Arap sokağında oynamak artık daha zor

Türk pilotların kaçırılması ve Katar-İran-Lübnan çabalarıyla serbest kalabilmeleri Arap sokağının sivil Türk vatandaşları için artık o kadar güvenli olmadığını gösterdi.

Türk pilotların 71 günlük tutsaklıktan sonra 19 Ekim’de serbest bırakılmaları aslında rehinelerin karşılıklı serbest bırakılmalarını anlatan Soğuk Savaş casusluk hikâyelerini andırıyor.

Aslında 9 Ağustos 2013’te Murat Akpınar ve Murat Ağca’yı kaçıranların serbest bırakma şartı, Suriye’de aşırılık yanlısı Sünni bir grupça 14 Mayıs 2012’de İran’dan dönerken kaçırılmış olan Lübnanlı Şii hacıların serbest bırakılmasıydı. Tam da öyle oldu.

İki Türk Hava Yolları pilotu ile 9 Lübnanlı hacının karşılıklı serbest bırakılması için yürütülen gizli diplomaside kilit rolü Katar ve İran’ın oynadığı, hatta Katar’ın Lübnanlı hacıları kaçıranlara fidye de ödemiş olabileceği öne sürülüyor. Ne de olsa THY pilotlarını kaçıran İmam Rıza Ziyaretçileri örgütünün Hizbullah, Lübnanlı hacıları kaçıran Kuzey Kasırgası örgütünün de El Kaide’nin paravan örgütleri olduğu tahmin ediliyor.

Son aşamada 17 Ekim’de yani Lübnan istihbarat şefi Abbas İbrahim’in Ankara’da MİT dahil temaslarda bulunduğu gün Genelkurmay, el-Kaide’nin elindeki Azaz hizasındaki Öncüpınar sınır karakoluna 85 Kuzey Kasırgası üyesinin 15 Ekim’de gelip teslim olduğunu açıklıyor. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu “Sürekli temastayız” açıklamasını yapıyor. 18 Ekim’de İbrahim Şam’a gidip, Baas yönetiminin elinde tutulan 200 kadar Sünni kadın tutsağın serbest kalmasını konuşuyor, akşam saatlerinde Lübnan İçişleri Bakanı Mervan Şebil, Şii hacıların Türkiye yolunda olduğunu ilan ediyor. 19 Ekim’de Lübnanlı hacılar İstanbul’dan Beyrut’a yola çıkarken Türk pilotlar da (bir Katar uçağıyla) İstanbul’a uçmak üzere Lübnanlı ve Türk yetkililere teslim ediliyor, havalimanında Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından karşılanıyorlar.

Pilotların serbest bırakılmasıyla Erdoğan da, Davutoğlu da, son zamanlarda Ankara’nın arkasında İsrail parmağı aradığı medya kampanyasının hedefi olan MİT Müsteşarı Hakan Fidan da rahat bir nefes aldı. Her üçü de, bu işin başa Suriye politikası nedeniyle geldiğini öne süren muhalefet ve genel olarak da kamuoyu baskısı altındaydı.

Ama bu rahatlama Türkiye’nin Ortadoğu politikasında bir rahatlamaya işaret etmiyor. Türk pilotların kaçırılması ve Katar-İran-Lübnan çabalarıyla serbest kalabilmeleri Arap sokağının sivil Türk vatandaşları için artık o kadar güvenli olmadığını gösterdi. Keza Türk dış politikası da iki yıl öncesine dek Erdoğan posterleriyle donanan Arap sokağında artık o kadar rahat değil gibi. Suriye’de giderek Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün uyardığı türden bir İslam-içi mezhep savaşına dönmeye başlayan ve bölgeye yayılma tehlikesi baş gösteren kavga devam ettikçe Türkiye’nin zorlukları da artacağa benziyor.

ABD ve Rusya’nın devreye girmesiyle kasım sonlarında yapılması beklenen ikinci tur Cenevre görüşmeleri Türkiye’nin bir dış politika ince ayarı yapması için bir fırsat veriyor. Gerçi Erdoğan son haftalarda Suriye’de terörizme bulaşmış aşırılık yanlısı Sünni gruplarla araya mesafe koyduğunu daha açık göstermeye başladı, ama önümüzdeki günlerde daha açık adımlar da bekleyebiliriz.