Askeri Şûra, Kürt sorunu, Ergenekon davası

'Belge' ve 'Yasa' gelişmeleri olmasaydı YAŞ sessiz sedasız tasfiyelere sahne olabilirdi. Yine olabilir ama...

Yarın başlayacak Yüksek Askeri Şûra (YAŞ) üç bakımdan belki de Türkiye’nin bundan sonraki seyrini belirleyecek öneme sahip.
Birbirine öncelikleri açısından sıralamak istemiyorum, ama birinci sırada Türkiye’nin de birinci sorunu olarak Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından ilan edilen Kürt sorunu var.
Çünkü Gül’ün de vurguladığı gibi, Kürt sorununda idarenin çözüm fırsatı bulmasının en önemli iç nedeni ‘kurumlar arası uyum’. Türk siyasi lügatında bunun karşılığı hükümet-asker uyumu demek. Dolayısıyla Kürt sorununun -sihirli değnek dokunup bir anda olmasa da- çözüm yoluna girmesini eğer yakın dönemde görebileceksek, bu bir anlamda ‘uyumun’ devamına da bağlı. Dolayısıyla, YAŞ tarafından ağustosun ilk üç gününde oluşturulacak yeni komuta kademelerinin bir yandan PKK ile mücadele ederken, diğer yandan siyasi otorite tarafından alınacak tedbirlerle uyum içinde çalışmayı gözetmesi bir tercih unsuru olabilir.
Ancak, ikinci olarak, burada başka ciddi bir sorun var. Hatırlanacağı gibi ‘uyum ve diyalog’ söyleminin zirve yaptığı bir sırada, Taraf gazetesinde yayımlanan bir ‘belge’ hükümet-asker ilişkileri üzerinde yeniden güvensizlik rüzgârları estirmeye başlamıştı. Ardından, halen Anayasa Mahkemesi’nde bulunan askeri yargı esaslarını değiştiren yasada yapılan son dakika değişikliği geldi. O gün bugündür, ya Başbakan Tayyip Erdoğan, ya Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ‘tatilde’ oluyor, ama perşembe günleri Başbakanlık’ta yapılan haftalık görüşmeler o yasanın çıkmasından bu yana yapılmıyor.
Yani bu iki gelişme, övgü ve güven konusu olan o ‘uyumu’ olumsuz etkiledi; en azından dışarıdan bakınca öyle görünüyor.
Bu sorun hem hükümet, hem asker cephesinden bakıldığında o kadar değişik algılara yol açtı ki, örneğin o ‘belgeyi’ hazırladığı iddia edilen ve amiralliğe terfi sırasında olan Albay Dursun Çiçek’in durumu bir anda kamuoyu dikkatinde öne çıktı. Geçen yıl terfi alamayan ve bu yıl da almasa ailesi dışında kimsenin ilgisini çekmeyecek olan Albay Çiçek’in durumu, adeta hükümetle asker arasında bir güç gösterisi olarak gösteriliyor kimilerince.
Düşünsenize, bundan önce kaç YAŞ toplantısına girerken Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bu kadar aktif personeli ceza davaları çerçevesinde sivil mahkemelerce tutuklanmış, gözaltına alınıp bırakılmış, ya da ifadesine başvurulmuş durumdaydı?
Bu açıdan Deniz Kuvvetleri’nin özel bir yeri var. Çiçek’ten başka, dokuz albay rütbesindeki subayın iddia edilen Ergenekon davasından sorgulandığı gerçeği var ortada. Sorgulanıp bırakılmanın bir hukuki sonucu olmayabilir, ama esas duruşu tam gösterememenin dahi sicil notuna mal olduğu, TSK gibi disiplini öne çıkaran bir kurumda bu işlem terfiye mal olabilir. Komutanlarına suikast hazırlığı iddiasıyla tutuklanan deniz teğmenlerinin
durumum saymıyoruz bile.
Bu da biri YAŞ öncesindeki üçüncü konuya, iddia edilen Ergenekon davasına getiriyor.
Hükümeti darbe yoluyla devirmeye yönelik suçlamalarıyla çeteleşmenin, terörizm
suçlarıyla muhalif seslerin sindirildiği iddialarının iç içe geçtiği bu dava, bir yönüyle Türkiye’de asker-siyaset ilişkilerinin de hesaplaşma alanına dönüşmüş bulunuyor.
Çiçek ‘belgesi’ ve yasaya son dakika müdahalesi olmasaydı, önümüzdeki YAŞ toplantısı sessiz sedasız, maceracı eğilimlerin tasfiye edildiği bir sonuç üretebilirdi.
Oysa şimdi alınacak her kararın üzerine bütün sahne ışıkları çevrilmiş olacak. Bu askeri müthiş bir psikolojik baskı altında bırakıyor.
Kürt sorununun  kritik bir aşamasında hükümet açısından da aslında risk oluşturuyor.
Ama bu durum, YAŞ’ta alınacak kararların önemini azaltmıyor. Tersine Kürt sorunundan Avrupa Birliği reformlarına dek pek çok konuda Türkiye’nin önümüzdeki dönem kat etmesi gereken mesafe, o mesafenin ileriye mi, geriye mi doğru olacağı ve hangi hızda yol kat edileceği açısından önem taşıyor.
Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ün dün Antalya’da tatil yapan Başbakan Erdoğan’ı ziyaret sebebinin bütün bu konularla ilgisi var mıydı sizce?