Ankara'da Kürt devleti gerilimi

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın dün öğleden sonra Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile görüştüğü sıralarda, Irak'la Türkiye arasında bir terörle mücadele anlaşması hâlâ imzalanamamıştı.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın dün öğleden sonra Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile görüştüğü sıralarda, Irak'la Türkiye arasında bir terörle mücadele anlaşması hâlâ imzalanamamıştı. Elli dakika süren bu görüşmede Irak'la ilgili gelişmelerin de ele alındığından kuşku duyulmamalı.
Oysa bir gün önce medyaya, imza töreninin dün sabah 10:00'da yapılacağı duyurulmuştu. Anlaşıldı ki, bu anlaşmada Türkiye'nin Irak topraklarından kendisine yönelen terör tehdidine sıcak takip ile karşılık verme hakkına yer verilmesi ihtimali, Irak'taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani'den dönmüştü. Barzani, Bağdat'taki yönetimi o denli kontrolü altına almıştı ki, anlaşmayı imzalamak için Ankara'ya gönderilen Irak İçişleri Bakanı Cevad Bolani, burada İçişleri Bakanı Beşir Atalay ile üzerinde mutabık kaldıkları anlaşma taslağının bir kopyasını da Barzani'ye göndermiş, Barzani bunu veto etmişti.
Barzani, kendi kontrolü altındaki topraklardan Türkiye'ye yönelik PKK saldırılarına karşı fiziki önlem alınmasını istemiyor. ABD'nin terörist ilan ettiği PKK'ya Türkiye'ye verdiği bütün sözlere karşı, en son Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ'a 'Hiçbir yaptırımda bulunulmamıştır' dedirtecek kadar hareketsiz kalmasının nedeni de Barzani.
Irak'taki ABD işgal güçlerinin bu harekâtta bulduğu tek yerli işbirlikçiler olan Irak Kürtleri, şimdi Amerikalıları en zor durumda, karşılarına geçmekle tehdit ediyor. Ne zaman PKK ile mücadele konusu açılsa, 'Türkiye'de genel af' demesi ve PKK lideri Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılmasını gündeme getirmesi de bundan. Barzani, bu yolla 1- Türkiye'yi dize getiren kahraman olarak bağımsız Kürt devletine doğru bir adım daha atmak, ve 2- Öcalan'ın istikbalini kurtarıp resmen himayesine alan kişi olarak da PKK'nın Kürtler arasındaki hâkimiyetine son vermek.
Dolayısıyla Barzani hem Türkiye'ye, hem de elinde Türkiye'ye karşı koz olarak tuttuğu PKK'ya karşı (yani hem dış, hem iç) nedenlerle kendisinde bir terörizmle mücadele anlaşmasını durduracak özgüveni hissedebiliyor. Bunu ABD'ye borçlu olduğunun da farkında.
Nitekim Barzani Ankara anlaşmasını engellemeden az süre önce ABD Senatosu'nda yapılan bir oylamada, Irak siyasetinin ülkenin Kürt, Şii ve Sünni bölgelerine 'gevşek bir federasyon' halinde olması kararı çıktı. Karar bağlayıcı olmasa da, oylama sonucu (100 kişilik Senato'da 23'e karşı 75)net bir görüşü ortaya çıkarıyor. Oy verenler arasında Demokrat Parti adına en güçlü başkan adayı olan Hillary Clinton da var.
Clinton, bildiğimiz kadarıyla yarın Başbakan Tayyip Erdoğan'la Nev York'ta bir iftar yemeğinde bir araya gelecek. Erdoğan, Clinton'dan bu durum hakkında izahat ister mi acaba?
Clinton'un Erdoğan sorarsa verebileceği izahat, muhtemelen Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın ABD'li muhatabı Condoleezza Rice'tan geçen gün aldığı izahat kadar geçerli olacak.
Bu izahat, muhtemelen Türkiye'yi tatmin edici olmayacak. Orgeneral Başbuğ'un hafta başında söylediği gibi, Ankara artık "Söz değil, eylem zamanı" geldiğine inanıyor.
Askerle hükümet arasında laiklik, türban, anayasa çalışmaları konusunda var olan görüş ayrılığının, PKK ile mücadele ve Irak konularında da var olduğunu düşünmek yanlış olur. Askerin, hükümetten talebi, koordinasyonun daha iyi yürütülmesi adına yeni bir yapılanmaya gidilmesi. PKK ile mücadelede yapılması gerekenlerin ana hatları üzerinde, buna Irak'taki PKK varlığı dahil, genel anlamda bir görüş birliği mevcut. Yoksa ne asker ABD ile Irak'ta karşı karşıya gelmeye, ne de Irak'ta yeni bir işgal ordusu gibi algılanmak istiyor.
Ancak bu noktada "Nereye kadar?"
sorusu meşrudur. Orgeneral Başbuğ, "Türkiye'nin gelişmeleri engelleyecek, maliyetleri artıracak güce" sahip derken neyi kastettiğini sormak da meşrudur.
Çünkü Ankara'daki Irak gerilimi son gelişmelerle artıyor. Çünkü bu arada Ankara'da ister asker, ister sivil hangi üst düzey yetkili ile görüşseniz, aldığınız yanıt değişmiyor: Ankara, bir Kürt devletinin kurulmasına seyirci kalmayacak ve bunun için ne gerekiyorsa yapmaya hazır. ABD için de, Irak için de, Türkiye için de maliyeti olacak adımların atılması sürpriz olmamalı.