Asıl milli güvenlik sorunu ekonomi

Dün Milli Güvenlik Kurulu toplantısı başlamadan önce Ankara'da öyle bir hava vardı ki, adeta toplantının asıl amacı belge tartışması ve o bitmeden başlayan askerlerin yargılanma usülünün değiştirilmesi konusuydu. Bu hava boşuna doğmamıştı tabii.

Dün Milli Güvenlik Kurulu toplantısı başlamadan önce Ankara’da öyle bir hava vardı ki, adeta toplantının asıl amacı belge tartışması ve o bitmeden başlayan askerlerin yargılanma usülünün değiştirilmesi konusuydu.
Bu hava boşuna doğmamıştı tabii. Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un 26 Haziran’daki toplantısında belge tartışmasıyla başlayan asker-sivil gerginliğini 30 Haziran’daki MGK’ya taşıyacağını söylemesi, gözlerin Çankaya’ya, bu toplantıya çevrilmesine neden olmuştu. 19 Şubat 2001’de tarihimizin en ağır mali krizini tetikleyen MGK’da öyle bir kavga yaşanacağını kimse tahmin etmiyordu. O nedenle onu sıraya katmıyorum. Dolayısıyla 30 Haziran toplantısı, 28 Şubat 1998’daki gibi askerlerle sivillerin tartışmasının ne gibi sonuçlar doğuracağı üzerine endişeye neden olan bir MGK toplantısı oldu.
Oysa MGK’nın gündeminde ülke güvenliği açısından gerçekten önem taşıyan konular vardı. Bunların başında PKK’ya karşı mücadele, Kürt sorununda yapılabilecekler ve o çerçevede önem taşıyan Irak gibi konular geliyordu.
Başbuğ, 29 Nisan basın toplantısında 2009 yılının 1984’ten bu yana en önemli fırsatı ortaya çıkardığını söylemişti. Birkaç gün sonra, 6 Mayıs’ta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 2009’un (Ermenistan ile ilişkiler ve) Kürt sorununda ciddi fırsatlar ortaya çıkardığını söylemişti. Gül bu fırsatı, ABD’nin Irak’taki PKK’ya karşı işbirliği başta olmak üzere dış koşulların yanı sıra, devlet kurumları arasında daha önce eşi görülmemiş uyuma bağlıyordu.
Gül bununla, 2007 sonbaharında hükümetle asker arasında başlayan ortak mücadele mesaisinin, Başbuğ’un Genelkurmay Başkanı olmasından itibaren Başbakan Tayyip Erdoğan ve hükümetiyle başlayan diyalog ortamını kastediyordu. O kadar ki Başbuğ, Bakanlar Kurulu’na gidip brifing veren ilk Genelkurmay Başkanı olmuş, tıpkı Cumhurbaşkanı gibi Başbakan’a da haftalık sunumlar yapmaya başlamıştı.
CHP lideri Deniz Baykal da bu ortamın dışında kalmamıştı. Baykal’ın özellikle silah bırakma ve barış ortamında genel af ve Kürtçe’nin devlet idare sistemine de girişi konusunda söylediklerini, belki Erdoğan söylemeye cesaret edemezdi. Çünkü Diyarbakır Baro Başkanı Sezgin Tanrıkulu’nun da söylediği gibi, ‘CHP devletin kurucu ruhunun partisiydi ve Kürt sorununa CHP’siz çözüm olmazdı.’ Ama yine de bu ‘fırsat ortamının’ asıl dinamosu, ‘devlet kurumları arasındaki uyum’ idi; Türkçesi’yle hükümet ve askerin diyalog ve uyumu.
Bu atmosfer, Fethullah Gülen’in 8 Haziran’da yayınlanan ‘Bir komplo kuruyorlar’ demeci ve takiben Taraf gazetesinin 12 Haziran’da ‘Hükümeti ve Fethullah Gülen’i bitirme planı’ başlığıyla yayımladığı ‘belge’ haberine dek devam etti.
Sonrası malum. Şimdi, kendisi de bir 28 Şubat gazisi sayılabilecek Cumhurbaşkanı Gül’ün başkanlığında yapılan MGK toplantısının ikinci bir 28 Şubat toplantısı olup olamayacağını tartışma noktasındayız.
Ya o ‘diyalog ve uyum’ atmosferi gerçek değildi, üflesen yıkılacak zayıflıktaydı. Ya da komplo
içinde komplo kurulduğu bir güvensizlik ortamına doğru gidiyoruz.
Dahası da var. Dün MGK toplantısı başlamadan önce Türkiye İstatistik Kurumu, üç aylık büyüme rakamlarını açıkladı. Türkiye’nin Cumhuriyet’in kuruluş dönemi olan 1927’den bu yana, hatta İkinci Dünya Savaşı’nın kıtlık yıllarında dahi görmediği kadar, yüzde 13.8 küçüldüğünü öğrendik, geçen yılın aynı dönemine göre.
Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, ‘Tünelin ucunda bir ışık, ama üzerimize gelen aracın farları da olabilir’ derken boşa konuşmuyormuş demek ki.
Şu anda nasıl Türkiye’nin (Cumhurbaşkanı Gül’e göre de) bir numaralı sorunu olan Kürt sorununu konuşmaya zaman, zemin bulamıyorsak, ekonomideki kötü gidişi konuşmaya da zaman ve zemin bulamıyoruz. Belge, darbe ve yargı tartışmalarıyla bir körebe oyununun içine
çekilmiş durumdayız.
Şunu bile göremiyoruz: Dünkü rakamlara göre, genç şehirli nüfusun üçte biri işsiz. Tekrar ediyorum; sokakta gördüğünüz her üç gençten biri işsiz ve bunların bir kısmının artık iş bulma umudu da yok. Sizce asıl milli güvenlik sorunu bu değil mi? Sizce de bu MGK’da tartışılmaya değer bir konu değil mi?
Ama bunları da konuşamıyoruz. Başbuğ’un psikolojik savaş tespiti doğruysa eğer, Kürt
sorunu gibi ekonomiyi de tam konuşacağımız şekilde bir taraflardan bir belgenin daha
ortaya çıkmasının tam sırası.