Ankara'nın bir Kürt sorunu çözüm paketi var mı?

Muhalefet soruyordu. Başbakan dün 'Sorunun muhatabı Cumhurbaş-kanı. İyi niyet göstermiş' dedi

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ‘Türkiye’nin birinci sorunu. Mutlaka halledilmeli’ demesi üzerinden üç-dört gün geçti ve Ankara’nın siyasi gündemini dün neredeyse tamamen Kürt sorunu kapladı.
Muhalefet partilerinin Meclis grup konuşmalarında Cumhurbaşkanı Gül’ün ‘İster terör, ister Güneydoğu, ister Kürt sorunu’ diyerek başladığı ‘şartlar müsait, fırsatı değerlendirmeliyiz, iyi şeyler olacak’ ifadeleri önemli yer tuttu. Şöyle sıralayabiliriz:
CHP-Deniz Baykal: “Sayın Cumhurbaşkanı, Kürt sorunuyla ilgili tarihi fırsattan söz ediyor. Bu tarihi fırsat nedir? (..) Bu konuda ciddi karar almamız lazım. Nereye hizmet edeceğiz? Birileri çok bilinçli olarak, etnik temelde ayrıştırmanın ara modellerini, çözüm diye, geçici dönemler için önerme yaklaşımı içindedir. Bu yaklaşım kimseye yararlı değildir. (..) Tarihi fırsatın dayanağı ne? Terör net bir şekilde bitiyor mu, bunun güvencesi var mı?”
MHP-Devlet Bahçeli: “Başbakan’ın sutre gerisine çekilerek kamuoyunun psikolojik olarak hazırlanması sürecini izlediği bugünkü ortamda, Sayın Cumhurbaşkanı’nın ön safta yer alarak Türk toplumuna şifreli mesajlar vermesi, bu konuda bir rol paylaşımının yapıldığını da akla getirmektedir. Adı telaffuz edilmeye başlanan bir siyasi sınırın çekilmesi için taşeronluk yapılması mı?
Yoksa, bin yıllık kardeşlik hukukunun çiğnenmesi ve sosyal dokunun bozulmasına kayıtsız kalınması mı? Hangisi için bizden destek aranmakta,
hangi rezalete, üzerine basa basa tekrarlıyorum hangi ihanete katkıda bulunmamız için servis yapmamız istenmektedir?”
DTP-Ahmet Türk: “Sayın Cumhurbaşkanı da Türkiye’nin en temel sorununun Kürt sorunu olduğunu ve bunun mutlaka halledilmesi gerektiğini söyledi. Bu olumlu ve umut verici bir gelişmedir. Beklentimiz ve temennimiz bu mesajların somut adımlara dönüşmesi ve icra organı olan hükümetin bir an önce harekete geçmesidir. Asıl rol hükümete düşmektedir. Hükümetin elle tutulur bir projesi var mı?”
Yalnız Cumhurbaşkanı Gül’ün değil, İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın önceki gün Güvenlik Müsteşarlığı’nı açıklarken kullandığı ‘Ne gerekiyorsa yapacağız’ sözünden, 2005’te Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Diyarbakır’da yaptığı ‘Kürt sorununu çözmek boynumuzun borcudur’ demesine yaptığı atıftan ve PKK’lı Murat Karayılan’ın sözlerini ‘not ettiğini’ söylemesinden sonra gündemin bu konu olması doğaldı.
Siyaset sözcülerinin sözlerinden muhalif olmanın doğasında bulunan eleştiri sözlerini ayıkladığımızda geride kalan, meşru bir sorudur: Ankara’yı en çok temsil eden kişi bu açılımda bulunduğuna göre, hükümetin bu konuda somut planı var mıydı? Bir şey yapılmak isteniyordu da, o neydi?
Dün AK Parti grubu yoktu. Ama Başbakan Erdoğan’ın Azerbaycan seyahatine giderken düzenlediği basın toplantısı vardı. O da ‘Sormak istediğiniz soru var mı?’ deyince gazetecileri bu soruları sordular. Başbakan’ın yüzünde zaman zaman beliren ve zamanında Süleyman Demirel’in ‘Doğmamış çocuğa don biçilmez’ demeden önce dudağının kenarında oluşan ‘Ne cevap vereceğimi anladınız değil mi?’ kıvrımını andıran gülümsemeyle gelen cevabı şu oldu:
* “Sorunun muhatabı sayın Cumhurbaşkanı. Sayın Cumhurbaşkanı bir iyi niyet göstermiş,
iyi niyet temennisinde bulunmuş. Kötü şeyler olacaktı mı deseydi? Herkes iyi şeyler yapma gayretinde olursa, iyi şeyler olur. Ben de iyi şeyler olsun diyorum.”
Burada bir sorunla mı karşı karşıyayız? Ya hükümetin elinde henüz oluşmuş bir proje yok, ama bunun gayreti var, hazırlıkları sürüyor ve Cumhurbaşkanı’nın açıklaması bu hazırlığın kısa sırada tamamlanacağı varsayımına dayanıyor. Ya da bu plan hazır, devletin bütün katmanları biliyor, Cumhurbaşkanı yakında uygulamaya konulacak bu planı bize duyurmuş oluyor. Muhalefet liderleriyle Gül’ün yaptığı görüşme de bu durumda bir kamuoyu oluşturma için zemin çalışması niteliği taşıyor.
Hangisi doğru? Madem önce Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un açtığı, sonradan Cumhurbaşkanı Gül’ün başka açıyla ve  bir adım yukarı çıkararak vurguladığı ‘2009 fırsat yılı’ söylemi gerçekten Türkiye’nin bu en yakıcı problemini çözüm yoluna sokacak mı? Yoksa ABD Başkanı Barack Obama’nın estirdiği rüzgârla gelen iyimserlik havası ve Başbakan Erdoğan’ın söylediği gibi bir iyi niyet girişimi mi? Sanırım bu sorular daha çok sorulacak.