Atalay 'Sıkıntı yok' diyor ama...

İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Meclis'in gergin bir gününde gergin bir oturumda konuşmak üzere iktidar kulisine girdiği sırada...

İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Meclis’in gergin bir gününde gergin bir oturumda konuşmak üzere iktidar kulisine girdiği sırada, AK Parti grubunun Kürt açılım konusunda etkili bir üyesiyle milletvekilleri arasında yaygınlaşan endişeyi konuşuyorduk.
Bu, ‘Ya açılım tutmazsa?’ endişesiydi. AK Parti vekilleri arasında bu demokratikleşme fırsatı kaçarsa, bir daha zor yakalanır diye düşünen de vardı, bir sonraki seçimde, seçim bölgesine nasıl gideceğini düşünen de.
Konuştuğum, süreç üzerinde etkili vekil, endişenin kaynağını şöyle anlatıyordu: ‘Dağdan inişlerin devamı, hükümetle muhatapları arasında zımni bir anlaşma olduğu varsayımına dayanıyor. Acak böyle bir zımni anlaşmanın varlığı konusunda şüpheler artıyor. Başbakan Avrupa’dan dönüşlerin durdurulduğunu açıkladı. Dağdakilerin Mahmur’dakilerin dönüşleri devam etmezse, siz ne kadar demokratik adımlar atarsanız atın, netice almamış olursunuz.’
Peki netice alınması yönünde bir işaret yok muydu?
Kaynağım, ‘Onu bana sormayın, işte Beşir bey geliyor, ona sorun’ dedi. Atalay, adeta az sonra Genel Kurul’da maruz kalacağı protestoyla yüzleşmeye kendini hazırlamış bir tavırla kulise girdi.
Ona da sordum: “Olur mu öyle şey, sıkıntı yok, yakında sonuçlarını göreceksiniz” dedi.
Sonuç derken, özellikle de Irak’taki PKK varlığı anlaşılıyordu. Yakında derken neyi anlamamız gerektiğini sordum; birkaç gün içinde mi demekti?
“Hayır birkaç gün diyemeyiz, ama fazla da gecikmez, gelişler olacak, Mahmur’dan olabilir” dedi.
Geçtiğimiz hafta Başbakan Tayyip Erdoğan’ın açılımla ilgili yaptığı hükümet-parti-bürokrasi yetkilileri ortak toplantısında, Kurban Bayramı’ndan önce ya da sırasında Mahmur’dan gelişler olabileceği konuşulmuştu. Bakan’a onu mu kastettiğini sordum.
“O gelişler de bayram sonrasına kalabilir” dedi; ardından “Biliyorsunuz süreci biz kontrol ediyoruz” diye eklemek ihtiyacı duydu.
AK Parti grubundaki milletekillerin inanmak istediği de tam olarak bu: Yani sürecin, başka tarafların değil hükümetin kontrolünde yürüdüğünden emin olmak. Ancak onlar da tıpkı muhalefet milletekilleri gibi, sürecin ne olduğunu, hangi adımların atılacağını, oylama aşamasına gelmeden önce duymak, öğrenmek, tartışmak istiyorlar.
Dün Genel Kurul’daki görünüm AK Parti’nin iyi bir sınav vermediği yönündeydi. Muhalefet sert ve yer yer eden aşağı vurdu, ama iktidar da kontrolü elde tutamadı.
Öncelikle bu Meclis oturumu, kanaat önderleri toplantılarından çok önce, yaz başında yapılmalıydı. İkincisi, hükümet durduk yerde açılım üzerine bir de Atatük’e sahip çıkma tartışmasını yükledi. Üçüncüsü, süreç uzayıp belirsizlikler arttıkça iktidar kulisindeki ‘Ya olmazsa’ soruları da artıyor.
Belki de bu nedenle, muhalefet kulisine hâkim olan hava, iktidar kulisindekinin tam tersiydi.
Gerek CHP, gerek MHP vekillerinde ‘Bu iş bitti, yaptırmadık’ havası apaçık görülüyordu.

Arınç: Mahalle baskısı Meclis’te
Hükümetin Kürt açılımını 10 Kasım’da, Atatürk’ün ölüm yıldönümünde başlatmasına muhalefetteki CHP ve MHP’den gelen direnişin, hükümetin canını ne kadar sıktığı kuliste daha açık görülüyordu.
Başbakan Yarımcısı Bülent Arınç, Meclis Başkanı Şahin’in muhalefet sıralarına fazla müsamahakâr davrandığı düşüncesinde,’Ah şimdi ben kürsüde olacaktım ki, gösterecektim’ ruh hali içindeydi.
‘Bunu yazacaksanız anlatayım’ dedi ve anlattı: “Bakın üç tane gündem dışı konuşma yapıldı. MHP adına Reşat Doğru konuştu. Konuşması, gündemde ‘Tokat’ın sorunları’ üzerineydi. Son anda değiştirerek 10 Kasım yaptı. İşte bu da Meclis’te mahalle baskısıdır.
Ayrıca, 10 Kasım’da Meclis’te Tokat’ın sorunları konuşuluyor, ya da mesela süne zararlısıyla mücadele konuşuluyor da adeta bu güne kutsiyet yüklenerek demokratikleşme neden konuşulamıyor?”
Peki, hükümetin altı aydır konuşulmakta olan bu konuyu mutlaka 10 Kasım’da konuşmaktaki ısrarı nedendi? Bir gün sonraya alınsa, bu tartışmalar hiç çıkmasa, açılım süreci biraz daha, üstelik bu kez Atatürk’ün anısına saygısızlık edildiği suçlamalarıyla gölgelenmese daha iyi olmaz mıydı? Arınç bu sorulara ‘Bu hafta yapalım, uygulamaya geçelim dedik’ cevabını veriyor. Evet, demokratikleşme konusunun Meclis’te 10 Kasım’da da görüşülmesi mümkündür; muhalefetin ısrarı geciktirme taktiği olarak görülebilir. Ama ne yazık ki, hükümetin açıklaması ve ısrarı da ikna edici değil.