Aslan terbiyecisi

Ergenekon nedeniyle Başbuğ?u da kara listeye alanlar var. Aslan terbiyecileri iş başında

Bizim kuşağın yazılarını okuyarak büyüdüğü yazarlardan biri, önceki gün bir televizyon yayınında kaşını kaldırarak ‘Bakalım’ dedi, ‘İlker Başbuğ tarihe nasıl geçecek?’. 12 Mart, 12 Eylül askeri darbeleri ardından sıkıyönetim mahkemelerinde yargılanmış, dik durmuş bir isimdi. Ama söylediğinin askeri ‘göreve çağırma’ anlamına geldiğini daha söylerken fark etti ve vicdanı sızladı ki, ‘Hilmi Özkök’ diye başladığı cümleyi bitirmeden ‘Tabii askeri yönetimlere karşıyız, ancak o kadar da zorlamamalı’ gibilerinden bazı cümleler kurmaya çalıştı. Hazin bir manzaraydı.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, sağda veya solda görünmeleri fark etmiyor, bir kesimin gözünde 7 Ocak’ta iki emekli orgeneralin daha gözaltına alınması nedeniyle ortalığı birbirine katmadığı için şimdiden itibarını kaybetmeye başladı. Başbuğ’un kuvvet komutanlarını aynı gün karargâhta toplaması, ertesi gün Başbakan Tayyip Erdoğan’dan acil randevu talep ederek ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile görüşmelerine tepki göstermesi bu kesimi kesmiyor. Genelkurmay’ın görüşmelerin -adı verilmeden- Ergenekon soruşturmasına ilişkin gelişmeler üzerine değerlendirmelerini iletmek amacıyla yapıldığı açıklaması da yetmiyor. Onlara göre bu tavır ‘teslim olmakla’ eşdeğer. CHP lideri Deniz Baykal’ın ‘köşesine oturup izleyenler’ sözünü bu nedenle Türk Silahlı Kuvvetleri’ne layık görüyorlar.
Belki de psikitayrik bir durum; merkez sağın ve solun askeri darbelerin acısını çekmiş isimleri şimdi adeta ‘Niye o kayırılıyor?’ diye kardeşini ispiyonlayan çocuklar gibi, bugünkü iktidarın da aynı darbeyi yemesini mi istiyorlar? Anlamak zor.
Doğrusu Ergenekon soruşturması kendi içinde gayet acemice, gayet bariz ihlallerle düşe kalka ilerliyor. Kuddusi Okkır’ın tutuklulukta gereğince tedavi edilmediği için ölmesi gibi, bir yılı aşkın iddianameyi görmeden içeride tutulanların durumu gibi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ne diyeceği şimdiden tahmin edilebilecek ağır ihlaller oldu. Kurunun yanında yaşın da yandığı izlenimi veren, hatta siyasi-ideolojik hesaplaşma izlenimi veren gözaltılar, siyasi karalama amaçlı olduğu izlenimi veren uygulamalar var.
Öte yandan, ilk kez devlet içinde örgütlenen çetelerle bağlantılı darbeci zihniyetin kışkırtmalarının açığa çıkarılması ihtimali belirdi. Susurluk ile kaçan, belki de 28 Şubat’ın bir yan ürünü olarak arka kapıdan kaçmasına izin verilen fırsat şimdi yakalanabilir. Evi aranan eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun dediği gibi, yargı da dönem dönem hata yapabilir, ama rahat bırakılan yargının sonunda doğruyu bulacağına inanç sarsılmamalı.
İnsan haklarına ilişkin, hukukun korunmasına ilişkin itirazımızı yapalım. Askeri dönemlerde ‘Asmayalım da besleyelim mi?’ zalimliklerinin, ‘Aslan gibi delikanlılar varken copa ne gerek var?’ arsızlıklarının düzeyine inmeden onların haklarını savunmak da bize düşsün. Ama nedir bu çetelerin, cuntaların ortaya çıkması ihtimali karşısındaki telaş? Cinayetler işlenmişse, bombalar atılmışsa, bunlar sırf siyaseti yönetilemez hale getirmek ve bundan iktidar umarak yapılmışsa, en azından doğru olup olmadığı açığa çıkmasın mı? Soruşturmanın haklar çerçevesinde gitmesini de, demokrasiye kastedenler olmuşsa ortaya çıkarılması gereğini de savunmak aynı anda neden mümkün olamıyor?
Sanki ordunun başındaki Başbuğ kurumun durumunu bilmiyormuş, sanki kendi personelinin dosyalarını askere dışarıdan akıl vermeye kalkanlardan daha az biliyormuş gibi, nedir ‘aslana terbiyeciliği’ nobranlığı?
‘Aslan terbiyecisi’ deyimini internette ararsanız karşınıza Fenerbahçelilerin Galatasaraylılara karşı acımsızca kurguladığı siteler çıkıyor. Ama ‘Aslan terbiyecisi’ (sıkı bir Beşiktaşlı olan) emekli Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün 25 Aralık 2008’de Radikal’deki sözlerinden beri bambaşka bir anlam taşıyor. ‘Alenen söz düellosu yapsam beni alkışlayacaklar vardı’ diyen Özkök, o alkış erbabının tutumunu şöyle tanımlıyordu: “Bazıları anlasalar da ‘aslan terbiyecisi’ rolüne devam etmek için anlamazlığa geldiler”.
O Özkök’ün üslubuydu. Bağbuğ da, şimdiye kadar olan icraatıyla sıkıntılarını alenen değil, meşru zeminlerde dile getirme anlayışında kendi çizgisini geliştiriyor. Aslan terbiyecilerinin istediğini yaptırmakta zorlandığı bir çizgi bu.