Arınç ve Baykal'ın sözlerine dikkat

'Doğal olmayan bir sessizlik döneminin içinden geçiyoruz. Neredeyse bir cumhurbaşkanlığı seçimi ötesinde devlet içinde bir bilek bükme çatışması yaşanıyor.

'Doğal olmayan bir sessizlik döneminin içinden geçiyoruz. Neredeyse bir cumhurbaşkanlığı seçimi ötesinde devlet içinde bir bilek bükme çatışması yaşanıyor. Bu sağlıksız bir manzaradır.'
Bunlar, CHP lideri Deniz Baykal'ın dün Parti Meclisi toplantısı öncesinde yaptığı konuşmadan cümleler. Baykal, "Değişik bir çatışma var" diyor; "Belli kurumlara yönelik yıpratma çabaları sürdürülüyor. Birbiri ardından belgeler, andıçlar yayımlanıyor, not defterleri ifşa ediliyor. Bütün bunların kendine göre bir anlamı olsa gerek."
"Andıç ve not defterleri ifşası" askeri ilgilendirdiğine göre, Baykal böylelikle askerin yıpratılmak istediğini mi kastediyor?
Bu açık değil. Ama askerin bu süreçte kendisine göre önlemler aldığı görülüyor. Örneğin önceki akşam Ankara'da 'Atatürk'ün Kara Harp Okulu'na girişinin 108'inci yıdönümü' nedeniyle düzenlenen törene, alışıldık uygulamanın aksine medya kuruluşlarından davet edilen olmadı. Aynı şekilde, 16 Mart'ta İstanbul'da Harp Akademileri'nde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın da konuşma yapması beklenen etkinliğin basına kapalı olacağı bilgisi var.
Bu durumu, son akreditasyon tartışmalarına tepki olarak değil, cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi Türk Silahlı Kuvvetleri'nin medyada daha fazla yer alıp, belki yıpratılmasına karşı önlem olarak görmek daha doğru. Bir açıdan bakıldığında, askerin güncel konularda görüş bildirmesinden rahatsız olan çevreleri memnun etmesi gereken bir gelişme, başka açıdan bakıldığında ise hayra yorulması gereken bir sessizlik olarak görülebiliyor.
Askerin cumhurbaşkanlığı seçiminde rol oynayacağı üzerine medyada yer alan bazı yayınlar belki de buna yol açıyor. Son örneği, Aksiyon dergisinin son sayısında 'Gerilim senaryoları-Askeri Taksim'e çekme planı' başlığı altında yapılan yayın. Derginin aktardığı duyumlara göre 1 Mayıs İşçi Bayramı sırasında İstanbul'da Taksim Meydanı'nda gösteri yapmak isteyen gruplara yönelik 1977'de yaşananlar benzeri bir kışkırtma sonucu, 1997 tarihli Emniyet Asayiş Yardımlaşma (EMASYA) protokolü sonucu 1'inci Ordu'ya bağlı askerler, Taksim'i tutacak. Dergi, 1'inci Ordu Komutanı Orgeneral Fethi Tuncel'in bu konuda daha önce yapılan bir tartışmada "Vali istemeden kuvvet göndermeyiz" demiş olduğuna dikkat çekiyor. Ama aynı 1 Mayıs günü, Meclis'te cumhurbaşkanlığı seçimi için ilk tur oylamanın yapılacağına da dikkat çekiyor.
Aksiyon dergisi, Fethullah Gülen cemaatine yakınlığı ile tanınıyor. Bu cemaatin ise, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığına çıkmasına, "İnanan sıradan insanlar üzerinde baskı artar" dahil bir dizi gerekçeyle itiraz ettiği siyaset kulislerinde konuşulur oldu.
Bu tablo içinde TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın önceki gün kendisini ziyarete gelen Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kağan Köksal ve 12 il valisine hitaben söyledikleri ayrı bir anlam kazanıyor. İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun da bulunduğu kabulde Arınç, büyük şehirler başta olmak üzere artan güvenlik ve asayiş sorunlarına değindikten sonra, "Mayıs ayının bir diğer önemli konusu da cumhurbaşkanlığı seçimi" diyerek şunları söylüyordu: "Türkiye'de bu seçimi adeta bir karabasan, bir gerilim, bir tehlike gibi göstermek isteyen çevreler bulunuyor. Hepimiz uyanık olmalı, bunun topluma yansımaması için tedbirler almalıyız. Bu konuda İçişleri Bakanlığı ile işbirliği içinde olacağız."
Arınç dün gazetecilerin acaba Meclis'e yönelik eylem durumu mu aldığı, onun üzerine mi İçişleri ile işbirliği planladığı sorularına, "Kâhin veya müneccim olmaya gerek yok. Siz de çok iyi biliyorsunuz bunları" yanıtını verdi.
Arınç'ın makamından verilen bilgiye göre, Meclis'teki sosyal faaliyet ve giriş-çıkışları da yeniden düzenleyecek bu çalışma henüz tamamlanmamış. Belki de bu durum, çalışmadan henüz ne Meclis Genel Sekreterliği'nin, ne
AK Parti Grubu'nun ve ne de İçişleri Bakanlığı'nın haberli olmasını açıklayabilir.
Arınç'ın özel haber kaynakları aracılığıyla edindiği ve Erdoğan'ın adaylığı halinde anti-demokratik, ya da hükümeti çok rahatsız edecek boyutta demokratik eylemler yapılacağı duyumu olabilir. O zaman Meclis Başkanı olarak bunu bir gizem ve sessizlik perdesi arkasında tutmak
yerine Meclis'e ve kamuoyuna duyurması daha demokratik bir tutum olmaz mı?
Bakalım bu sessiz gürültü ne zaman, nasıl son bulacak?