Avrupa Birliği ile müzakereyi ne engelleyebilir?

Bitirmekte olduğumuz yılın Türkiye açısından en önemli siyasi gelişmesi, Avrupa Birliği'nin 17 Aralık Brüksel zirvesinde üyelik amaçlı müzakere tarihi açıklaması olarak saptanabiliyor.

Bitirmekte olduğumuz yılın Türkiye açısından en önemli siyasi gelişmesi, Avrupa Birliği'nin 17 Aralık Brüksel zirvesinde üyelik amaçlı müzakere tarihi açıklaması olarak saptanabiliyor. Dün Bakanlar Kurulu'nda, önümüzdeki yıl bu konu çerçevesinde yapılması gerekenler uzun uzun tartışıldı. Tartışılanlar arasında, müzakere aşamasına gelinmeden önce geçilecek aşamalar ve Türk idari sisteminin 10 yıl sürebilecek bu süreçte uyumlu çalışmasını sağlayacak mekanizmaların bulunduğu anlaşılıyor. Hükümet sözcüsü ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek, müzakere heyetinin yapısı ve isimlendirmenin bir dahaki Bakanlar Kurulu'na kalabileceğini söyledi.
İşin çerçevesi belirlendikten sonra isimlendirme daha çok bir formalite olarak kalacak. İşin başında Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün olması kimseyi şaşırtmayacak; Gül, hem güçlü siyasi konumuyla, hem de konuyla ilgili kesimlerde üzerinde en çok uzlaşılan isim olarak öne çıkıyor.
Aslına bakılırsa, 3 Ekim 2005 olarak açıklanan müzakere tarihine dek olacaklar daha önemli görülüyor. Tarama süreci bu konudaki en büyük engel değil. Gümrük Birliği anlaşması nedeniyle büyük ölçüde geride bırakılmış olan mevzuat taramasının yapılacağı zaten biliniyordu; bir sürpriz olarak değerlendirilmemeli. Tarama sürecinin müzakerelerin önünde bir engel olması beklenmiyor.
Görünürde en büyük sorun Kıbrıs gibi görünüyor. Oysa Kıbrıs'a belki ikinci büyük sorun demek daha doğru. En ciddi sorun, 17 Aralık belgesinde de en ciddi sorun olarak, üyelik sonrası Türk vatandaşlarının AB sınırları içinde serbest dolaşım ve çalışmasına getirilebilecek kalıcı kısıtlamalar görülüyor. Hükümetin, TBMM'deki Genel Görüşme sırasında kalıcı kısıtlamalar konusunda halka ve Meclis'e gerçeğin tamamını söylemediği, Dışişleri Bakanlığı'nın AB'ye bu konuda bir nota vermesi ile de anlaşıldı. CHP lideri Deniz Baykal, bu açığı yakalayarak "notanın aslında hükümete verilmiş olduğunu" söyledi. Bu mutlaka iç siyasi tüketime yönelik bir söylem, ama bu notanın verilmiş olması, Ankara açısından 17 Aralık belgesindeki en rahatsız edici unsurun ne olduğunu gösteriyor.
Peki, 25 AB üyesi tarafından yapılan 17 Aralık belgesi ortadayken, Türkiye'nin nota veresinin bir anlamı var mı? Bu nota, acaba yalnızca Türk kamuoyuna 'Boş durmuyoruz' mesajı vermeyi mi amaçlıyor? Yoksa gerçekten gidişi etkileyebilir, Türkiye'nin lehine çevirebilir mi?
Bu konuyu yalnızca halen Dışişleri'nde görevli olan uzmanlara değil ama, bu konular üzerine yıllarını vermiş emekli diplomat ve uluslararası hukukçulara sorduğunuzda, nota vermenin olayların seyrini etkileyecek bir anlamı ve önemi olduğu sonucuna varabiliyorsunuz. Uzmanlara göre, Türkiye böylelikle olabilecek en açık şekilde, 'Ben senin aldığın bu kararı tanımıyorum, bunu bana dayatmanı kabul etmeyeceğimi şimdiden söylüyorum' diyor.
Anlamı yeterince ciddi. Müzakerelerin başlamasını ya da bitirilmesini Kıbrıs sorunundan daha ciddi bir şekilde etkileyecek konu, işte bu 'kalıcı kısıtlamalar' ihtimali. Çünkü, 3 Ekim tarihi önünde getirilen Gümrük Birliği'ne Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'ni dahil etme protokolünün imzalanması, zaten Türkiye'nin reddettiği bir konu değildi. Bunun resmi tanıma anlamına gelmeyeceği o kadar çok kere söylendi ki, Rum hükümeti de bunu benimsemiş görünüyor.
Peki müzakerelerin başladıktan sonra kesintiye uğraması ihtimali ya da o aşamada yeni taleplerde bulunulması ihtimali var mı? Kesinlikle var. Peki bu her şeyin sonu mu? Hayır. Hatta kuvvetli bir AB yanlısı olarak bilinen Brüksel Özgür Üniversitesi'nden profesör Ali Bayar, bunun korkulacak bir şey bile olmadığını, bazen görüşmeleri kesmenin de diplomasinin bir parçası olabileceğini söylüyor. Müzakereler sırasında (evet Fransa tarafından) veto edilen İngiltere, İspanya ve Danimarka örnekleri ortada. Gündüz Aktan, geçenlerde bu konudaki bir 'beyin jimnastiği' toplantısının kahve arasında, İspanya'ya imza aşamasında İngiltere tarafından dayatılan balık kotalarının artırılmasının, bir nota ile nasıl etrafından dolaşılarak aşıldığını anlattı.
Önemli olan müzakerelerin başlaması. Ondan sonra gelen taleplerle mücadele etmek de, başa çıkmak da daha kolay. Önemli olan mücadele azmini yitirmemek ve nerede haklı olduğunu iyi bilerek çıkarları korumak.