Ankara'daki fısıltılar

<arabaslik>Başbakan</arabaslik> Erdoğan, "Kulağımıza bir şey fısıldanmasına izin vermeyiz" dedi. İki saat önce Genelkurmay Başkanı Büyükanıt basın toplantısı yapacağını açıklamıştı. Köşk süreci dün itibarıyla vites yükselttiği kesin.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın basın toplantısı düzelneyeceği açıklaması ile Başbakan Tayyip Erdoğan'ın 'Kulağımıza bir şey fısıldanmasına izin vermeyiz' beyanının aynı gün yapılması belki rastlantıdır. Belki, Erdoğan'ın fısıltı açıklamasının, Büyükanıt'ın basın toplantısı yapacağı duyurusundan iki saat sonra yapılması; belki TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın da aynı gün, yani bugün basın toplantısı düzenleyeceğini ilan etmesi de rastlantıdır. Belki bu rastlantıların Anayasa Mehkemesi Başkanı Tülay Tuğcu'nun cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunda 367 katılımcı olmaması halinde kendilerine yapılacak başvuruyu görüşecekleri ve ikinci tura kalmadan karara bağlamaya çalışacakları açıklamasından sonra vuku bulması da rastlantıdır. Bunları rastlantı sayıp saymamanız, dünyaya ne kadar gerçekçi bir gözle baktığınıza bağlıdır.
Ama rastlantı sayılamayacak bir saptama yapabilirsiniz: O da cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinin dünden itibaren hızlandığı, vites yükselttiği, topun dünden itibaren daha hızla yuvarlanmaya başladığıdır.
Orgeneral Büyükanıt, diyelim yarın cumhurbaşkanlığı seçimi konusuna doğrudan değinmedi ve bu konuda sorulması muhtemel sorulara da muhalefetin bazı kesimlerinin istediği açıklıkta yanıtlar vermedi. Peki, diyelim darbe günlükleri, andıçlar konusunda açıklamalar yaparsa burada hükümete düşen bir mesaj olabilir mi?
Ya da Irak ve Kürtçülük hareketleri konusunda, PKK ile mücadele, Mesud Barzani liderliğindeki Irak Kürtleri ve ABD ile ilişkiler konularında yapması muhtemel açıklamalar hükümetin seyrüseferini etkileyebilir mi? Açıklamanın niteliğine göre, evet, etkileyebilir.
Bu aşamada bir hatırlatma yapmakta yarar var. Önceki günkü MGK toplantısından Irak'a ve Irak'taki PKK varlığına yönelik sert açıklamanın hemen ardından, Orgeneral Büyükanıt önce Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kaan Köksal'a 'Hayırlı olsun' ziyaretini, sonra da basın toplantısını duyurdu. Basın toplantısı Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in İstanbul'da Harp Akademileri'nde (cuma günü) yapacağı konuşmanın bir gün öncesinde olacak. Sezer'in konuşması, basından gizli tutulmayacak ve öğrenildiği kadarıyla, yapıldığı an Cumhurbaşkanlığı'nın (www.cankaya.gov.tr adresli) internet sitesinde yayımlanacak. Belki bu zamanlamayı da bir rastlantı saymalıyız. Belki Büyükanıt'ın, Arınç'ın ve Sezer'in konuşmalarının hep 14 Nisan'da Ankara'da yapılacak mitingin öncesinde yer alması da rastlantıdır.
Bu kadar rastlantı fazla diyorsanız, o zaman Erdoğan'ın dünkü 'fısıltı' konuşmasını daha dikkatli okuyup anlam çıkarmaya çalışalım.
Konuşmanın bu paragrafının metne Büyükanıt'ın basın toplantısı duyurusundan sonra yerleştirilip yerleştirilmediğini tam olarak bilemeyiz; ama bunun büyük bir önemi yok. Önemi olan, Başbakan'ın içinde bulunduğu düşünce sürecini ve kriterlerini yansıtması. Paragraf şöyle:

  • "Bir yerden eğer ders alacaksak, milletin sesine kulak veririz, dersimizi de milletten alırız. Biz kimsenin kulağına milletin bilmediği bir şey şey fısıldamayız. Kimsenin de bizim kulağımıza milletin sözünden gayrısını fısıldamasına izin vermeyiz. Çünkü biz, yıllar yılı fısıltılara kulak vermekten, milletin sesini adeta işitmez hale gelenleri de, onların akıbetlerini de çok gördük, çok yaşadık. Allah bizlere o günleri göstermesin, yolumuzu şaşırtmasın, milletimizle o aramızdaki muhabbetimizi bozmasın."
    Başbakan acaba kimlerin akıbetinden söz ediyor, Allah'ın bize hangi günleri göstermesini istemiyor? Örneğin merhum Adnan Menderes'in, Süleyman Demirel'in Necmettin Erbakan'ın akıbetini mi kastediyor? CHP lideri Deniz Baykal'ın 'Bugünlerde birileri bir şey söyler' türü sözlerine atfen, bütün bunların farkında olduğunu, kimsenin fısıldamasına ihtiyaç duymadan kararını vereceğini mi kastediyor? Bunları sormak bile hoş değil, ama Başbakan'ın konuşması bütün bunları akla getiriyor.
    Başka bir şeyi de akla getiriyor. Genelkurmay Başkanı Büyükanıt'ın dün Emniyet Müdürü Köksal'a verdiği inanılmaz destek, askerle polisin barışması, Erdoğan'ı rahatlatan, muhtemel bir krizi önleyen bir adım olmuş mudur? Bu adımın faturası kime çıkmıştır? Fatura ödeyenler, ödeyecekler arasında bazı cemaatler, sosyal veya siyasi gruplaşmalar olabilir mi? Büyükanıt'ın bugünkü konuşmasında bu sorulara yanıt alabilecek miyiz acaba?