Atalay: Açılımda somut adım safhası başlıyor

İçişleri Bakanı: Açılımda ilk sahfa Meclis oturumuyla bitecek. DTP yan çiziyor, kendi kaybeder

İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Kürt açılımında ilk sahfanın Meclis’te yapılacak oturumla tamamlanıp, somut adımların atılacağı ikinci sahfaya geçilmiş olacağını söyledi. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın 15 Ekim’de yapacağı Irak seyahati ardından ekimin ikinci yarısında yapılacak oturumda bazı sürpriz açıklamalar olabileceğine dikkat çeken Atalay, yılbaşına dek somut adımlar atmaya başlanabileceğini söyledi.
DTP’nin bu süreçte ‘yan çizmeye’ başladığını öne süren İçişleri Bakanı, ‘Bundan kendileri kaybeder. Şu an gerilim ortamında oy kazanıyor görünebilirler, ama gerilim ortadan kalktığında oy kaybederler’ diye konuştu.
Atalay bu açıklamaları dün Radikal, Hürriyet ve Milliyet gazetelerinin Ankara temsilcilerine yaptı. Görüşmede, AK Parti Kongresi tarafından sürecin üç sorumlusundan biri olarak oylanan Adana Milletvekili Ömer Çelik de vardı.
Atalay’ın açıklamaları şöyle:
* Açılım süreci aslında önemli bir işe yaradı. Toplumun her kesiminde canlı tartışma başladı. Bu tartışmada çok yararlı fikirler de çıkıyor; yazılanların hepsini izliyor, dikkate alıyoruz. Şimdi bu safha, yani tartışıp, fikir üretme safhasının Meclis oturumu ile tamamlanacağını düşünüyoruz. Sayın Başbakan’ın CHP lideri sayın Baykal’a yazacağı mektup ve alacağı cevap, mümkün olursa görüşmeleri de bu süreçte önem taşıyor
* Meclis’te yapacağımız konuşma önemli. Sürprizler olabilir. Öyle af, ya da Anayasa değişikliği gibi konular yok; onların olmadığını zaten açıkladık. (DTP’nin talebini hatırlatan soru üzerine) 66’ncı madde de yok; zaten zemini de yok. Sürprizler, size küçük ayrıntılar gibi gelebilir; ama önemli.
* Şu ana kadar, tartışma ortamının yanı sıra, atılan bazı adımlar oldu. Taş atan çocukların çocuk mahkemesinde yargılanması, RTÜK’ün anadilde özel radyo televizyon yayınlarına izin vermesi girişimi ve çok önem verdiğimiz TRT Şeş bu adımlar arasında. Dil ve kültürel haklar ağırlıklı adımlar...
* Meclis oturumunu, ekimin ikinci yarısında planlıyoruz. (Burada Erdoğan ve dokuz bakanının Bağdat’ta Irak hükümetiyle ortak toplantıda imzalamaları beklenen güvenlik işbirliği anlaşmasının getireceği işbirliği imkânlarına bakmak gerekiyor-MY) Sonra, yılbaşına kadar somut adımlar atmaya başlayabiliriz. İkinci safha, somut adımlar atma safhası olacak. Bu konuda zaten bazı hazırlıklar devam ediyor. (Soru üzerine) Güvenlik İşleri Müsteşarlığı yasasını da bu arada çıkarabiliriz.
* Bu sürecin başında, iki parti yan çizer diye düşünmüştüm. Biri MHP, diğeri DTP. Dediğim maalesef çıkıyor. MHP’yi anlıyorum, ideolojisine göre davranıyor. DTP de yan çiziyor. Bundan kendileri kaybeder. Şu an gerilim ortamında oy kazanıyor görünebilirler, ama gerilim ortadan kalktığında bir dahaki seçimde oy kaybederler. Zaten geçen Van’da bir miting yaptılar 10 bin kişi toplayabildirler. Halk arasında sürece destek artıyor.

DTP: Bilmediğimiz sürece nasıl destek verelim?
Büroya dönüp Atalay’ın sözlerini yazarken DTP Genel Başkanı Ahmet Türk telefonla aradı. Önceki gün DTP Kongresi’ni değerlendirirken ‘Türk, Kandil komiserlerinin onayından geçmiş konuşma metnini okurken’ diye yazmama tepki gösterdi. Konuşmasını kendi yazdığını ve önceden kimseye göstermediğini söyledi.
Türk, DTP’ye yapılan eleştirilerin haksızlığını öne sürerken şöyle şikâyet ediyordu:
* Mesele akan kanın durmasıysa, bu silahların susmasıyla olur. Ama ben silahların susmasını sağlayamam ki... DTP, PKK değil ki... Görüşmemizde sayın Başbakan’a da söyledim: Keşke DTP, PKK’nın siyasi kanadı olsaydı, o zaman daha kolay olurdu, ama değil.
* PKK’yı silahlarını susturmaya ikna etmek için DTP’nin elinde ne var ki? Ben parlamentodayım diye askerler gelmiyorsa, asker bana merhaba demiyorsa, Başbakan iki yılda ancak bir defa benimle görüşüyorsa ben ne yapabilirim? Ancak samimiyetle anahtarın nerede olduğunu söylüyorum.
* Hem DTP’nin destekleyeceği bir proje ortaya konmuş da biz desteklemiyoruz diye bir şey yok. CHP, MHP ne biliyorsa, biz de o kadar biliyoruz. Ortada bize söylenip destek istenen bir proje, bir bilgi yokken biz nasıl sorumluluk üstlenebiliriz? Bilmediğimiz bir sürece nasıl destek verip onun sorumluluğunu üstlenebiliriz? O durumda kendi kamuoyumuz karşısında nasıl durabiliriz? Bunlar düşünülmeden eleştiriliyoruz.”