Ankara'da soykırım şoku

Ankara'nın endişesi: ADL'nin 'soykırım' kararı yüzünden İsrail ve Batı karşıtlığı <br>yükselebilir.

Bundan iki yıl kadar önce, 10 Haziran 2005'te ABD'deki Yahudi lobisinin en etkili kuruluşlarından Anti Defamation League ADL), Türkçesiyle Karalamacılığa Karşı Birlik'in New York'ta düzenlenen bir törenindeydik. Tören, ADL tarafından İkinci Dünya Savaşı'nda Rodos'ta görev yaparken 42 Yahudi aileyi Nazilerin Yahudi soykırımından (Holokost) kurtaran Türk diplomat Selahattin Ülkümen anısına düzenlenmişti. Bu nedenle Türk Başbakanı Tayyip Erdoğan'a ödül verirken, ADL Başkanı Abraham Foxman, 'Büyük Kemal Atatürk tarafından kurulmuş' ve 'Laik idaresi ile Müslüman ülkeler için eşsiz bir örnek oluşturan' Türkiye'ye övgüler düzmüştü.
Erdoğan da bugüne kadar değil koyu dindar bir ortamda ve siyaseten Milli Görüş ortamında yetişmiş, herhangi bir Türk başbakanının Yahudi düşmanlığına karşı sarf ettiği en açık ve köşeli ifadelerle konuşmuştu. 'Musevi düşmanlığı, utanç verici bir akıl hastalığı, bir sapıklıktı'. 'Musevi soykırımı, tarih boyunca insanlığa karşı işlenmiş en ağır suç' idi.
İşte aynı Foxman'ın önceki gün 1915-1918 döneminde Ermenilere soykırım uygulandığına inandığını açıklamasının Ankara'da meydana getirdiği sarsıntının dalgaları, dinmek bir yana, şiddetleniyor.
İşin ilginç yanı, Türk hükümeti bu sarsıntının yol açtığı ve açması muhtemel hasarın onarılması işini de İsrail'e havale ediyor.
Görev süresi sona erdiği için veda ziyaretlerinde bulunan İsrail'in Ankara Büyükelçisi Pinhas Avivi, önceki gün Dışişleri Müsteşar Yardımcısı Büyükelçi Feridun Sinirlioğu'nu ziyareti sırasında ilk sıcak tepkileri aldı. Sinirlioğlu, bu görevine Tel Aviv Büyükelçiliği'nden gelen, daha önce cumhurbaşkanlığı başdanışmanlığı yapmış ve sorunu stratejik boyutlarıyla bilen bir isim. Avivi, dün benzeri tepkileri ve duyulan rahatsızlığı daha üst boyutta, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e veda ziyareti sırasında aldı. Türkiye'nin şu andaki Tel Aiv büyükelçisi Namık Tan, gelişme üzerine Türkiye'deki tatilini yarıda keserek dün İsrail'e, işinin başına döndü; amaç hasar tespiti, kontrolü ve mümkünse tamiri.
Ankara'nın tepkisindeki en kilit nokta, belki de önceki gün Dışişleri Sözcüsü Levent Bilman'ın açıklamasındaki son cümlede gizli: "Yahudi soykırımının tarihte emsali olmayan konumuna ve kurbanlarının anısına bir haksızlık teşkil eden bu açıklama, ADL açısından bir talihsizlik olarak görülmektedir."
Yani Ankara diyor ki, ADL bu golü Türkiye'ye değil, İsrail'in en temel davasının kalesine göndermiştir.
Ankara'ya göre, ADL bu kararı, ABD'deki demokrat-cumhuriyetçi çekişmesinden, Kongre içindeki dengelerden, bu sivil toplum kuruluşu içindeki yönetim mücadelesine dek çeşitli gerekçelere dayanarak ve İsrail'den de habersiz almış olabilir. Amerika'daki dengeleri bilen iki gazetecinin Milliyet'ten Yasemin Çongar ve Sabah'tan Aslı Aydıntaşbaş'ın dün yazdıkları gibi, bu gelişmeler ilk bakışta akla gelen İran'la doğalgaz anlaşması ya da Filistin'de Hamas'la irtibat gibi adımlara tepkiden daha önde görünüyor.
Türkiyenin İsrail'e verdiği mesaj kısaca şu:

  • 'Türkiye, İsrail'in bölgedeki stratejik derinliğidir. Eğer bu yeni yaklaşım, İsrail'in siyasi tercihlerini yansıtıyorsa, bunun Türk-İsrail ilişkileri üzerinde siyasi sonuçları olacaktır.
    O nedenle İsrail bu kararın yol açtığı hasarın giderilmesi için çaba göstermelidir.'
    Bu mesajın İsrail'de anında yankı bulduğunu, Gül'ün Avivi ile konuşması ve Büyükelçi Tan'ın Tel Aviv'e dönüşünden kısa süre sona İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Perez'in Erdoğan'ı telefonla aramasından da anlayabiliriz.
    Şimdiye dek yansıtmaya gayret ettiğim havadan da anlaşılabileceği gibi, Ankara sorunun Ermeni soykırımının giderek en yakın müttefik sayılan ABD'deki Yahudi lobisi içinde de taraftar buluyor olması kısmıyla fazla ilgili görünmüyor. Belki bu izlenimi vermek istiyor da olabilir; ama sorunun Türk-İsrail ilişkilerini tahrip etme potansiyeline daha fazla önem verdikleri ve ciddiyetle bu konu üzerinde yoğunlaştıkları söylenebilir.
    Çünkü Ankara'daki bir endişe de kamuoyu tepkisinin Ermeni soykırımı konusunu bir kenara bırakıp daha çok ABD, İsrail ve genel olarak Batı karşıtlığını güçlendirmesi.
    Dikkatle izlenmesi gereken bir süreç.