıpkı bir müptela gibi, bir süre sonra önünüze konan istihbaratın ne kadar iyi olduğundan çok, ne kadar fazla ve ne kadar -aslında olandan çok- duymak istediğiniz olması ilginizi çekmeye başlaar.
Son bir kaç yıldır, adını koymak gerekirse son 10 yıldır ve giderek arn bir şekilde, karar mekanizmaları istihbarat raporlarına dayanarak işlemeye başladı Ankara’da.
Bu on yılın ilk yarısında jandarma istihbaratının politikaya müdahale amacıyla kullanılan raporları öndeyken, son aylarda artık iyice çığrından çıkacak şekilde polis istihbaratının raporları öne çıkmaya başladı.
Kimileri bunu Ankara’nın güç odaklarındaki ağırlık merkezi değişiminin bir göstergesi sayıyor.
Kimilerine göre bu sağlıklı bir sivilleşme işareti; artık askeri darbelerin önlenebiliyor olmasının kanıtı.
Kimilerine göreyse, yüzde 10 seçim barajının getirdiği adaletsiz oy çokluğunu, toplumun bütününü tam kontrol altına alma amaçlı bir çoğunlukçuluğa çevirme aracı.
Bu apaçık bir güç kavgası. Yönetimi yıpratıyor, halkın demokrasiye ve demokratik sisteme inancını sarsıyor. Yargı, yasama ve yürütme arındaki çizgiler giderek belirsizleşiyor.
Bununla yalnızca yargının bu güç kavgasının tam merkezinde yer alıp, ortadan ikiye bölünmüş durumu kast edilmiyor. Örneğin, Başbakan’ın Meclis Başkanı’nın işine -kitabi olarak yasalara uygun, ama demokratik işleyiş açısından tartışmalı son müdahalesi de kastediliyor örneğin.
Ama kavganın yargıya yansımış hali en vahimi. Çünkü seçimler yapılır, Meclis yapısı değişir, hükümetler ve hükümetlerin yönetimindeki bürokratlar değişir. Oysa yargıya güven bir kez zedelendi mi, onu bir seçimle değiştirmenin imkanı kalmaz. Olan budur.
Siyasi kavga, içine yargıyı da çekti ve dahası kavga sertleştikçe yargı üzerinden yürümeye başladı. Bu iyi bir gidiş değil.
Meclis bugün Türkiye’nin son altı ayını alan önemli bir konuda, yargı, yasama, yürütme, yürütmenin de sivil ve asker kanatları arasında uyum bulunması gereken Kürt açılımı konusunu, bütün taraflar arasında gerili en üst seviyede yaşarken görüşecek.
Bu iyi bir tablo değil. Bazen en zayıf halka, en güçlü sandığınızdır.

Fransa: Gizli anlaşma yok, zımni mutabakat
Fransız AB işleri bakanı Pierre Lelouche’un Fransız Parlamentosu’nda ‘Türkiye ile gizli anlaşmaya vardık’ demesi üzerine Çankaya’nın tepkisi dün bu köşede yer aldı.
Üst düzey bir Cumhurbaşkanlığı kaynağı, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Paris temasları sırasında Fransız Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ile, Türkiye’nin AB üyelik hedefi üzerine açık ya da gizli hiç bir anlaşmanın söz konusu olmadığını, zaten iki ülke ilişkilerinin içinde bulunduğu durumun da anlaşmanın var olmadığını gösterdiğini söylemişti.
Bu yazı üzerine Fransa’nın Ankara Büyükelçiliği’nden bir yetkili dün arayarak şunları söyledi:
“Ortada bir gizli anlaşma yok. Anlaşma yanlış seçilmiş bir sözcük olabilir. Ama bizce Gül-Sarkozy görüşmesinde zımni (üzerinde açık konuşulmasa da öyle anlaşıldığı var sayılan) bir mutabakat, karşılıklı bir anlayış birliği var”.
Fransız yetkiliye, bu ‘karşılıklı zımni anlayışın’ ne üzerine olduğunu sorunca alınan yanıt da ilginç: “Aslında Lelouche bunu Türkiye’nin AB Bakanı Egemen Bağış’la temasında da söyledi. Türkiye ile, Türkiye’nin AB üyeliği konusunda anlaşamadığımız üzerine anlaşıyoruz.”
Anlaşamama üzerine anlaşmanın ne anlama geldiği sorulunca da, yanıt ‘AB üyeliğinizde anlaşamamış olmamız, ikili ilişkilerimizi etkilememeli’ oluyor.
Gelinen aşamada, ismini açıklamayan sözcüler yerine Türk kamuoyunun resmi açıklama bekleme hakkı doğuyor.